Genel

23 Nisan 1920: Türkiye Büyük Millet Meclisinin Açılışı

İstanbul’un 16 Mart’ta işgali üzerine Mustafa Kemal, harekete geçmekte gecikmedi.17 Mart 1920’de Ordu komutanlarına bir genelge göndererek Meclisin Ankara’da toplanmasının gerekli olduğunu bildirdi. Mustafa Kemal Atatürk önceden beri Meclis-i Mebusan’ın İstanbul’da değil, Anadolu’da toplanmasını istemekteydi. İşgal altındaki İstanbul’da meclisin tehlikede olduğu savunuyordu. Atatürk’ün bu düşüncesine karşın Heyet-i Temsiliye’nin yaptığı toplantılarda meclisin İstanbul’da toplanması fikri ağır bastı. Meclisi Mebusan üyelerini belirlemek için Ali Rıza Paşa hükûmeti döneminde seçimler yapıldı.

İstanbul’un İşgali Sonrasındaki Gelişmeler

Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti üyeleri seçimlerde başarılı oldu. Heyet-i Temsiliye’nin başkanı olan Atatürk, kendisinin Meclis-i Mebusan’ın başkanı seçilmesini ve Anadolu’da süren hareketin yasal olarak tanınmasını istiyordu. Ancak 18 Mart 1920’de İngiliz işgal kuvvetleri Meclis-i Mebusan’daki Heyeti Temsiliye milletvekillerini tutukladı ve sürgüne gönderdi. Bu tutuklamalardan sonra 18 Mart 1920’de Meclis-i Mebusan kapandı.

İstanbul’un işgali, Mebuslar Meclisi’nin dağıtılması, aydınların ve milletvekillerinin tutuklanması Osmanlı Devleti’nin sona erdiğini gösteriyordu. Mustafa Kemal Paşa’nın tahminleri doğru çıkmıştı. Artık herkes onun etrafında toplanacaktı. Bundan sonra. İstanbul’dan Ankara’ya bir akın başladı. O güne kadar İstanbul’da kalıp “bir şeyler “ yapmak isteyenlerin tek umutları Ankara ve Mustafa Kemal Paşa oldu. Milli egemenliğe dayalı bir devlet kurmayı düşünen Mustafa Kemal Paşa bu fırsatı iyi değerlendirdi. Kuracağı devletin temel organlarını oluşturacak yeni meclisin toplanmasını sağlayacak çalışmaları başlattı.

19 Mart’taki genelgesinde; yeni seçilecek olanlarla, İstanbul’dan kurtulmayı başaran mebusların en kısa zamanda Ankara’da toplanmalarını istedi. Erzurum Kongresi kararlarında belirtilerek, Sivas’ta da onaylanan kararlarda açıklandığı gibi “ …Osmanlı hükümeti milletin istiklalini koruyamamış…” ve Anadolu’da bir milli hükümetin kurulması için bütün şartlar oluşmuştu.

Temsil Heyetinin Genelgesi Gazetelerde

21 Mart 1920

Mustafa Kemal’in 19 Mart 1920 olağanüstü meclis toplanacağını duyuran genelgesi üzerine, 21 Mart 1920 tarihli bazı gazetelerin başlıkları:

Alemdar: Ahmet Anzavur Bey, Bursa’nın temizlenmesine doğru. Kuvayı Gayri Milliye’nin hezimeti.

İkdam: Yarınki Türkiye.

Öğüt: Şimdi bize düşen vazife, süratle Meclis’i toplayarak, sıkı bir birlik, azim ve sebatla hak ve hayatımızı müdafaa etmektir.

İzmir’e Doğru: Anadolu’nun sesi. Ankara’da Meclisi Millî.

Açıksöz: İstanbul’un işgali etrafında. Ankara’da Olağanüstü Yetkileri Olan Meclis.

14 Nisan 1920

Peyamı Sabah’ta Ali Kemal: Ankara’yı boylayan Celalettin Arifler, Adnanlar, Halide Edipler, millî hâkimiyetle küstahça oynuyorlar. Hükümet’e ve büyük bir devlete yıldırımlar yağdırıyorlar. Foyaları şimdi ortaya çıktı.

İzmir’e Doğru : Millî mücadelemizin semereleri.

İkdam: Günün en önemli meselesi, Kuvayı Milliye hakkındaki kararların Anadolu’da meydana getirdiği tesirdir.

İleri: Meclisin (Osmanlı) geçirdiği 12 yıllık evre. (Meşrutiyetin ilanından beri üç defa feshedildi, bir defa da kapatıldı.)

Öğüt: İstanbul’u işgal edenler süngülerine dayanıyorlar. Birlik içinde kuvvetli olmak da büyük bir güç kaynağıdır.

19 Mart Genelgesinden Sonraki Gelişmeler

Mondros Heyeti (Solda Oturan Bahriye Nazırı Rauf Bey, Sağda otoran Hariciye Müsteşarı Reşat Hikmet Bey, Arkada sağda heyet katibi Ali Bey (Türkgeldi), ortada Yzb. Tevfik, solda yaver Yzb. Sait.

İtilaf Devletleri, İstanbul’un işgal nedenleri arasında Kuvayı Milliye’yi gösteriyordu. Temsil Kurulu da Anadolu’da İtilaf Devletleri’ne mensup kim varsa gözaltına alınmalarını ve işgal sırasında tutuklanarak Malta’ya götürülenlere karşılık birer rehine olarak harp esiri sayılmalarını emreder. Erzurum’da Lord Curzon’un yeğeni, İngiliz Yüzbaşı Rawlinson tutuklananlar arasında önemli bir isimdir ve onun Malta’ya götürülen Rauf (Orbay) Bey ile değiştirilmesi düşünülür. İngilizler Eskişehir ve Afyon’dan çekilmeye başlar. Eskişehir’de Kuvayı Milliye güçleri, bin kadar İngiliz askerini kuşatır. Yirmi beş kadar İngiliz subayı Ankara’ya getirilir, sokaklarda gezdirilir.

Ankara, bir hamle daha yapar ve Anadolu Demiryollarına el konularak Temsil Kurulu tarafından işletilmesine karar verir. Mustafa Kemal’in emri üzerine Ulukışla’daki demiryolu hattı uçurularak, Anadolu’nun Çukurova ile irtibatı kesilir. Aynı şekilde Batı Anadolu’da da Ali Fuat Paşa, Geyve’deki tren yolunun bozulmasını emreder.

Ali Fuat(Cebesoy) Paşa

Anadolu’da 43 şubesi bulunan Osmanlı Bankası ile Düyunu Umumiye ve Reji idarelerinin hesaplarına el konulur. Kurumlara İstanbul’a hesaplarını göndermemeleri bildirilir. Kolordulara ve illere gönderilen bir genelgeyle İstanbul’la haberleşmenin kesilmesi emri verilir. Artık Türkiye’nin yönetim merkezi Ankara, yönetim makamı da Temsil Kurulu olmaya başlar. Sonunda 19 Mart 1920 tarihinde, vali ve komutanlara (İllere ve Bağımsız Sancaklara ve Kolordu Komutanlarına) “Olağanüstü Yetkiler Taşıyan Meclis” için seçim yapılması bildirilir.

5 Nisan’da hükümeti kuran Damat Ferit Paşa’nın ilk işi, Anzavur’a “paşa” unvanı vermek olur. Damat Ferit, İngiliz Yüksek Komiseri Robeck’le görüşerek, Anadolu Harekâtı’na karşı Anzavur’dan başka İzmit, Bolu, Trabzon, Kayseri, Harput taraflarına da bazı kişilerin sevk edileceğini, paşalığa yükselttikleri Anzavur için İngilizlerden silah, milliyetçiler aleyhine yayımlanacak ferman ve fetvaları Anadolu’ya dağıtmak için uçak ister

Padişah Vahideddin, artık toplanamayan Osmanlı Mebusan Meclisi’ni 11 Nisan’da kapattığını ilan eder. Bir yandan da Ankara’da bir meclis toplanmasının önüne geçmek için her yola başvurulur. Ankara’da Meclis çalışmaları sürerken, ayaklanmalar baş gösterir. .

13 Nisan 1920 tarihlerinde Bolu, Düzce dolaylarında da isyan çıkar. Bu isyan, 19 Nisan 1920 tarihinde Beypazarı’na kadar yayılır. Adapazarı’nda olaylar çıkaran isyancılar, Çatalköprü ve Mudurnu köprülerini tahrip ederler. Anzavur kuvvetleri Edincik’i işgal eder.

Atatürk, bunun üzerine Heyet-i Temsiliye’yi temsilen meclisi Ankara’da toplanmaya çağırdı ve 21 Nisan 1920’de yayınladığı bir bildiri ile meclisin 23 Nisan 1920’de toplanacağını duyurdu.

TBMM’nin Açıldığı Sırada Anadolu’nun Genel Durumu

Mondros Ateşkesi’nden sonra İtilaf Devletleri başta Boğazlar ve İstanbul olmak üzere Anadolu’nun önemli bölgelerine asker ve cephane yığmışlardı.

İzmir’in işgalinin ardından kurulan Kuva-i Milliye birlikleri Yunan ilerleyişine karşı Batıda direnme hatları ve cepheler oluşturmuşlardır: Ayvalık, Bergama, Soma, Aydın, Nazilli ve Salihli Cepheleri. Balıkesir ve Alaşehir Kongreleri’nde Batı Anadolu’da işgal edilmiş ya da işgale uğrayabilecek yörelerin savunması için gerekli önlemleri içeren kararlar alınmıştı.

Batı Anadolu’daki direniş kuvvetleri Sivas Kongresi’nin Kuva-i Milliye Komutanlığı’na atadığı Ali Fuat Paşa kanalıyla Temsil Heyeti’ne bağlanmıştı. Maraş ve Urfa halkı Fransız kuvvetlerine karşı başarılı olmuş, Adana dolaylarında ve Antep’te direnişler sürüyordu.

Batılıların yardımıyla Gümrü’de örgütlenerek devlet kuran Ermeniler, Erzurum’a kadar Doğu Anadolu’yu ele geçirmek amacıyla eylemlerini arttırmışlardı. İngilizler ve İstanbul Hükümeti Ulusal direnişlere engel olmak üzere halk üzerindeki olumsuz propaganlarını yaygınlaştırmışlar, Anzavur ve Kuva-i İnzibatiye birlikleri harekete geçmiş, Anadolu büyük bir iç savaşın eşiğine getirilmişti.

21 Nisan Tebligatı

Nihayet, gelebilmiş olan milletvekilleriyle yetinerek Meclis’in, Nisanın 23’üncü Cuma günü açılmasına karar verdik. Bu karar üzerine, 21 Nisan 1920 tarihinde bütün memlekete yaptığım tebligat metnini, o günün duygu ve düşüncelerine ne kadar uymak zorunda kalındığını gösteren bir belge olmak bakımından aynen bilgilerinize sunmayı yerinde buluyorum.

1- Tanrının lütfuyla Nisanın 23’üncü Cuma günü, cuma namazından sonra Ankara’da Büyük Millet Meclisi açılacaktır.

2 – Vatanın istiklali, yüce Hilafet ve Saltanat makamının kurtarılması gibi en önemli ve hayati görevleri yapacak olan Büyük Millet Meclisi’nin açılış gününü cumaya rastlatmakla, o günün kutsallığından yararlanılacak ve bütün sayın milletvekilleriyle Hacı Bayram Veli Camii Şerifinde cuma namazı kılınarak Kur’an’ın ve namazın nurlarından da feyz alınacaktır. Namazdan sonra, Sakalı Şerif ve Sancakı Şerif alınarak Meclisin toplanacağı yere gidilecektir. Meclise girmeden önce bir dua okunarak kurbanlar kesilecektir. Bu merasimde Camii Şerif’ten başlayarak Meclis binasına kadar Kolordu Komutanlığı’nca askerî birliklerle özel tören düzeni alınacaktır. (…)

6 – Yüce Tanrı’dan tam bir başarıya ulaştırması niyaz olunur.’”

TBMM’nin İlanı

Mustafa Kemal; 22 Nisan 1920’de de Büyük Millet Meclisi’nin açılışını kısa bir genelgeyle tekrar duyurur ve bundan böyle “bütün sivil ve askerî makamların ve bütün ulusun emir alacağı en yüksek kat”ın bu Meclis olacağını kaydeder.

23 Nisan Cuma günü Hacı Bayram Camii’nde kılınan Cuma namazının ardından dualar ile meclis açıldı.

Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ve Meclis-i Mebusan üyelerinden oluşan 324 milletvekili ile kurulan meclis, zorluklar nedeniyle 115 milletvekili ile açıldı. Aynı gün gerçekleşen toplantıda meclis adının “Türkiye Büyük Millet Meclisi” olmasına karar verildi. 23 Nisan 1920 tarihinde, parlamento geleneklerine göre, en yaşlı üye olan Sinop Milletvekili Şerif Bey (d. 1845), Başkanlık kürsüsüne çıktı ve konuşma yaparak Meclis’in ilk toplantısını açtı.

Sinop Milletvekili Mehmet Şerif Efendi

TBMM, 23 Nisan 1920’de Ankara Milletvekili Mustafa Kemal’in açılış konuşmasıyla çalışmalarına başladı. En yaşlı üye sıfatıyla Sinop Milletvekili Şerif Bey başkanlığa getirildi. En yaşlı üye Şerif Bey vakarlı ve yaşına göre çok dik bir yürüyüşle ağır ağır başkanlık kürsüsüne çıkıp açış söylevini okudu. Bağılsız koşulsuz (kayıtsız şartsız) Türk bağımsızlığının Ulusal Kurtuluş Savaşı’ndaki ilk ve değişmez belgesi olan bu söylevi şöyledir:

“Saygıdeğer dinleyiciler:

İstanbul’un, geçici kaydıyla yabancı güçler tarafından işgal olunduğu, bütün temelleriyle halifelik makamının ve hükümet merkezinin bağımsızlığının yok edildiği hepinizce bilinmektedir. Bu duruma baş eğmek, ulusumuzun bize sunulan yabancı tutsaklığını kabul etmesi demektir. Ancak tam bağımsızlık (istiklali tam) ile yaşamak için kesinlikle kararlı olan ve ezelden beri özgür ve başına buyruk yaşamış bulunan ulusumuz tutsaklık durumunu son derece sertlik ve kesinlikle reddetmiş ve hemen vekillerini toplamaya başlayıp yüksek meclisinizi oluşturmuştur. Bu yüce Meclis’in en yaşlı üyesi kimliğiyle ve Tann’nın yardımıyla ulusumuzun iç ve dış tam bağımsızlık (istiklali tam) içinde yazgısının sorumluluğunu doğrudan doğruya yüklenip kendisini yönetmeye başladığım bütün cihana duyurarak Büyük Millet Meclisi’ni açıyorum. Kutsal olarak bağlı olduğumuz bütün Müslümanların Halifesi ve Osmanlıların Padişahı Altıncı Sultan Mehmet Hazretleri’nin yabancı boyunduruğundan kurtarılmasında ve saltanatın sürekli merkezi olan İstanbul’umuz ile işgal altında ve türlü kıyım ve işkence içinde nesnel ve tinsel (maddi ve manevi) bakımdan insafsızca yok edilmekte olan zulüm görmüş bütün illerimizin kurtarılmasında bizi başarılı kılmasını yüce Tanrı’dan dilerim.”

TBMM Başkanı Mustafa Kemal’in İlk Meclis konuşması

Ardından yapılan seçimle Mustafa Kemal TBMM’nin ilk başkanı oldu. Mustafa Kemal’in verdiği önerge dikkate alınarak aşağıdaki şekliyle karara dönüştürüldü:

1- Hükümet kurmak gereklidir (Meclis bu hükmü kabul etmekle, kendinde kuruculuk vasıflarının da bulunduğunu gösterir. TBMM’nin kurucu Meclis gibi çalışmasının nedenidir. Anayasa hazırlayan her meclis kurucudur).

2- Geçici de olsa bir hükümet veya padişah vekili (kaymakamı) atamak doğru değildir. (TBMM’nin süreklilik özelliği. Meclisin kararlarında bağımsız olması düşünülmüştür).

3- TBMM’nin üstünde hiçbir güç ve kuvvet yoktur. Mecliste toplanmış olan ulusal iradeyi gerçek olarak vatanın geleceğine egemen kılmak temel ilkedir (Ulusal Egemenlik. Bu maddeye göre Osmanlı Padişahı ve Hükümeti yok sayıldığı gibi yeni bir devletin kurulduğu belirtilir).

4- TBMM, kanun yapma ve kanun yürütme yetkilerini kendinde toplamıştır (Güçler Birliği İlkesi’ni benimsemiştir).

5- Meclis içinden ayrılacak ve meclis tarafından görevlendirilecek bir heyet, meclise vekil olarak hükümet işlerini görür. Meclis Başkanı bu hükümetin de başkanıdır (“Meclis Hükümeti Modeli” benimsenmiştir).

6- Padişah ve Halife, bulunduğu baskıdan kurtulduktan sonra Meclisin düzenleyeceği kanuni esaslara göre durumunu alır (İlk TBMM, Padişah-Halifeyi düşman elinden kurtarma görevini de üstlenmiştir. Bu karar; halife taraftarlarına karşı hem bir tedbir olarak, hem de devam eden bağımsızlık savaşına padişah yanlılarının da desteğini sağlamak için alınmıştır).

7- TBMM, dini konuların yürütülmesinden de sorumludur.

TBMM, 24 Nisan 1920 günü yaptığı ikinci toplantısında Mustafa Kemal Atatürk’ü meclis başkanlığına seçti. Atatürk, kendi öncülüğünde kurulan TBMM’nin başkanlığını Cumhurbaşkanı seçildiği gün olan 29 Ekim 1923 tarihine kadar sürdürdü.

TBMM’nin Açılımasının Anlamı ve Önemi

Bir Ulusun uyanışı – TBMM önü (23 Nisan 1920)

TBMM, siyasal yapısı, kuruluş şekli ve kendisine tanıdığı özellikler bakımından büyük bir devrimdir.

Meclise varlık veren düşünce “Ulusal İrade”dir. Meclis, Mustafa Kemal tarafından Temsil Kurulu adına olağanüstü yetkilerle toplantıya çağrılmıştır. Şu halde TBMM, son derece geniş hak ve yetkilere sahip olan bir meclistir. Bu özelliği yukarıdaki kararlarda da anlaşılmaktadır.

Nitekim yukarıda esasları belirtilen önergenin birinci maddesindeki “Hükümet kurmak gereklidir” hükmünü kabul etmekle, kendisinde “kuruculuk” özeliğinin bulunduğunu göstermiştir. Geçici bir hükümet başkanı seçme veya padişah vekili atamayı reddetmekle “devamlılığı”nı ifade etmiştir.

TBMM, önergenin diğer maddelerinde kendisini ulusal iradenin tek ve üstün bir temsilcisi olarak tanımakla, fiili olarak olmasa bile, hukuksal bakımdan İstanbul Hükümeti’ni ortadan kaldırmış oluyordu. Çünkü bundan böyle İstanbul Hükümeti, Türk Ulusu adına söz söylemek ve iş görmek yetkisinden yoksun bırakılıyordu. Halit Padişaha gelince, onun da gelecekte meclisin belirleyeceği esaslara göre yerini alacağı ifade edilmekle, devlet başkanı yetkileri kalmamıştı.

Bütün bunlardan da anlaşılıyor ki, 23 Nisan 1920’de TBMM’nin açılmasıyla yeni bir Türk Devleti kurulmuş bulunuyordu. Bu durum, TBMM’nin yasama ve yürütme yetkilerini birlikte kullanmasıyla, diğer bir deyişle iktidarı devralması ile somutlanmıştır.

Ulusal Egemenliğe dayanan bu devletin adının cumhuriyet olması gerekirdi. Fakat dönemin koşuları henüz böyle bir ifadenin kullanımına uygun değildi.

TBMM’nin açılmasıyla en geniş yelpazede ulusal güçler birleşmiştir. Ulusal Mücadeleye katılımlar artarak devam etmiştir.

TBMM adının kullanılması, kurulan yeni devletin ulusçu düşünceyi temel aldığını ve Türk Milletine dayanıldığını ortaya koymuştur.

TBMM’nin açılması Kurtuluş Savaşı’nda bir siyasal devrimdir. Çünkü egemenliğin kaynağı ulus olarak belirleyen meclis, aynı zamanda yeni bir devleti müjdelemektedir.

TBMM’nin açılması ulus egemenliğinin en üstün anlayış olduğunu ortaya koymuştur.

TBMM’nin içinden bir hükümet kurulması “halk hükümeti” olduğunu kanıtlayan bir durumdur. Nitekim TBMM üyeleri, çok farklı meslek gruplarını barındırır. TBMM üyeleri 179’u memur ve aydın, 54’ü asker, 47’si din görevlisi, 110’u çiftçi, tüccar mesleklerden oluşmuştur.

Bu da halkın meclisinin kurulduğunu gösterir.

Birinci TBMM’nin Nitelikleri

1- Yeni meclis ihtilalci bir meclistir. Çünkü kurulu düzenden ayrı ve yepyeni bir düzeni kurmaya çalışan ve savaşı sevk ve idare eden bir kuruluştur.

2- Yeni Meclis “Kurucu Meclis” sıfatıyla açılmak istenmişse de tepkiler göz önünde tutularak “olağanüstü yetkilerle donatılmış meclis” sıfatıyla açılmıştır. Buna rağmen devletin esaslarını belirleyen belgeyi (anayasayı) hazırladığı için “kurucu” bir özellik taşır.

I. TBMM’nin aldığı ilk kararlar göz önüne alınırsa, “Kurucu Meclis” özelliği taşıdığı görülür. Bu meclis, kendi üstünde bir güç tanımamakla egemenliği ulusa vermiş oluyordu. Bu durumda Osmanlı egemenliği tamamen yok olmuş sayılırdı. I. TBMM’nin açılmasıyla yeni ve sürekli bir devlet kurulmuştu. Ancak bu düşünce açık ve net biçimde ortaya konulamamıştı. Çünkü bu meclisin çoğunluğu padişahın hain değil, haksızlığa uğradığı düşüncesini taşıyordu.

3- Yeni meclis ulusal niteliklidir. Çünkü egemenliğin kaynağını ulusa dayandırmıştır. Nitekim TBMM ulusal egemenliğe dayalı ilk meclistir. Ancak henüz bağımsızlık savaşı devam ettiğinden ve kamuoyu buna hazır olmadığından cumhuriyet olduğu belirtilmemiştir.

4- Yeni Meclis idealistler meclisidir. Çünkü vatanın kurtuluşunu her şeyin üstünde tutmuştur. İlk TBMM’nin ilk hedefi ülkeyi düşmandan kurtarmak yani ulusal bağımsızlıktı. Bu nedenle ulusal birliği gerçekleştirmek, düzenli bir ordu kurmak, kurtuluş amacının başlıcalarıydı. Meclis üyeleri savaş yöntemleri konusu hariç tam bir uyum içinde çalışmışlardır.

5- Yeni meclis, demokratik karakterlidir. Çünkü üyeleri seçimle belirlenmiştir. Bu meclis için seçilmeyen Osmanlı Mebusan Meclisi üyelerinin bir kısmı “Milli iradeye ters düşmemek ve milli birliği sağlamak” amacıyla I. meclisin de üyesi olarak kabul edilmişlerdir.

6- Yeni meclis, merkeziyetçi bir yapıya sahiptir. Çünkü yasama, yürütme organlarını tek elde toplamıştır. Güçler Birliği’ni sağlayarak ülkeye tamamen egemen olmuştur. Yasama ve yürütme gücünün TBMM’ye ait olması, ilerde Cumhuriyet yönetimine geçileceğinin işaretiydi. Ayrıca güçler birliği sistemi ile o günkü koşullarda çabuk karar vermek ve kararları derhal uygulamaya koymak amaçlanmıştır.

7- Yeni Meclis, iç politikada halkçılık, dış politikada bağımsızlığa saygı ilkesini temel almıştır.

8- Yeni Meclis ulusal egemenlik ilkesine göre oluşmuştur. Çünkü meclisin tamamen millet iradesi ile seçilen milletvekillerinden oluşmuştur.

9- Yeni Meclis, Misak-ı Milli’nin gerçekleştirilmesi amacına hizmet etmiştir.

10- Yeni Meclis, vatanın kurtarılmasına ağırlık vermiş, böylece ulusal birliğin korunmasını sağlamıştır. Düşmanın yurttan kovulmasından sonra yapılacak devrimler ve düzenlemeler bu meclisin gündeminde bulunmamaktadır. Devrim olarak sadece saltanatı kaldırmıştır.

11- TBMM kurulduğu ilk yıllarda ve daha sonraları yabancı devletlerle ilişkilerinde bağımsızlığına saygı gösterenlerle siyasi ilişkiler kurmayı, anlaşmalar yapmayı, barış içinde yaşamayı ilke edinmiştir.

12- İlk hükümet üyeleri meclis içinden seçilmiştir. Hükümet gücü mecliste olduğu için başbakan yoktu. Meclis başkanı hükümetin de başkanı olmuştur.

13- I. TBMM, saltanata bağlıymış gibi göründüğü halde, ihtilalci bir özelliğe sahiptir. Bunu kanıtlayan birçok karar almıştır. Örneğin İstanbul’un işgalinden sonra hükümetçe alınacak kararların, yapılacak antlaşmaların tanınmayacağı hakkında yasa, vatana ihanet edenleri cezalandırma yasası, Damat Ferit ve arkadaşları hakkında gıyaben yargılanmaları hakkında karar, Ferit Paşa Hükümeti tarafından yapılan her türlü atama ve terfi işlemlerinin kabul edilmemesi hakkında karar, İstiklal Mahkemeleri’nin kurulması ile ilgili karar gibi.

14- İlk TBMM, 1921 Anayasası’yla “Şeriat hükümlerinin uygulaması görevini” kendi üzerine almıştır.

15- Bu meclisteki asker kökenli milletvekilleri komutanlık görevlerini de birlikte yürütmüşlerdir.

16- Meclis üyeleri arasında siyasi görüş ayrılıkları varsa da öncelikli hedef vatanın kurtarılmasıdır, bu konuda birlik sağlanmıştır.

17- Mustafa Kemal’in ilk gün başkan seçilmesinin, Ulusun kurtulması için en gerekli yasaların çıkarılmasında büyük etkisi olmuştur.

18- Türkiye adını kullanan ilk meclistir.

19- Azınlık milletvekilleri bulunmadığından ulusal meclistir.

20- I. TBMM, 23 Nisan 1920’de toplanmış ve 1 Nisan 1923’e kadar görev yapmıştır.

TBMM’nin açılmasıyla Temsil Heyeti’nin görevi sona ermiştir. İlk Ulusal egemenliği gerçekleştiren TBMM, 20 Ocak 1921 tarihine kadar ülkeyi fiili anayasalı bir düzen içinde yönetmiştir. Kurtuluş Savaşı’nın zor koşulları altında yıpranan I. TBMM, 1 Nisan 1923’te, meclisin üyelerinin yeniden belirlenmesi için seçim kararı alarak dağılmış, 11 Ağustos 1923’te ise II. dönem TBMM açılmıştır.

Meclis Hükümeti Sistemi

Türkiye Büyük Millet Meclisi – 23 Nisan 1920

TBMM, yasama erkini kullanarak çıkardığı yasaları kendi adına yürütmek için vekiller seçer. Yürütme kuruluna “hükümet” adının verilmemesinin nedeni, görünürde İstanbul’da bir hükümet olması ve padişaha karşı sorumluluğudur.

Oysa TBMM’nin içinden çıkan Yürütme Kurulu üyelerine “Nazır” ya da “Bakan” denilmemesinin nedeni ulusal egemenliği temsil eden meclise vekalet etmeleri gerçeğinden kaynaklanmaktadır.

Her vekil mecliste tek tek oylanarak seçilirdi. Meclis, istemediği hükümet üyesini düşürebilirdi (bu durumda hükümet düşmez, sadece bakan değişir).

Bu sistemde bir başbakan yoktur. Ayrıca Cumhurbaşkanlığı makamı da yoktur. Bu iki makam TBMM’nin kendisidir. Dolayısıyla meclis başkanı hem başbakanın hem de cumhurbaşkanının görevlerini üstlenmiş olur.

Kurulun kullandığı güç ulusun TBMM’de temsil edilen egemenliğinden kaynaklanmaktadır. Üyeler bu anlamda tek tek ve toplu olarak Meclis’e karşı sorumludurlar. Meclis olağanüstü dönemin koşullarında ortaya çıktığı için doğal bir demokratik özden yoksundur. Bu durum ileride Cumhuriyetin doğuşunun koşullarını hazırlamıştır.

Yürütme yetkisinin TBMM Hükümeti’ne değil de meclise verilmesi, TBMM Başkanı’nın aynı zamanda Hükümetin başkanı olması sonucunu doğurmuştur. Meclisin her konuda hükümeti denetleme hakkı ise yapı itibariyle demokratiktir. Mustafa Kemal’e göre Hükümet ile Meclis arasındaki bu ilişki ulusal egemenliğe dayalı halk hükümetinin kurulduğunun somut kanıtıdır. Gerçekten de meclis kararları ve özellikleri dikkate alındığında bu görüş doğrudur. Kısaca ilk TBMM Hükümeti yürütme yetkisine sahip değildir. Yürütme yetkisi TBMM’ye aittir.

Birinci TBMM’nin Başlıca Çalışmaları

TBMM – 1920

1- Ayaklanmaları bastırmak için Hıyanet-i Vatan Kanunu’nu çıkardı ve İstiklal Mahkemeleri’ni kurdu.

2- İlk Anayasayı hazırladı. (Teşkilat-ı Esasiye)

3- Düzenli Ordu’yu kurdu.

4- İstiklal Marşı’nı kabul etti.

5- I. ve II. İnönü, Sakarya, Büyük Taarruz kazanıldı. (Bu nedenle I. TBMM döneminde en büyük harcamalar ulusal savunma alanında yapılmıştır.)

6- Gümrü, Moskova, Kars, Ankara, Mudanya Antlaşmalarını imzaladı ve Londra Konferansı’na katıldı.

7- Tekalif-i Milliye Emirleri’ni çıkardı.

8- Sovyet Rusya ile ilk ilişkileri başlattı.

9- Başkomutanlık ve Gazilik ünvanlarını verdi.

10- Türk İstiklal Savaşını kazandı.

11- Saltanatı kaldırdı.

12- Lozan’ı başlattı.

Lozan’da kesinleşen sınırlar.(Kırmızı çizgiler)

I. TBMM İçinde Muhalefet Grupları ve Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Grubunun Kurulması

Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti

I. TBMM üyeleri, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti programını benimsemiş kişiler arasından seçilmişlerdi. Bunlar, Misak-ı Milli esaslarında birleşmekle beraber, Meclis’e gelen birçok sorunlarda ayrı düşüncede bulunuyorlardı. Kurtuluş Savaşı’nı gerçekleştirerek Türk Ulusu’nu bağımsızlığına kavuşturmak amacıyla açılan TBMM’de düşünce birliği sağlanamamıştı.

Mustafa Kemal Paşa, çoğunluğu, bu savaşın Padişah ve Halifeye karşı da yapıldığını henüz anlamamış olan bu Meclis’te çeşitli sorunlarla karşılaşıyordu. Bu düşünce ayrılığı, gittikçe daha fazla kendini hissettirmeye başladı ve Meclis’te muhalif gruplar meydana geldi.

Meclis’te daha açılışından itibaren farklı gruplar oluşmuştu. Bunların en önemlileri Çerkez Ethem’in başında bulunduğu Yeşilordu Grubu, ayrıca İstiklal Grubu, Halk Zümresi, Tesanüt Grubu, Islahat Grubu gibi siyasal zümrelerdi. Her grup çalışmalarını ayrı ayrı sürdürüyordu.

Meclis’in gruplara ayrılması, çözülmesi gereken sorunlar üzerinde uzun tartışmalara ve görüşmelerin uzayıp gitmesine yol açıyordu. Mustafa Kemal Paşa bu bölünmelerin Meclis’in çalışmalarını aksatması üzerine, Meclis çalışmalarını ve görüşmelerini dağılmaktan kurtarmak, sorunlar üzerinde zamanında ve yerinde kararlar alabilmek için 10 Mayıs 1921’de “Müdafaa-i Hukuk Grubu” adıyla bir grup meydana getirdi.

Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Meclis Grubu’nu meydana getiren bu kuruluşun programı Misak-ı Milli esasları çerçevesinde, vatanın bütünlüğünü ve ulusun bağımsızlığını sağlamak için Devlet ve Ulus kuruluşlarını, Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’na göre birleştirecek ve belirleyecekti.

Grubun başkanlığını Mustafa Kemal Paşa üzerine aldı. Meclisteki gruplardan hiçbirine katılmamış üyelerin çoğu bu gruba geçti. Böylece Meclis’te kuvvetli bir grup meydana geldi.

Mustafa Kemal Paşa’ya inanmış kişilerin oluşturduğu bu gruba “Birinci Grup” adı verilir. Bu grup, vatanın ve milletin bağımsızlığı yolunda kararlar alabilmek amacıyla son Osmanlı Mebusan Meclisi’nde kurulması istenen, ancak kurulamayan Müdafaa-i Hukuk Grubu olarak da adlandırılır. Halk Fırkası’nın kurucuları bu gruptan çıkmıştır.

Bu grubun çeşitli nedenlerle karşısında olanlar ise “İkinci Grup”ta birleştiler. İkinci Grup, farklı düşüncede insanlardan oluşuyordu: Muhafazakarlar, bazı din adamları, Enver Paşa’yı isteyenler, Hükümette yer alamayanlar, Mustafa Kemal Paşa’yı sevmeyenler, hep bu gruba girmişlerdi. Mustafa Kemal’e muhalefet etme bu grupların ortak özelliği olmuştur. Gruplardan bir kısmı saltanat ve Hilafet yanlısıdır. Terrakiperver ve Serbest Fırka’nın kurucuları genellikle bu gruba mensup olan kişilerden olacaktır. İkinci Grup Meclis’te şiddetli bir şekilde muhalefet görevini yaptı. Ancak Birinci Grup tartışmalardan hep galip çıktı. Mustafa Kemal Paşa bu bölünmüş Meclisi zafer amacına bağlayarak tüm bunalım ve sıkıntılara rağmen çalıştırmayı başarmıştır.

Birinci TBMM’nin Açılması Karşısında İstanbul Hükümetinin Tutumu

İstanbul Hükümeti Sevres Antlaşmasını imzalıyor.

TBMM’nin açılması, Osmanlı Hükümetince olumlu değerlendirilemezdi. Çünkü TBMM egemenliği Osmanlı ailesine değil, ulusa vermişti ve kurtuluş için tam bir mücadeleyi amaçlıyordu.

Bu durumda özellikle Damat Ferit Paşa, TBMM ile Anadolu’da kurulan yeni devleti yıkmak ve Anadolu Ulusal Eylemini ortadan kaldırmak ve önlemek için elinden gelecek her çareye başvurmuştur.

Anadolu halkını etkileyerek TBMM’yi etkisiz bir organ haline getirmek, diğer bir deyişle halkı TBMM’ye karşı ayaklandırmak için İstanbul Hükümeti şu tutumları sergilemiştir:

1- Mustafa Kemal Paşa ve yakın arkadaşları İstanbul’daki Divan-ı Harp’ın kararlarıyla yokluklarında idama mahkum edildiler (24 Mayıs 1920).

2- Şeyhülislam Dürrizâde tarafından yayınlanan fetva ile Mustafa Kemal’i destekleyenlerin dine karşı gelmiş olacakları propagandası yapıldı.

3- Kuva-i İnzibatiye (Halifelik Ordusu) kuruldu, ayaklanmalar çıkarıldı.

4- İtilaf Devletleri’yle hemen bir barış antlaşması (Sevr) imzalandı.

TBMM, İstanbul Hükümeti’nin bu tutumlarına karşı;

a) Damat Ferit Paşa’nın vatan haini ilan edilerek, vatandaşlıktan çıkarılmasına,

b) Şeyhülislamın fetvasına karşı Ankara Müftüsü Rıfat Efendi tarafından Milli Mücadeleyi destekleyen karşı fetva yayınlanmasına karar verdi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.