Genel

Atatürk’ün Yatı Savarona’nın Öyküsü

Sosyal Medya Hesabında Paylaş

Savarona, 28 Mart 1931’de denize indiğinde dünyanın en büyük yatı olan, günümüzde de en büyükler arasında bulunan Türkiye’nin Ertuğrul yatı’ndan sonraki Cumhurbaşkanlığı yatı. Yatın sahibi Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir.

Adını Hint Okyanusu’nda yaşayan Afrika kuğusundan alan gemi, 1931 yılında Gibbs & Cox tarafından tasarlanmıştır. Sava”, bir inanışa göre, Atlantik’te yaşadığına inanılan efsanevî bir kuşa verilen addı. Bu masal kuşu biraz martıya benzetilirdi, biraz da koca gagalı bir pelikana… Bu arada bu kuşun Hindistan taraflarında yaşayan bir tür siyah kuğu olduğuna inananlar da yok değildi. Hüma ya da Anka kuşu gibi efsanevî bir kuştu Sava… “Rona” ise Bayan Cadwalader’in evlenmeden önceki kızlık soyadıydı. Bu iki sözcüğü birleştirince ortaya hiçbir dilde yer almayan yepyeni bir sözcük ortaya çıkıyordu: Savarona… Bayan Cadwalader’in, gemisini bize sattığı zaman, ısrarla adının değiştirilmemesini rica ettiği söylenir. Hatta, bunu açıkça şart koştuğu da…

İç tasarımı Donald Starkey Designs, dış tasarımı Cox & Stevens, deniz mühendisliği ise Cox & Stevens ve Diana Yacht Design B.V. tarafından yapılan gemi, Blohm & Voss tarafından Hamburg’da inşa edilmiştir.

 

Bu yatın inşasına 1930’ların başlarında Almanya’da, Hamburg’daki dünyaca ünlü Blohm und Voss tezgâhlarında başlanmıştı. Burası, aynı zamanda yıllar önce Yavuz’un da inşa edildiği, dünyanın en önemli tersanelerinden biriydi. Yatın sahibi Cadwalader adında, çok büyük bir servetin sahibi Amerikalı bir kadındı. 29 Temmuz 1930 günü omurgası kızağa konan gemi ertesi yılın 28 Şubatı’nda tamamlanmış, Temmuz ayında da burnunda şampanya patlatılarak gösterişli bir törenle denize indirilmişti.

Gemi, döneminin en ileri tekniğiyle inşa edilmişti. Çelik perçin olan teknesi 4.701 net, 1.540 dw tonluktu. Boyu 124.3 metre, genişliği 16.08 metre idi. Çektiği su 6,19, derinliği 9,75 metre idi. Beş güverteliydi ve içerden 11 perdeyle ayrılmıştı. Buhar makinesiyle hareket ediyordu. Safrası cıvalı olduğundan, tasarımı, 90 derece yana yatmadıkça asla batmayacak biçimde yapılmıştı. Yemek salonundan kütüphanesine, dinlenme salonlarından özel süitlerine kadar bir gemiden çok bir ev havası verilmeye çalışılmıştı.

Geminin en ilgi çekici yerlerinden biri, büyük salonundaki gerçek bir sanat yapıtı olan görkemli şöminesiydi. Bayan Cadwalader bu sömineyi Portekiz’e yaptığı bir gezide tarihî bir şatoda görmüş, çok beğenmişti. Hemen satın almak istemişse de razı olmamışlardı. O zaman ani bir kararla önce şatoyu satın almış, sonra da şömineyi söktürerek o sıralarda inşa edilmekte olan Savarona’ya taşıtıp monte ettirmişti!

Savarona benzerlerinden çok daha güzel ve de konforlu bir yattı. Özellikle de yatın sahibi için özel olarak yapılan daire ile konuklara tahsis edilen kıç taraftaki süitlerin benzerleri ancak saraylarda bulunabilirdi. Özel kamaraların her birinin banyosu değişik renklerdeydi. Bu kamaralardaki yatak takımlarının banyo ile aynı renkte olmasına özen gösterilmişti.

Zengin bir kütüphanesinden başka, modern bir müzik seti ile klasik parçalardan oluşan 78’lik çok zengin bir plak koleksiyonu başka hiçbir yatta yoktu. Elbette ki mobilyalar da, duvarları süsleyen tablolar da titizlikle seçilmişti. Yemek salonundaki yuvarlak masa, yirmi davetlinin rahatça yemek yiyebileceği büyüklükteydi. Bardak takımları özel olarak ısmarlanmış, çok değerli Bohemya kristalinden yaptırılmıştı. Yemek takımlarını oluşturan açık yeşil desenlerle süslü tabaklara, tıpkı bardaklarda olduğu gibi tek tek yatın özel arması işlenmişti.

Geminin toplam maliyeti 4 milyon $ (Haziran 2015 eşdeğeri 58.5 milyon $) olmuştur. 

Ne var ki, Bayan Cadwalader’in özenerek yaptırdığı yatını o yıllarda Amerika’da sürmekte olan büyük ekonomik krize karşın kendi ülkesindeki tersanelerin birinde değil de Almanya’da inşa ettirmiş olması Amerikalılar’ı çok kızdırmıştı. Bu nedenle de hükûmet, yatın sahibinden neredeyse maliyetinin bütününe yakın bir gümrük vergisi talep etti. Aksi halde gemi Amerika karasularına sokulmayacaktı.

Bayan Cadwalader’in bu karara şiddetle karşı çıkması üzerine de bu güzel yatın ABD sularına girmesi kesinlikle yasaklandı. Böyle olunca da Savarona, denize indiği 1931’den 1937’ye kadar geçen zaman içinde yaptığı iki dünya turu boyunca hep Panama bandırası altında dolaşmak zorunda kaldı.

Sonunda çaresiz kalan Bn. Cadwalader, bu dünya güzeli yatını satışa çıkarmak zorunda kaldı. Önce Hamburg’daki, sonra da Southampton’daki girişimleri sonuç vermedi. Almanlar bu zarif gemiyi yabancılara kaptırmadan ucuza ele geçirmek niyetindeydiler. Bu nedenle üzerine haciz koydular.

O günlerde yatı satın almak üzere Türk hükûmeti girişimde bulunmuştu. Atatürk’e karşı büyük hayranlık besleyen dönemin Amerika Başkanı F. Roosevelt’in gönlü Savarona’yı Almanlar’ın ele geçirmelerine hiç razı değildi; yatın, Türk hükûmeti tarafından alınmasından yanaydı. Bu nedenle o günlerde New York limanına giren bir Alman transatlantiğine -Savarona’nın karşılığı olarak- haciz konulabileceği bildirildi. Sonunda Almanya, hem de bizzat Hitler’in özel talimatı üzerine, yatın üstündeki haciz kararını kaldırmak zorunda kaldı. Böylece engeller ortadan kalkınca, Türk hükûmeti yatı kolayca satın aldı.

Savarona, 23 Şubat 1938’de Türk hükümeti tarafından 1.2 milyon $ (Haziran 2015 eşdeğeri 19.4 milyon $) karşılığında satın alınarak sağlığı gün geçtikçe kötüleşen Mustafa Kemal Atatürk’e hediye edilmiştir. Atatürk, ölümünden önce gemide sadece 56 gün vakit geçirmiştir.

Yat, İkinci Dünya Savaşı boyunca İstanbul Boğazı’nda Kanlıca Koyu’nda demirli kalmıştır. 1951’de Güneş Dil adıyla eğitim gemisine çevrilmiştir. Savarona, 3 Ekim 1979’da Heybeliada’da demirliyken makine dairesinde çıkan yangın sonucu büyük hasar aldı. Gölcük Tersanesi’nde 6 ay boyunca onarıldı ve tekrar eğitim gemisi olarak hizmet vermeye başladı, ancak bir süre sonra tekrar hizmetten alındı. Yangından kurtarılan bazı eşyaları 1986’da İstanbul Deniz Müzesi’ne devredildi.

24 saat kadar süren yangında Ata’nın yatındaki pek çok eşya alevlerin tahribatından kurtarılamadı. Ata’dan yadigâr kalan bu güzelim yatı, ağır bakım masrafları yüzünden müze yapamadılar. Halen turizm amaçlı kullanılmakta olan yat, kışlarını İstanbul’da, yazlarını ise yatçılığın popüler merkezlerinden Cote d’Azur’de geçiriyor. Atatürk’e ait olan bölüm ise müze olarak aslına uygun olarak aynen korunuyor.

1989 yılında gemi hurdaya çıkartıldı, ancak haberin basında yer alması sonrasında Savarona, 49 yıllığına Türk iş adamı ve armatör Kahraman Sadıkoğlu tarafından kiralandı. Sadıkoğlu’nun firması, Tuzla tersanesinde üç yıllık onarım sürecinde 45 milyon dolarlık harcama ile gemiyi tamamen yeniledi. Orijinal buhar türbini motorları sökülerek, yerine modern Caterpillar dizel motorlar takıldı. Yenilenen gemi, ünlü ve önemli konukları ağırlamak ve Atatürk’ün anısını yaşatmak amaçlarıyla kullanıma alındı.

2013 yılının sonraların da dönemin Başbakanı, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca kiralık bulunduğu iş adamı Kahraman Sadıkoğlu’ndan devri alındı ve Türkiye’de ve yabancı ülkelerde gerçekleştireceği toplantı ve görüşmelerde prestij amaçlı olarak değerlendirilmek üzere bakım ve restorasyonu yapıldı.

Bakanlık tarafından 10 ay süren restorasyon ve bakımın ardından devlet büyüklerinin tarihi toplantılarında ve önemli kabullerinde kullanabilmesi için son aşama olan “tecrübe seferi”nden de başarıyla döndü. İstanbul Kuruçeşme Limanı’nda demirli bulunan Atatürk’ün yadigarı yat, tarihine yakışır şekilde devlet büyüklerinin Türkiye’de ve yabancı ülkelerde gerçekleştireceği toplantı ve görüşmelerde prestij amaçlı olarak değerlendirilmek üzere hazırlandı.

Tarihi yat, önemli konuklarını ağırlamadan önce “tecrübe seferi” için Kuruçeşme Limanı’ndan demir aldı. Vatandaşların meraklı bakışları altında bütün ihtişamıyla İstanbul Boğazı’ndan geçen yat, Avşa’ya gitti. Halen dünyanın en güzel yatlarından biri olma özelliğini koruyan Savarona, seferini başarıyla gerçekleştirdi. Savarona’nın tecrübe seferine, Anadolu Ajansı (AA) ekibi de eşlik etti.

Başta Atatürk’ün kaldığı oda olmak üzere bütün odaların ve diğer birimlerin tek tek elden geçirildiği yat, bütün ihtiyaçlara cevap verecek şekilde hazırlandı. Yatın bakımında ince elendi sık dokundu. Savarona’nın elektronik tesisatı ve cihazları başta olmak üzere lüzum görülen kısımları yenilendi, her yeri boyandı. Savarona, son teknolojiyle de donatıldı. Gemide dinlenme salonu ve süitlerin yanı sıra Türk ve dünya mutfağından yemeklerin yapılabildiği son teknoloji ile donatılmış mutfak da yer alıyor. Koltuk grupları ile bir piyanonun süslediği geniş salonu ise gerektiğinde oturma, gerektiğinde yemek, gerektiğinde ise geniş katılımlı toplantılar için düzen alınabilecek şekilde düşünüldü.

Savarona’da en çok ilgiyi Atatürk’ün kaldığı oda çekiyor. Atatürk’ün 55 gününü geçirdiği odaya, söz konusu dönemde çalışma odası olarak kullandığı bölümden girilebiliyor. Odaya girişte sağda “Atatürk” yazılı tabela göze çarpıyor. Atatürk’ün çalışma odasında fotoğraflarından oluşan albümler, çok sayıda kitap ve Savarona’ya ait yazılı belgeler bulunuyor.

Mustafa Kemal’in odasına girince her şeyin o döneme uygun şekilde yerleştirildiği görülüyor. Selanik’te kullandığı belirtilen ahşap karyolası ve yatağı, ziyaretçileri tarihi bir yolculuğa çıkarıyor. Atatürk’ün fotoğraflarının da yer aldığı odada üzerinde MKA yazılı sigarasının yanı sıra mendili ve eldiveni dikkati çekiyor. Atatürk’ün el yazısının yer aldığı tabloyla Cumhurbaşkanlığı forsu, bardakları, bastonu da odada bulunan diğer eşyalardan bazıları. Geminin güvertesine çıkış noktasında bulunan ve Savarona’ya ait o dönemden kalma tek belge olan kroki de gözlerden kaçmıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.