Genel

6 eylül 1922; Balıkesir’in Düşman İşgalinden Kurtuluşu

Sosyal Medya Hesabında Paylaş

Kuvayımilliye hareketi, Yunanların Ege bölgesindeki işgallerinden sonra başlamış ve bağımsız yerel örgütlenmeler olarak yayılmıştır. Bu yerel örgütlenmelerin kurulmasında Balıkesir halkının çok önemli bir yeri vardır, Balıkesir, kuvayımilliyenin başladığı kent olması ile “Kuvayımilliye Şehri” olarak da anılmaktadır.

Redd-i İlhak Cemiyeti

8 Mayıs 1919 günü, Balıkesir halkı, Balıkesir Lisesi’nin bulunduğu binadaki Okuma Yurdu’nda bir araya gelip işgalleri protesto etmişlerdir. Mehmet Vehbi Bolak, İzmir’in İşgali sonrası yaşanan zulümden bahsettikten sonra şu sözleri ile devam eder; “Bu faciaların Balıkesir’in başına gelmesi yakındır. Bu iş yazışma ve protesto ile engellenemez. Yapılacak ilhakı il fiilen reddetmek için, bir Reddi-i İlhak heyeti kuralım.” Alaca Mescit’teki gizli toplantılarda milli mücadelenin temelleri atılmıştır. Bu münasebetle, Alaca Mescit’te toplanan 41 kişilik heyet ve halk, Balıkesir Kuvayı milliyesini kurarak Atatürk’ün önderliğinde yürütülen milli mücadeleye destek vermiştir. 15 Mayıs 1919´da İzmir´in İşgali üzerine, o günün Belediye Reisi Keçecizade Mehmet Emin Efendi’nin çağrısına kulak verenler arasında Karesi Mebusu Mehmet Vehbi Bey, Belediye Reisi Keçecizade Mehmet Emin Bey, Yırcalızade Şükrü Efendi, Hasan Basri Çantay ve her türlü kararı almaya tam yetkili toplam 41 kişi vardı.

Mehmet Vehbi Bolak başta olmak üzere, şehrin ileri gelenleri şimdiki Kuvayımilliye Müzesi’nin bulunduğu yerdeki Okuma Yurdu’nda toplanmışlar, yapılan toplantıda, hiçbir şeyin fayda etmeyeceği anlaşılmış ve Leblebici Raşit Efendi’nin şu sözleri karar olmuş, kıvılcım bu cümleyle çakılmış, Kuvayı milliye ateşlenmiştir;

“Düşmanı geri döndürecek kuvvet, namlunun ucundadır.”

Balıkesir Kongresi

8 Mayıs 1919´da Alaca Mescit’te mevlit vesilesiyle toplananlar, dinledikleri mevlitten sonra, ilhakı red ve milli mücadeleye karar vermişlerdir. Ardından sürekli toplanılan Alaca Mescit’te ise silahlı mücadele kararı alınmıştır. Okuma yurdu, Alaca Mescit toplantıları ve Balıkesir Kongreleri ile düşmanın bölgedeki işgallere karşı ilk ciddi hareket Balıkesirli sivil ve aydınlarımdan gelmiştir. Köylüsü, kentlisi ile Balıkesirliler hiç bir yerden talimat almaksızın müdafaya karar vermişlerdir. Beş kongre yaparak bir araya gelen Balıkesirliler, 14 ay boyunca dört cephede Yunan Orduları ile savaşarak Balıkesir halkının ve Türk milletinin işgal ve esareti kabul etmeyeceğini Dünya kamuoyuna duyurmuşlardır. Bütün bunlar, ilk kongrenin Balıkesir´de toplandığını, ilk kurşunun Balıkesir Ayvalık´ta, son kurşunun da, Bandırma´da atıldığını göstermektedir. Ege’de kendi imkanları ile düşman işgaline son veren tek şehir Balıkesir’dir. Milli Mücadelenin en önemli dönemlerinde Balıkesir’de Hasan Basri Çantay tarafından çıkarılan SES Gazetesi Balıkesir’in ve Kuvayı milliyeciler’in yanında yer alan Anadolu halkının gür sesi olmuştur. Mehmet Âkif Ersoy, SES Gazetesi’nin ilk sayısına gönderdiği yazıda şöyle yazar; “Düşman sesi duymak istemezsen, Kardeş sesidir, uyan bu sesten; Kalkınca görür ki akiam olmuş, Vaktiyle uyanmayan bu sesten.” Bu dizeler, Balıkesir halkının ve Türk milletinin işgal ve esareti kabul etmeyeceğini, Dünyaya haykırışı olmuştur.

İşgalin ilk günleri

İşgalin gerçekleşmesinden sonra çekilen Türk kuvvetlerinin dağlarda olduğunu sanarak pusuya düşmekten çekinen Yunan Kumandanlığı, kendi birliklerinin Balıkesir’de düzenli toplanmasını bekledi. Yunan Kumandanlığı, kendilerine “Hoşgeldiniz” diyen Hürriyet ve Îtilâf Partisi âzâlarını yardıma çağırdı. Onların verdikleri listelerden, kaçmayıp şehirde kalan Kuvayı milliye’ye hizmet etmiş kişiler bir bir tespit edildiler ve toplanıp hapse atıldılar. Yunan Kumandanlığı’nın ilk yaptığı işlerden biri Postahane’deki memur ve telgrafçıları değiştirmek oldu. Yerlerine Rum ve Ermeni memurlar getirildi.

Kollarında Yunan bayraklı pazubent ve şeritle “Kuvâcı avına” çıkan Hürriyet ve Îtilâf Partisi taraftarları, 36 kişiyi Yunan Kumandanlığı’na teslim ettiler. İşgâlin ertesi günü Yunan askerleri ve yerli Rumlar, evlerini terketmiş olan Kuvayı milliyeci’lerin mallarını ve evlerini yağma ettiler. Dairelerdeki memurların bir kısmı yerlerinde bırakıldı. Kuvayı milliye yanlısı olanlar, bazı Yunan destekçisi Müslümanların gayretkeşliğiyle kovuldu. Belediye reisliğine, Hürriyet ve Îtilâf Partisi Başkanı Giridîzâde Muhiddin Bey getirildi. İşgâlin ilk günleri yakalanıp hapsedilenler, yerli Rum ve Ermeniler’in araya girip kefil olmalarıyla, bir daha politikayla uğraşmayacaklarına yemin ettirilip, bir buçuk ay kadar sonra salıverildi.

Milli müfrezelerden bazıları köylerini korumak için silahlarını elden bırakmamış, küçük gruplar halinde dağlara çekilmişlerdi. Bandırma’ya çıkan Yunan birlikleri, yerli Rumlar ve bazı Anzavur askerleri tarafından karşılandı. Esas ordu birlikleri Balıkesir’e doğru hareket ettirildiğinde, Bandırma’da Yunan jandarmaları, Yunan gemileri mürettebatının oluşturduğu bahriyeliler kaldı. Bunların ilk işleri, şehirde milli hareketi destekleyenleri bulup tutuklamak ve bazılarını asmak oldu. Milli hareketin Bandırma’daki temel direklerinden olan Çerkes Hasan Bey, işbirlikçilerin teklifiyle Liman Meydanı’nda büyük hakarete uğrayıp şehit edildi.

Balıkesir içinde ve çevre bölgelerde bazı vatansever insanlar, işgal karışıklığı durduktan sonra, işgale karşı ne yapabiliriz sorusuna cevap aramaya başladılar. Bu günlerde, Balıkesir’de avukatlık yaparken işgal sonrası Ankara’ya kaçan ve Millî Hükûmet tarafından yöreyi tanıdığı için Demirci’ye Kaymakam olarak gönderilen İbrahim Ethem Bey, Yunanlılar’ın burayı da işgal etmeleri üzerine teslim olmadı ve bölgedeki jandarma birliği ve Parti Mehmet Pehlivan ile Halil Efe’nin gruplarını da yanına alarak Sındırgı dağlarına çekildi.

Bu haber üzerine Balıkesir eşrâfı Yunancılar’a ve Yunanlılar’a fark ettirmeden gizli, “Askerî Polis”, kısa adıyla “Ayın-Pe” teşkilatıngöreve çağrıldı. Ayın-Pe hemen kuvvetli bir dayanışma birliği hâline geldi. İşgalin başlamasıyla korumasız kalan köylüler gizlice silahlanıyorlardı. İvrindi Nahiye Müdürü olan ve Koca Müdür lâkabıyla tanınan Tevfik Bey, İvrindi dağlarına, efelerin yanına gitti. Bunları milli bir müfreze olarak teşkilatlandırıp başlarına geçti. Çevredeki nahiye müdürlüğü sırasında tanıdığı diğer efeleri de yanına çağıran Tevfik Bey güçlü bir müfreze kurdu. Sındırgı Dağları’nda bulunan İbrahim Ethem Bey’e bağlandı.

Kurtuluş

31 Temmuz 1922 tarihli Ordu talimatı, Hüseyin kod adlı Nurullah isminde bir fedai tarafından İbrahim Ethem Bey’e getirilen bu talimatta, “Milli ordunun yakında geleceği, artık Yunanlıların Anadolu macerasının sonunun geldiği” bildiriliyordu. Haber bütün müfrezeler arasında büyük sevinç yarattı. 26 Ağustos 1922 günü sabaha karşı Sındırgı dağlarına derinden derine gelen top seslerini duyan ve bu işareti bekleyen İbrahim Ethem Bey köylülere ordunun geldiği müjdesini verdi. 27 Ağustos günü top sesleri devam etti. Gelen haberlerden, düşmanın kaçma hazırlıkları içinde olduğu öğrenildi.

1 ve 2 Eylül günü, müfrezeler katılanları silahlandırdı ve kaçan düşmanı takip etmekle geçti. 3 Eylül’de Sındırgı’ya doğru ilerleyen müfrezeler düşmanın kasaba etrafına kazdığı tel örgülü siperlerde karşılaştı. İki saat süren çarpışmadan sonra düşman geri çekildi.

Sındırgı’ya büyük bir heyecanla giren müfrezeler asayişi sağlayıp gerekli önlemleri aldıktan sonra, Sındırgı’dan kaçamayan Yunancıları toplayıp çıplak bir şekilde eşeklere ters bindirip üzerlerine, “Ben bir vatan hainiyim, bu cezaya layıkım.” yazarak çarşıda dolaştırdılar.

3 Eylül 1922’de yolları kesen müfrezeler Sındırgı’dan kaçmakta olan düşman grubuna Bigadiç’e yakın Karayokuş denilen yerde saldırdı, Düşman dağıldı.

4 Eylül gecesi Bigadiç’e taarruz eden müfrezeler düşmanı kaçırmış, Mülazım Kasım Efendi Müfrezesi Çağış’ta düşmana pusu kurması için gönderilmişti. Müfrezeler 5 Eylül günü büyük tezahüratla Bigadiç’e girdiler. İbrahim Ethem Bey grubu müfrezeleri Sındırgı’da üç kola ayrılmıştı. Bir kol Balıkesir, bir kol Akhisar-Kırkağaç-Okçu yönünde ve bir kol da Dursunbey-Kepsut ve çevresine doğru ilerledi. Kepsut, 5 Eylül 1922’de kurtarıldı.

5 Eylül sabahı milli müfrezelerin keşif kolları Çayırhisar ve Ayşebacı köylerine ulaşmışlar, bütün çevre köylerin yolları kesilmişti. Rum ve Ermeniler trenle Bandırma’ya kaçtılar. İzmir tren yolu da Saçlı Efe tarafından kesildi.

5 Eylül sabahı Yunan askerleri eşyalarını taşıyıp yüklüyorlardı. 4-5 Eylül gecesi Balıkesir’e hakim tepelerde halk tarafından ateşler yakılmıştı. Tepelerde kum gibi ateş ışıklarını gören Rumlar o gece kaçmışlardı. Yunan Kumandan ise son trenle şehirden ayrıldı.

5-6 Eylül gecesi Balıkesirli Arnavut Arslan Ağa bir keşif koluyla Balıkesir’e girmiş ve şehrin sabaha kurtulacağı müjdesini ulaştırmıştı. Şehir bütün gece uyumadı. Her kapı tek tek çalınarak, sabah karşılamaya çıkılacağı bildirildi.

İlçelerin kurtuluşu

Sındırgı’dan sonra Milli Müfrezeler üç gruba ayrıldı. Biri Kırkağaç-Soma yönüne, biri Bigadiç-Balıkesir yönüne, diğeri Dursunbey-Kepsut yönüne gitti. Kıyı bölgesi hariç düşman diğer bölgelerden çekilmiş ve İbrahim Ethem Bey ilçelere telgraflar çekerek buraların ilerigelenlerinden birer müdafaa-i hukuk heyeti kurdurmuş, gerekli yerlere temsilciler göndermiş ve bölgelerin asayişini bu heyetlerin insiyatifine bırakmıştı.

Kasım Efendi Müfrezesi Balya tarafına gönderildi. Balya çevresi tamamen Türk çeteleri tarafından sarılmış, tek çıkış hattı olan “Dekovil Hattı”nı kullanmak isteyen Yunan birlikleri, trene bindirdikleri Balya Rumları’yla bir çıkış hareketi yapmışlardı. Soğanbüklü Bektaş Ağa, Avşarlı Cafer Efe, Kırgöz İbrahim ve arkadaşları tarafından tutulan Balya Boğazı’nda ateşle karşılaşan Yunanlılar geri döndüler. Treni tahkim edip sandıklardaki birkaç makinalıyı kurarak ikinci bir çıkış hareketi yaptılar. Çok kanlı bir çarpışmadan sonra çenberi yarıp perişan halde kıyıya ulaşabildiler. Koca Müdür Tevfik Bey başkanlığındaki İvrindi Müfrezesi, İbrahim Ethem Bey’in emri gereğince Bakırlı Mustafa Efe Müfrezesi’yle birleşerek Bergama’yı kurtardılar. Bergama’ya hakim yerlere derhal mevziler kurarak, Yunan birliklerini Bergama’ya sokmadılar. Düşmanın İvrindi’den Balya’ya çekilmesiyle, İvrindi daha önce kurtulmuştu.

Gönen Yıldırım Müfrezesi 5-6 Eylül gecesi Gönen’deki Yunan birliklerine baskın düzenledi. Tel örgüler arkasına saklanan Yunanlılar ancak 6 Eylül günü öğleye kadar dayanabildiler. Binbaşı Drago komutasında 700-800 kadar Yunan askerinin oluşturduğu birlik tamamen imha edildi. Gönen Müfrezesi, Gönen’i kurtardıktan sonra aynı gün Sarıköy Nahiyesi ile Elbirlik Köyü’ndeki Yunan karargahlarını basarak imha etti.

Ertesi gün akın geliştirilerek Edincik Yunan garnizonu sarıldı. Şiddetli çarpışmalar sırasında Bacak Hasan Efe ağır yaralandı. Çarpışmalar bu şekilde devam ederken, Bandırma ve Erdek’de kalan son düşman kalıntılarını da Anadolu’dan atmak için Bursa üzerinden Sarı Edip Efe ve Binbaşı Hacı Adil Bey’ler müfrezeleriyle geldiler ve iki saat içinde Yunan garnizonunu imha ettiler. Darmağınık olan düşman ordusunun kalıntıları, sahillere ulaşmak için yol arıyorlardı. Balıkesir çevresinde bunlardan üç önemli grup vardı. Bir grup Edremit istikametine doğru çekilmek için dağları aşmaya uğraşıyor; Bursa’dan çekilen bir grup Balıkesir üzerinden İzmir’e doğru yol almaya çalışıyor; diğer bir grup da Simav-Sındırgı bölgesinde dolaşıyordu.

5 Eylül’de Porsunlar ve Tına Çayırı’nda bulunan bir düşman birliği öğleyin Söğütcük Köyü civarında görüldü ve kısa zamanda yok edildi.

30 Ağustos 1922’de Yunan kuvvetlerinin kesin yenilgisinin anlaşılması üzerine 1 Eylül 1922’den itibaren Bandırma, Erdek, Gönen, Manyas, Karacabey civarındaki gayrımüslimler, getirilerek Erdek’deki Yunan ve Bandırma’daki İngiliz gemilerine bindirilmeye başlandı.

Yunanlılar, buldukları müslümanları Bandırma’nın Mağmum Köyü civarındaki Sazlık, tel örgülerle çevrili bir yere doldurmaya başladılar. Kısa zamanda sayıları üç bini bulan Türkler, 16 Eylül günü Bandırma’ya getirildiler ve şehir merkezindeki Haydar Çavuş Camisi’ne tıkıldılar. Bandırma sadece silahlı Rum fedailer kalmıştı. Akşam karanlığında caminin etrafına patlayıcılar yerleştiren Rum fedailer bunları ateşleyerek kaçtılar. Camideki Türklerden bazıları durumu fark ettiler ve cami hemen boşaltıldı. Kısa süre sonra cami infilak ederek, çevredeki birçok evle birlikte sabaha kadar yandı.

17 Eylül günü Bandırma yakınlarına gelen ve burada düşman kalmadığını öğrenen Türk Ordusu, Paşabayırı üzerinden Erdek’e yöneldi. Akçapınar Köyü önlerinde Yunan artçı güçlerinin pususuna düşen Türk askerleri pek çok kayıp verdiler. Alay ve tabur kumandanları öne atılıp askere cesaret vermek isterken şehit oldular. Düşman daha fazla beklemeyerek kısa sürede kaçtı. Ertesi gün harekatı devam ettiren Türk kuvvetleri Erdek yakınlarında, Albayrak Tepesi’nde, Yunanlılar’la gene bir çatışmaya girdiler. Daha fazla tutunamayan Yunan kuvvetleri yanlarına yerli Rum ve Ermenileri de alarak limandaki gemilerine binip Anadolu’yu terk ettiler.

Burada atılan kurşunlar, Türk Kurtuluş Savaşı’nın son kurşunlarıydı.

Atatürk’ün Balıkesir’e ilk gelişi

1923 yılında, Türkiye Büyük Millet Meclisi, bir “İktisat Kongresi” düzenleme kararı almıştı. Türkiye’nin önde gelen iktisatçıları ve fikir sahipleri ilk kez İzmir’de 17 Şubat 1923’de toplanacaklar, yüz yıllardır kapitülasyonlar ile ezilmiş, harpten çıkmış, sanayisi olmayan, gelişmemiş bir tarıma dayalı iktisadi yapı içindeki Türkiye Devleti’nin iktisadi yapısını kuracaklar, şekillendireceklerdi. İzmir İktisat Kongresi hazırlıkları sürerken, Atatürk, halkı tanıma, halka devletin meselelerini anlatma ve fikir alma arzusu ile ilk yurt gezisine çıkma kararını vermiştir. İlk gezi, trenle Balıkesir’e, Balıkesir’den de otomobil ile Edremit ve güzergâhına yapılacaktı. Gezi planı, telgraf ile Balıkesir’e bildirildi. Balıkesir’de Vali başkanlığında bir Karşılama ve Tertip Komitesi kuruldu. Yoğun bir telgraf ve telefon trafiği ile Atatürk’ün, ne zaman geleceği, kaçta Balıkesir’de olacağı, kimlerle birlikte geleceği, misafirlerin kalacağı yerler ve yatak adetleri öğrenildi. Hasbi Bey Konağı, Gazi Paşa ve Latife Hanım’a tahsis edildi.

4 Şubat 1923 günü, on ayrı yere tak-ı zaferler kurulmuştu. Her tak-ı zaferi bir kurum üstlenmiş, üzerlerine yazılar yazılmıştı.

6 Şubat 1923 sabahı, Balıkesir’in Kurtuluşu’nun tam beşinci ayında, Balıkesir’in ileri gelenleri, başlarında Balıkesir Valisi Özdemir Salim Bey, Kolordu Kumandanı Ali Hikmet Paşa, Balıkesir Mebusu Vehbi Bey olmak üzere Soma’da Atatürk ve gelen heyet karşılandı. Aynı gün tren Balıkesir’e gelince Atatürk ve beraberindekiler, alkış tufanı içinde trenden inerek, halkı selamladılar. Vali Bey, Vehbi Bey ve Ali Hikmet Paşa’nın karşılayanları takdiminden sonra, Sıtkı Sungurtekin isminde bir öğrenci ileri çıktı ve “Soylu ırkımın aziz kurtarıcısı…” diye başlayan bir nutuk söyledi. Bu çocuk, Sıtkı Yırcalı idi. Daha sonra Ali Hikmet Paşa tarafından Fransa’ya gönderildi, politikaya atıldı.

Sıtkı Sungurtekin’in bu konuşmasından sonra; Atatürk; “Zafer benim değil, milletindir. Bu millet çok büyük zaferler gördü. Fakat sonuçlarından istifade edemedi. Millet çalıştıkça daha çok zafer kazanacaktır…” diye cevap verdi. Heyet hep beraber, yolun iki tarafında birikmiş, alkışlayan, ağlayan halk ile selamlaşarak, konuşarak, bugünkü Ali Hikmet Paşa Meydanı’na geldi. Burada hazırlamış bir yerde, heyete kahve ikram edildi. Akşam, Çalışma Derneği’nde (Günümüzde, Saat Kulesi yanındaki Güzel Sanatlar Galerisi) misafirlere seksen kişinin katıldığı bir yemek verildi.

Ertesi gün, 7 Şubat 1923’de Atatürk’ün halka Paşa Cami’sinde hitap edeceği duyuruldu. Bu arada, Atatürk’ün yaverleri, halkın soru sormasını, bu soruları kimlerin soracaklarını, tespit etti. Millet tarihte ilk defa bir devlet başkanına soru soruyor, cevap alıyordu. 7 Şubat 1923 günü Atatürk minbere çıkarak Zağnos Paşa Cami’sinde toplanan halka hitap etti. Bu hitaptan sonra, minberden inerek, toplanıp yazılı olarak verilen sorulara, toplu olarak cevap verdi. Atatürk, burada geleceğin Türkiye’si için izlenecek yol, plan ve projeleri anlattı;

Balıkesir Hutbesi

Hutbeler Türkçe ve anlaşılır olmalıdır. (İlk Türkçe hutbe 3 Şubat 1928’de okunmuştur.)

Günümüzde halifeliğe gerek kalmamıştır. (Hilafet 3 Mart 1924’de kaldırılır.)

Kapitülasyonlar kaldırılacaktır. İsmet Paşa başkanlığında Türk Dışişleri Barış Heyeti sonuçsuz dönmüştür. Halk, tedirgindir. Barış ve esirlerin dönmesini beklemektedir.

Düyûn-ı Umûmiye denilen Osmanlı Devleti’nden kalan devlet borçları kalkmalıdır. (23 Nisan 1933’de karar imzalanır. Son taksiti, 1950’de ödenmiştir.)

Türkiye tarım ülkesidir. Ağalığa son verilmeli, küçük arazi sahipleri, tüccar zanaatkârlar ve esnaf korunmalıdır. (Aşar vergisi, 27 Şubat 1925’de kaldırıldı.)

İşçilere sosyal haklar verilmelidir. (Sosyal Sigortalar Kurumu 1 Ocak 1946’da kuruldu.)

Türk kadını erkeklerle eşittir. (26 Ekim 1933’de ilk defa kadınlara köy ihtiyar heyetlerine seçilme hakkı, 5 Aralık 1934’de ise kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanındı.)

Siyasi partiler sınıfın, kesimin veya grubun çıkarları için değil, halkın çıkarları için kurulmalıdır.

Aydınlar ve bilim insanları, halkın içine girerek onları uyarmak ve yükseltmek için öncü olacaklardır.

Atatürk, Türk Halkı’na ilk defa burada, 17 Şubat’ta toplanacak olan İzmir İktisat Kongresi münasebetiyle devlet iktisadı konusunda açıklamalarda bulunuldu. Türk Halkı ilk defa bir Devlet Başkanı ile bu kadar yakından ve samimi görüşmektedir. Bir devlet başkanına sorular sorabilmekte, cevaplar almaktadır. Atatürk, burada halkın soru sorabilmesini öğrenmesini istemiştir. Atatürk, o zamana kadar, hep ordular yöneten muzaffer bir general olarak görülmektedir. Burada tarihte ilk defa, “Devlet Adamı” vasfıyla halkın karşısındadır ve Türkiye’nin dünyaya açılışını anlatmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.