Deyimlerin Kökeni Genel Hikaye

Akılsız Başın Cezasını Ayaklar Çeker Sözünün Hikayesi

Hikâye bu ya, bir gün ormanlar kralı Aslanın çok şiddetli karın ağrısı tutmuş. Ama nasıl bir ağrı. Koca aslan o kadar çok acı çekiyormuş ki, yattığı yerde dokunsalar ağla­yacakmış neredeyse. Ayaklarını karnına bastırmış, bir o yana kıvranıyormuş, bir bu yana. O böyle iki büklüm kıvrana dursun, Aslanın hasta olduğunu duyan hayvanlar geçmiş olsun ziyareti için soluğu Aslanın ininde almışlar. Koskoca Aslan hasta olmuş yani, herkeste bir ilgi bir alaka…Tek tek her bir hayvan geçmiş olsun dileğini sunmuş, yapabileceği bir şey olup olmadığını sormuş. Tavsiye verenler, şifalı otlar için oradan oraya koşusturanlar derken, bir telaş almış ortalığı…

Aslan da bu ilgi kaşısında adına yakışır bir tavırla, elinden geldiğince kuyruğu dik tutmaya çalışarak kabul etmiş misafirlerini. Bıraksalar ağlaya­cakmış ama yine de hiç bozuntuya vermemiş. Başını sallayarak tek tek teşekkür etmiş ziyaretçilerine mağrur hâliyle. Bir ara Koca Aslan, ziyarete gelen hayvanları dikkatle bir süzmüş ki ne görsün? Ormanın bütün hayvan­ları oradaymış ama aralarında Tilki yokmuş!

“Tilki nerede? O niye sizinle gelmedi?” diye sormuş hayvanlara öfkeyle karışık bir merakla.

Hayvanlar bir sağlarına bakmışlar, bir sol­larına. O telaş da kimse onun yokluğunu farketmemiş. Gerçekten de tilki yokmuş aralarında. Hiçbirinin bir bilgisi de yokmuş tilkinin nerede olduğuyla ilgili. O sırada Kurt, kalabalığın bu şaşkınlığından sıyrılarak, bu fırsattan yararlanmak istemiş;

“Efendimiz, şu hasta hâlinizde sizi üzmek istemezdim ama bu Tilki pek sevmez sizi. Malumunuzdur, o kendini beğenmiş bir hay­vandır. Kendinden başkasını düşünmez. Bu yüzden sizi görmeye gelmedi. Hatta içten içe seviniyordur hasta olduğunuza.” demiş.

Aslan bu sözler üzerine çok öfkelenmiş. Zaten ağrıdan sızıdan cinleri tepesindeymiş. Birde bu kadar eziyetin altındayken, duyduğu bu saçma şeyler yüzünden iyice köpürmüş. Hırsla kaplana dönmüş,

“Çabuk git, şu haini yakalayıp yanıma getir!” diye kükremiş.

Kaplan bunu duyar duymaz ok gibi fırlamış. Kaplanın ormanda tilkiyi bulması hiç de zor olmamış. Tilki bir ağacın altında, olan bitenden habersiz keyif çatmaktaymış. Kaplan onu halde görür görmez, iyice sinirlenmiş;

“Haydi bakalım, düş önüme!” demiş. “Aslan seni acele huzuruna bekliyor.”

Aniden karşısına çıkıp gürleyen Kaplanı görünce bir an için afallayan Tilki, kekeleyerek;

“Neler oluyor Kaplan kardeş, nedir bu öfke?” diye sormuş. Kaplan:

“Aslan hasta, perişan bir halde yatıyor. Herkes gelip geçmiş olsun dileklerini iletti ama geçmiş olsun ziyaretine gelmedin. Neden gelmediğini sordu. Kurt senin onu sevmediğini ve hastalığına sevindiğin için gelmediğini söyledi. Yürü, aslan seni cezalandıracak!”

Kendisine ceza verileceği lafı tilkiyi çok korkutmuş. Hemde hiçbir şeyden haberi yokken, Kurdun oyunbazlığına çok kızmış. Hemen kafasından bir oyun kurmuş. Yolda giderken bir tutam ot toplamış ve koltuğunun altına koymuş. Elinin altındaki otu göstererek;

“Ah efendim, ben hiç kralımızı sevmez olur muyum?” demiş. “Nasıl bir kuru iftiradır bu? Bu iftirayı atanın soyu kurusun, yuvası darmadağın olsun. Ben sadece kralımızı ziyarete eli boş gelmek istemedim. Onu iyi­leştirecek ilacı bulmaya çalışıyordum. Aha işte elimde, daha şimdi buldum. Ben de hemen koşarak huzuruna çıkacaktım.”

Kaplan duyduklarından memnun olmuş. İkisi birlikte aslanın yanma gitmişler. Kaplan hemen saygıyla eğilerek Aslanın yanma yaklaşmış. Kulağına Tilkinin sözlerini aktarmış. Kurdun ona iftira attığını söylemiş. Tilkinin elindeki otu da aslana sunmuş. Aslan pek bir memnun olmuş bu iltifattan. Tilkinin davranışı çok hoşuna gitmiş. Kurda dönmüş.

Demek beni iyileştirmeye çalışan birine iftira atarsın ha. Şimdi sana layık olduğun cezayı vereceğim. Bir daha birine iftira atarken iyi düşünürsün” demiş.

Kurt bunun üzerine dayak yiyeceğini anlayınca, atmış olduğu iftirayı itiraf ederk, yalvarmış yakarmış ama cezadan kurtulamamış. Hemen oracıkta falakaya yatırılmış.Ayaklarının altı kıpkırmızı olana kadar dayak yemiş, ağlamış, bağırmış.

Falakası bitince de dört ayağından tutup kapının önüne atmışlar. Tabanlarının ağrısından kurt ayağa kalkamamış. İnleyerek yerde yatarken yanma tilki gelmiş. Sırıta sırıta;

“Geçmiş olsun arkadaş” demiş…

Kurt, “Bunlar hep senin yüzünden başıma geldi” diye sızlanmış. Tilki bunu duyunca kurdun haline kahkahalarla gülmüş,

“Ne yapalım arkadaş,” demiş “Haklısın, akılsız başın cezasını ayaklar çeker!”

İşte böyle, insan akılsızca hareket ederse, yok yerden başına iş çıkarırsa, altından kalkamaya­cağı işlerin altına girerse, başına olmadık işler açılır, burnundan fitil fitil gelir, işi düzeltene kadar da canı çıkar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.