Genel

Alamut Kalesinin Kurucusu ve Haşhaşi Tarikatının Lideri Hasan Sabbah

Hasan Sabbah, İslam Dininin İsmaililik mezhebi inancına dayalı olarak oluşturduğu Haşhaşiler tarikatı ile tanınmış, Orta Çağın en ilginç liderlerinden birisidir. Hasan Sabbah, otoriter bir lider olmasının yanı sıra, dini bilgisi ile hem farklı, hem de derinlikli bir karaktere sahip olmuştur. Sabbahı tarih sahnesinde farklı yapan etkenler ise, yetiştirdiği amansız suikastçileri ve 34 yıl boyunca hiç dışına çıkmadan yaşamını sürdürdüğü ünlü Alamut Kalesidir.


Edebiyatçı bir kimliği de olan Hasan Sabbah, düşünür ve yazar olarak çeşitli eserler vermiştir. Ancak Alamut Kalesi’nin yakılmasıyla bunların çoğunluğu yanmıştır. Hasan Sabbah, kendine inananları etrafında çok iyi bir sistem ile toplamış ve teşkilatını sağlam temeller üzerine kurmuştur.

Bâtıniler, imparatorluğun önemli mevkilerine kendi adamlarını yerleştirerek Selçuklu topraklarında daha etkin olmayı sürdürmüştür. Bunlara bir çeşit casus görevi verilmiştir. Bu casuslar sayesinde ülkede gerçekleşecek veya gerçekleşmiş tüm olaylardan Hasan Sabbah’ın haberi olmuştur. Ayrıca suikastlarını da bu casuslar aracılığı ile gerçekleştirmiştir. Büyük Selçuklu İmparatorluğu bir taraftan taht mücadeleleri bir taraftan da hızla yayılan Bâtıni propagandalarıyla zor duruma düşmüştür. Aynı zamanda Haçlı Seferleri de Selçukluları çok yıpratmıştır.

Bâtıni fedailer, suikastları daha rahat gerçekleştirebilmek için haşhaş ve silah olarak da hançeri kullanmıştır. Üstelik fedailer cinayeti işledikten sonra asla kaçmamış ve özellikle yakalanmıştır. Hatta böyle bir görevden sonra hayatta kalmak ve kaçmak  onlar için utanç verici bir durumdur. Kılıktan kılığa giren fedailer, suikast düzenleyeceği kişinin yanına planlarına uygun bir şekilde giyinip gitmiştir. Bu nedenle bazen bir dilenci bazen de bir sufi gibi giyinmiştir. Kıyafetlerinde her zaman birbirlerini tanıyabilecekleri ancak halkın anlayamayacağı izler bulunmuştur.

Hasan Sabbah’ın liderliğinde teşkilatlanarak yayılmacı bir politika izleyen Bâtıniler, giderek geniş alanlara yayılmışlar ve faaliyetlerini ciddi bir boyuta taşımıştır. Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun en geniş ve en şaşalı döneminde bile Bâtıniler; kısa sürede Selçuklu topraklarında yayılmıştır. Bu yayılma tehlikeli bir hâl alınca Sultan Melikşah’ın dikkatini çekmeye başlamıştır.


Hasan Sabbah, “On iki İmam Şiiliği” inancının kalesi olarak lanse edilen Kumm şehrinde doğmuştur. Doğum tarihi net olarak bilinmemekle birlikte, 11. yüz yılın ortalarında dünyaya geldiği anlatılmaktadır. Rey şehrinde de din eğitimini almıştır. Kufeden gelen babasının On İki İmam inancına gönül verdiği ve anlatılanlara göre Yemen kökenli olduğu söylenmektedir. Bir başka rivayette ise, pek inandırıcı olmamakla birlikte, kadim Himyer soyundan geldiği belirtilmektedir. Anlatılan bir hikayeye göre, Hasan Sabbah, Ömer Hayyam ve Nizamülmülk, aynı zamanda eğitim görmüş okul arkadaşlarıdırlar. Kendi aralarındaki dayanışma ve verdikleri sözlere göre, içlerinden herhangi birisi çok başarılı olursa, diğerlerine yardımcı olacaktır. Nizamülmülk devlet kademelerinde tepelere çıktıktan sonra, bu sözü yerine getirmiştir. Ömer Hayyam, kendine emeklilik maaşı bağlanarak serbest ve rahat bir hayatı istemiştir. Ancak Hasan Sabbah, saray içinde çok daha yüksek bir makama gelmek istemiştir. Ardından yaşanan süreçte, vezirlik mevkisine gelmeyi arzulayan Hasan için, ayağını kaydırmak adına, vezir tarafından şerefine laf getirici söylentiler çıkarılmıştır. Bunun üzerine Hasan Sabbah, Mısıra yerleşmiştir. Ancak, anlatılan bu hikaye, efsane olmaktan öteye geçememiştir. Çünkü Nizamülmülk ile Hasan ve Hayyam arasında, yaklaşık 30 yıllık bir fark bulunmaktadır. Hikayenin gerçeklik payı, yok denecek kadar azdır.

Hasan Sabbahın Rey şehrinden ayrılıp Mısıra ulaşması; İsfahan, Azerbaycan, Silvan, Mezopotamya, Suriye ve Filistin kıyılarından geçtiği seyahat üzerinden anlatılmaktadır. Yaklaşık 3 sene boyunca Mısırda kalan Sabbah, daha sonra ise Kuzey Afrikaya sürülmüştür. Buradan da Suriye’ye gitmiştir. 10 Haziran 1081 tarihinde İsfahan’a tekrar ulaşmış Hasan Sabbah, dokuz yıl süresince hizmet için İranı dolaşmıştır. Hasan Sabbah, İran’ın kuzey taraflarında yer alan Deylem bölgesi ile oldukça fazla ilgilenmiştir. Çünkü bu bölge, İslam Dinini kılıç zoru ile kabul etmemiş, sahip olduğu toprakları çok zor fethedilen, savaşçı insanlara sahip ve köklü geleneklerini sürdürebilen yerli halkın kontrolü altındaydı. Hasan Sabbah, aradan geçen bir süre sonra, dikkatini çeken Deylem bölgesinde faaliyetlerde bulunabilmek adına Kazvin’e göçmüştür. Yerleştiği bölgede, yerli halkın arasından çok sayıda mürit bulan Hasan Sabbah, Elbruz Dağları’nda bulunan Alamut Kalesi’ne uzun süreli yerleşmeye karar vermiştir.


Alamut Kalesi, çok geniş bir vadiyi gören, üstün ve egemen konumdaki büyük bir kayalık alan üzerine yapılmıştı. Yüksekliği iki bin metreyi bulan Alamut Kalesi, oldukça sert, sarp ve dolambaçlı bir yola sahipti. Bu özelliği ile de erişilmesi ve ulaşılması çok zor bir yapıyı andırmaktaydı. Kale ile ilgili ilginç rivayetlerden biri ise, Deylem hükümdarlarından biri için bu kalenin inşa edilmesiydi. Rivayete göre, kalenin inşa edilmesinden önce kral, kartalını havaya bıraktı. Kartal, kalenin olduğu kayalıkta durdu. Bu nedenle de kale, bu noktaya yapıldı. İsmi ise, “kartalın öğretisi” anlamını taşıyan “Aluh Amut” adından gelmekteydi. Sabbah kaleye vardığında, Alevi Mehdi isimli hükümdar, kalenin hakimiydi. Halkı kendi tarafına çekmeyi başaran Hasan Sabbah, kaleyi almak için çalışmalara başladı. 4 Eylül 1090 tarihine, gizli bir çalışmayla kale ele geçirildi. Kaleye hükmeden Alevi Mehdi, kaleyi terk etmek zorunda kaldı. Bir kısım İranlı tarihçilere göre Sabbah, Mehdiye büyük bir meblağ değerinde altın vermiştir. Ancak bu noktada önemli olan, Sabbahın bu tarihten itibaren Haşhaşin tarikatını kurmuş olmasıdır.

Hasan Sabbahın, Alamut Kalesine yerleştiğinden itibaren toplam 34 sene boyunca kaleden neredeyse hiç çıkmadığı, hatta kale içindeki odasını bile çok az terk ettiği rivayet edilmektedir. Alamut Kalesini aldıktan sonra, Büyük Selçuklu Devleti ve Abbasilere karşı planlar yapan Sabbah, yetiştirdiği suikastçiler ile, sadece kendi döneminde neredeyse 50ye yakın suikast gerçekleştirmiştir. Bu suikastlerin en önemli olarak anlatılanı ve bazı kaynaklara göre de ilk olanı, Nizamülmülk’ün öldürülmesi olayıdır.

Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah, Bâtıniler ile mücadele etmeyi veziri Nizamülmülk’e bırakmıştır. Ancak Nizamülmülk’ün Bâtıniler tarafından öldürülmesi ile Bâtıniler, Büyük Selçuklu topraklarında güçlenmişlerdir. Böylece Bâtınilik, imparatorluğun o dönemde ilgilenmek zorunda olduğu en önemli meselelerden biri hâline gelmiştir.


Diğer suikastler ise, Büyük Selçuklu Devletinin üst kademedeki yöneticileri ve Abbasilerin önemli din adamlarına yönelik olarak gerçekleştirilen suikastlerdir. Nizamülmülk’ün öldürülmesinin ardından, Melikşah’ın da ölümü üzerine Sencer, Berkyaruk ve Muhammed Tapar arasında yaşanan taht kavgaları nedeniyle Büyük Selçuklu Devleti çöküşün içine girmiş gerilemeye başlamıştır. Hasan Sabbah, yaşanan bu olumsuzlukları kendi lehine çevirmiş ve döneminde başka kalelerin de alınmasını sağlamıştır. 1124 yılının Mayıs ayında hastalanarak yatağa düşen Hasan Sabbah, öleceğini hesap ederek kendinden sonra kuvvetlerini yönetmesi için Lemeser Kalesi komutanı Kiya Buzrug Ummidi halefi olarak seçti. Ebu Ali’yi de misyonerlik faaliyetlerinin başına geçirdi. Kasranlı Adem’in Oğlu Hasan’ı ve Kiya Ebu Cafer’i de yanına alarak, halefi konusundaki buyruğunu verdi. 23 Mayıs 1124 tarihinde ise, hayata veda etti.

Hasan Sabbahın ölümü, bilgili liderliğinin de doğal olarak sonuydu. Sabbah keskin zekalı, becerikli, aritmetik düşünebilen bir lider olmasının yanı sıra astronomi ve büyü gibi alanlarda da yetkin olarak bilinirdi. Aynı zamanda yazar olan Sabbah, ömrü boyunca hiçbir zaman imam olduğunu iddia etmediği gibi, yalnızca bir imam temsilcisi olduğunu belirtmiştir.

Hesabında paylaş


Bir Cevap Yazın