Antropoloji Genel Tarih

5300 Yıl Önce Yaşayan Ötzi’ nin Diyeti

Ötzi Neler Yiyordu?

Yapılan araştırmalar Ötzi’nin genellikle etle beslendiği sonucunu ortaya koydu. Diş minelerindeki zedelenmelerden yola çıkılarak varılan bu sonuç, ölmeden hemen once dağ keçisi, geyik ve çeşitli tahıllar yediği ortaya çıkmasıyla da güçlendi. Ayrıca Ötzi’nin arka dişlerinden birinde muhtemelen yediği tahılların arasına karışmış olan bir taşın neden olduğu büyük bir kırık saptandı.

Ötzi’nin Laktoz İntoleransına sahip olduğu bu yüzden de süt ve süt ürünleri tüketemediği de tespit edildi. Ötzi’nin yaşadığı dönemde Laktoz İntoleransının günümüze oranla çok daha fazla olduğu düşünülüyor. Ek olarak o dönemde hayvancılığa yeni geçilmiş olması ve süt ve süt ürünlerine pek ilgi duyulmaması da bunun nedenleri olarak gösteriliyor.

Ötzi’nin son olarak yabani keçi yağı, kızıl geyik eti, einkorn adı verilen eski bir buğday ve zehirli eğreltiotu yediği ortaya çıktı. Mönüdeki yağ oranı yüzde 50. Yani günümüz perhizlerindeki yüzde 10’luk yağ oranının çok üstünde.

İtalya Bolzano’daki mumya araştırma ekibinden Dr Frank Maixner “Avlandığı yüksekliği göz önünde bulundurursak, bu şekilde bir enerji kaynağına ihtiyaç duyması normal” diyor. “Bunu yapmanın en iyi yolu da yağ almak; yağ, zor koşullarda hayatta kalmak için gerekli enerjiyi sağlar”.

Sonuçları Current Biology’de yayımlanan araştırma, Bakır Çağı’nın mönüsünde neler olduğuna dair bir fikir veriyor. Ötzi’nin yediklerine yönelik daha önce detaylı araştırma yapılamamasının nedeni, mumyanın midesinin yeni bulunmuş olması. Bedeninin mumyalaşma şekli nedeniyle Ötzi’nin midesi bulunması gereken yerde değildi. Ötzi’nin midesinde detaylı inceleme yapan bilim insanları midedeki yağın süt ürünlerinden değil, Alplerde yaşayan dağ keçisinden geldiğini ortaya çıkardı.

Dr Maixner “Ötzi’nin diyeti iyi dengelenmiş karbonhidrat, protein ve yağlardan oluşuyor. Sindirdiği yüksek yağ oranı şaşkınlık verici” diyor. Ancak bu diyetin Ötzi’nin vücuduna zarar vermiş olduğu da ortaya çıktı. Ötzi’nin bazı atardamarlarında tıkanma olduğu tespit edildi.

Ötzi’nin midesinde bulunan eğreltiotunu ise bitkisel ilaç olarak kullanılıyor olabileceği tahmin ediliyor. Bir diğer olasılık ise Ötzi’nin yemeğini eğreltiotu yapraklarına sarıp yiyor olabileceği. Buz adam Ötzi’nin yabani eti çiğ ya da kurutulmuş olarak yediği tahmin ediliyor.

Buzadam Ötzi’nin midesinde bulunan yosunlar

Buzadam Ötzi’nin midesinde bulunan yosunlar, Ötzi’nin Alplerin bu yüksek noktasına nereden geldiğini aydınlatıyor. Buzadam Ötzi 5.300 yıl önce öldüğünde, yanında en az 75 tür yosun ve kızılyaprak vardı. Yeni araştırmalara göre bu bitkisel ortam, Ötzi’nin son yolculuğunun detaylarını ortaya çıkarıyor.

Ünlü mumya ile birlikte buzda kalmış olarak bulunan türlerin bir kısmının Ötzi’nin öldüğü yükseklikte yetiştiği biliniyor. Diğer türler ise muhtemelen Alp dağ keçisi gibi hayvanlar tarafından buraya taşınmıştı.

Ancak yeni araştırmaya göre Ötzi de yanında hem kasıtlı olarak hem de istemeyerek bazı türler getirmişti. Bu türlerin birçoğu Alpler’in yakınındaki Schnalstal vadisinde yetişiyor. Yani Ötzi son yolculuğunu yüksek dağlara doğru bu vadi boyunca yapmıştı.

Çalışmanın ortak yazarlarından arkeobotanikçi James Dickson, “Bulgularımız, Ötzi’nin çevredeki diğer vadiler yerine Schnalstal’dan gittiğine dair büyük bir kanıt sağlıyor.” diyor.

Yosunlar yenmek için değildi

Şimdi Ötzi olarak bilinen doğal mumya, ilk olarak 1991 yılında Avusturya ve İtalya sınırındaki bir dağ sırası olan Alpler’de yürüyüş yapan bir çift turist tarafından keşfedildi. Gövdesinin ve eşyalarının inanılmaz derecede iyi korunmuş olması, Buzadam’ın hayatı hakkında, giydiklerinden (deriden ve posttan yapılmış giysiler, bir pelerin) kullandığı silahlara (yeni keskinleştirilmiş bıçak, oklar) kadar birçok bilgi sağladı.

Arkeologlar ayrıca Ötzi’nin 45 yaşlarında ve şiddetli bir şekilde öldüğünü de belirlediler. Kafa travması, baş parmağı ve işaret parmağı arasında kemiğe derin bir kesik ve sol omzuna saplanmış bir ok ucu vardı. Bu ok yarası muhtemelen Buzadam’ın kanamadan ölmesine neden oldu.

Dickson, 1994 yılından itibaren Ötzi’nin bulunduğu bölgeden gelen yosun ve kızılyaprak kalıntılarını analiz etmeye başladı.

Dickson, “Düzinelerce küçük şişe vardı ve şişelerden biri çok siyah, çok koyu kahverengi görünüyordu ve bunun nedeni kesinlikle yosun dolu olmasıydı. ‘İlk önce ona bakacağım’ diye düşündüm, bu yüzden bir çift cımbız aldım ve yavaşça tüpten yosunu çıkardım ve henüz tüpün dışına çıkarmadan önce bile bunun ne olduğunu biliyordum.” diyor.

Bu yosun, Buzadam’ın bulunduğu soğuk, buzlu yüksekliklerde hiç gelişemeyen bir tür olan Neckera complanata adlı bir yosun türü idi. Dickson, Buzadam’ın sindirim kanalında, şaşırtıcı bir keşifte bulunan mikroskobik bitlerin de bulunduğunu, çünkü yosunun lezzetli veya besleyici olmadığını söyledi. Ayrıca, şaşkınlığın, annenin sindirim sisteminde minik bataklık yosunu lekelerinin keşfi olduğunu söyledi.

Şaşırtıcı olarak Buzadam’ın sindirim sisteminde de, mikroskobik yosun izleri bulundu. Zira bu yosun lezzetli veya besleyici değildi. Ayrıca minik bataklık yosunlarının da kalıntıları ortaya çıkarıldı.

Araştırmacılara göre büyük olasılıkla, Ötzi bu yosunları yutmak istemememişti, onları yanında taşımak istemişti. Emici bataklık yosunu tıbbi amaçla kullanılmış olabilir. Buzadam’ın korkunç el yarasından kanı kesmek için kullanılmış olabilir. Çünkü bu yara Ötzi’nin ölümünden muhtemelen bir ya da iki gün daha önce olmuştu. Neckera yosunu ise, Ötzi’nin bağırsağında bulunan dağ keçisi veya kızıl geyik etini sarmak için kullanılmış olabilir.

Ötzi karlı Alplerde öldürüldükten 5300 yıl sonra mumya olarak korunmuş halde bulundu. Eğer günümüzdeki bir kalp doktoru Ötzi’ye bir tavsiye verebilseydi şöyle derdi: “Çok fazla yağlı yemeği bırak ve kan basıncını ve kolesterolü düşüren ilaçlar almayı düşün.”

Bu tavsiye, mumyanın kardiyovasküler sağlığı için yapılan yeni ve kapsamlı incelemeye dayanıyor. Bütün vücuduna çekilen tomografi gösteriyor ki Ötzi, kalbinde kalp krizi riskini artıran üç kalsifikasyona (sertleşen plaklar) sahipti.

Ötzi aynı zamanda, başına ve boynuna kan taşıyan şahdamarının çevresinde ve beynine kan taşıyan kafatası tabanındaki atardamarlarda da kalsifikasyona sahipti. Yapılan çalışmada yer almayan Johns Hopkins Medicine’dan Dr. Seth Martin “Sertleşen plaklar büyük ihtimalle Ötzi’nin inme geçirme riskini artırıyordu.” diyor.

Ötzi’nin yaşadığı zamanı düşündüğümüzde günümüzdeki kolesterol düşürücü statinler gibi ilaçlara erişim imkanı yoktu. Dr. Martin, “Bitki temelli olan vejetaryen beslenme biçimine (kalp hastalıklarını azaltmaya yardımcı) odaklanıyor olacağız.” dedi.

Kötü olan durum, Ötzi büyük ihtimalle etten hoşlanıyordu. Önceki çalışmada, araştırmacılar Ötzi’nin son yemeğinin yağ içeren yabani keçi etinin yanı sıra yabani geyik ve tahıllardan oluştuğunu bulmuştu.

Martin, “Eğer Ötzi’nin durumu yeterince kötü olsaydı ve bir zaman makinesiyle onu günümüze getirebilseydik, doktorlar ona şahdamarını temizleyen ve inme riskine engel olan karotid endarterektomi operasyonu yapardı.” diyor. Martin, Ötzi’nin kan akışını başka bir yöne çevirerek engellenmiş atardamarın etrafından akışını sağlayan koroner bypass operasyonunu geçirebileceğini de ekledi.

Ötzi’nin Sağlığı

Ötzi yaşlı olabilir ama oldukça yakın zamanda bulundu. Yürüyüşçüler onu 1991 yılında İtalyan Alpleri’nde gömülü halde buldu ve o şimdi İtalya, Bolzano’daki Güney Tyrol Arkeoloji Müzesi’nde tutuluyor. Buzadam Ötzi, dünya üzerinde en çok inceleme yapılan mumyalarından biri. Araştırmacılar artık Ötzi’nin dişlerinin ve dizlerinin kötü halde olduğunu biliyorlar. Araştırmalara göre Ötzi laktoz intoleransına, muhtemelen Lyme hastalığına, ülsere neden olan mide bakterilerine ve vücudunda 61 tane dövmeye sahipti.

Yeni çalışma, eğer Ötzi 46 yaşındayken kafasına aldığı bir darbe ve omzunu delen okla öldürülmeseydi, bu plaklardan kaynaklanan sağlık problemleriyle karşı karşıya kalabilecek olduğunu gösteriyor.

Global Heart dergisindeki önceki bir çalışmada, Ötzi’nin ateroskleroz için genetik bir yatkınlığa sahip olduğunu, arterlerin yağ birikintilerinden dolayı daraldığı bulundu. Dahası, tomografi taramaları bazı arterlerinde (şahdamar, distal aort, sağ ilyak arteri) genel aterosklerotik hastalık belirtileri gösterdi. Çalışmada yer almayan Albert Zink, “Bununla birlikte Ötzi’nin kalbinde kalsifikasyonlar olduğu (ateroskleroza, inme veya kalp krizi riski artmasınayol açan) fark edilmeden önce bu bilinmiyordu.” diyor.

Ötzi’nin aşırı kilolu olmadığı, tütün içmediği, düzenli olarak egzersiz yaptığı ve büyük ihtimalle yüksek yağlı bir beslenme yapmadığı (en azından bugünün standartlarına göre) göz önüne alındığında, genlerinin sağlık durumunu açıkladığı görülüyor.

Çalışmada yer almayan, New York’ta kardiyolog olan Dr. Philip Green, “Yaşam tarzının plak gelişiminde önemli bir rol oynamadığını düşünüyorum.” diyor. Ötzi’nin vejetaryen olması gerektiğiyle ilgili önerilere rağmen, Zink bunu başka bir şekilde yorumluyor. Zink, “Günümüz standartlarına kıyasla, riskli hasta olarak kabul edilmeyecektir. Yani, vejetaryen veya vegan gibi farklı bir beslenme biçiminin Ötzi’ye yardım edemeyeceğini düşünüyorum.”

Yeni çalışmada araştırmacılar 2013 yılında Ötzi’nin, daha yeni yapılan bir tomografi taramasını incelediler. Bu Ötzi’nin baştan ayak parmaklarına kadar tüm vücudunu içeren ilk tomografi taramasıydı. İki kolu garip açılarda durduğu için Ötzi normal bir tomografi makinesine sığmadı. Bozen-Bolzano’daki merkez hastanesinde yeni, daha büyük bir tomografi tarayıcısı sayesinde araştırmacılar, sertleştirilmiş plakları belirlemelerine yarayan, karnı ve göğsü de dahil olmak üzere Ötzi’nin tüm vücudunu görüntüleyebildiler.

Bozen-Bolzano’da radyolog ve çalışmanın eş yazarı Patrizia Pernter, “Hiç şüphe yok ki Ötzi, vasküler kalsifikasyonun en eski vakalarından biri ve genetik yatkınlığın muhtemelen arterioskleroz (damar sertliği) ve koroner kalp hastalığı için en önemli tetikleyici faktör olduğunu gösteren tıbbi bir örnek.” diyor.

Ölümcül bir yolculuk

Ötzi’nin keşfedildiği andan itibaren nereden geldiği konusunda tartışmalar oldu, kuzeyden mi yoksa güneyden mi? Mumyanın midesinde bulunan polen taneleri, adamın ölmeden 36 saat önce yaklaşık 1.000 metre yükseklikte yemek yediğini ortaya koyuyor; cesedi ise çok daha yüksekte, 3.210 metre rakımda bulundu. Yani Ötzi’nin son günlerinde sürekli dolaştığı kesin, ama nereden?

Muhtemelen Ötzi’nin yüksek dağlara taşıdığı alçak seviyede yetişen yosunların bazıları bir ipucu sağlıyor.

Dickson ve meslektaşları, cesedin yakınında bulunan beş adet düşük rakımlarda yetişen yosun dağılımını inceledi: Anomodon viticulosus, Hymenostylium recurviostre, Neckera complanata, Sphagnum affine ve Sphagnum teres.

Bu yosunların tümü için en sık habitat, Buzadam’ın bulunduğu yüksek rakıma kadar vadilerden biri olan Schnalstal Vadisi’nde. Özellikle, Sphagnum affin, Vtschgau Vadisi’nin dibinde, Schnalstal’ın altındaki vadide bulunuyor. Yani Ötzi’nin ölümünden önceki günlerde 600 metreye kadar indiğini gösteriyor.

Araştırmacılar hala Buzadam’ın ölümcül yarasından bel çantasının içeriğine kadar her şeyi araştırıyor, ancak yeni makale Dickson’ın sahadan alınan 200 yosun örneğinin kesin bir özeti.

Kaynak:

Live Science. 1 Kasım 2019.

Dickson, J. H., Oeggl, K. D., Kofler, W., Hofbauer, W. K., Porley, R., Rothero, G. P., … & Heiss, A. G. (2019). Seventy-five mosses and liverworts found frozen with the late Neolithic Tyrolean Iceman: Origins, taphonomy and the Iceman’s last journey. PloS one, 14(10).

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.