Genel

Birinci Dünya Savaşında 1800 Türk Askerini Kurtaran Vatansever… Meryem Atmaca

Kasım 1914’teyiz. Sarıkamış Harekatından 1 ay öncesinde. O tarihlerde Hasan İzzet Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu, Azap ve Köprüköy’e saldıran Rus ordularını mağlup etmeyi başardı. Ama Hasan İzzet Paşa Rus Ordu’sunu bozguna uğratmak yerine, askerlerini 15 kilometre geriye çekti.

Sarıkamış Harekatının amaçları Bakü Petrollerine ulaşmak, 93 Harbi’nde Rusya’ya kaybedilmiş olan Sarıkamış Kars Ardahan gibi yerleri geri almaktı.

75.000’i silahlı, geri kalan 50.000’ini ise savaşçı olmayan taşıma birimleri ve depo alayından oluşan 125.000 kişilik ekip Sarıkamış Harekatı için hazırlandı. Tarihe geçicek ve içimizi yakacak Sarıkamış Harekatı 22 Aralıkta başladı.

22 Aralık 1914 günü 11. Kolordu büyük yürüyüşe başladı. Bölgedeki çetin koşullar, 25 Aralık günü 9. Kolordu’yu Sarıkamış’a doğru geri çekilmeye zorladı. Aynı gün, 3 kilometre yolsuz bir kar çölü olan Allahuekber Dağları’na gelindiğinde, 11.Kolordu kuvvetleri 10’larca kayıp vermişti. Kısa bir zaman sonra 10 ve 11. Kolordu’da görev yapan askerler, henüz Sarıkamış’a gelemeden doğa koşulları yüzünden şehit oldu.

29 Aralık 1914’de 300 askerden oluşan 9.Kolordu Sarıkamış’a ulaştı ve Ruslar tarafından ağır bir yenilgiye uğratıldı. 6 Ocak günü Hafız Hakkı Paşa geri çekilme emri verdi, 7 Ocak günü ise sağ kalmayı başaranlar Erzurum yolundaki yürüyüşe başladılar. Osmanlı Devleti 60.000 Ruslar ise 30.000 kayıp verdi. Sarıkamış Harekatı’nın en acı detayı; Askerlerimizin büyük çoğunluğunun Ruslarla çarpışarak değil, soğuk hava koşulları yüzünden ölmeleriydi. Diğer bir can alıcı detay ise yaklaşık 5.000 askerimizin Ruslara esir düşmesiydi.

Sarıkamış’ta esir düşen Türk subayları hayvanlara ait vagonlarda Tiflis’e götürüldü. 1 aylık bir eziyetin ardından Sibirya Kamışlı İstasyonu’na gelindi. Esir düşen askerlerin elbiseleri de dahil olmak üzere bütün şahsi eşyalarına General Prezevalski tarafından el konuldu. Esirler hergün hakaret işitti, sadece ekmek almaya yetecek 50 rus kapiği verilerek adeta ölüme mahkum edildi. Yaralı askerlere hiçbir tedavi uygulanmadı ve birçoğu en sefil en kötü hapishanelere yollandı. Halbuki harekattan önce Ruslar’la anlaşılmış ve esirlere iyi muamelle yapılması konusunda el sıkışılmıştı.

Türkler Sibirya’ya Sevk Edildi.

Alman ve Avustralyalı esirler Rusya’nın Avrupa kıtasındaki şehirlerine götürülürken, Türkler’in tamamı Sibirya’ya sevk edildi. 30 kişilik vagonlara 60 kişi bindirildi Sibirya’nın en soğuk ve uzak bölgesine gönderildi. 2 ay süren seyahatte askerlerimizin yarısı yolda vefat etti. Yolculuk boyunca vagonlar açılmadı, tuvaletin bulunmadığı vagonlarda hergün 4-5 ölüm gerçekleşti. Cenazelerin çoğu ise dağlara bırakıldı.

Vagonlardan iki tanesi kapıları kitlenerek terkledildi.Ruslar hastalık bahanesiyle 500 Türk askerini üzerlerinde sadece iç çamaşırı olacak şekilde soyup ölüme terk ettiler. Kafkasya içlerine sürgün edilen Türk askerleri ise nispeten daha iyi durumdaydı. İç isyanın başladığı dönemde serbest kalıp, ardından da yerleşim yerlerinde iş bulup hayatta kalmayı başaranlar vardı.

Ermeni nüfusun yoğun yerlerde ise durum çok daha vahimdi. Ermeni askerler sırf zevk için Türk askerlerin şiddet uyguluyor, günde sadece bir kez suya salınmış balık çorbası veriliyordu. Özellikle Kars ve Aleksandrapol’de insanlık dışı uygulamalar arşa çıktı. O bölgelerde esir alıp satmak için esir pazarlara kuruldu. İyi durumdaki esirler 12 ruble, zayıflar ise daha ucuza satıldı. Hasta olanlar ise bir paket tütün karşılığında satıldı.

1916’nın Ocak ayına gelindiğinde, Doğu cephesindeki esirler zorlu şartlar altında hayatta kalmak için çabalıyordu. 100’lerce kişilik kafile Sarıkamış’a ulaşmak için çetin bir yolculuğa çıktı. Aynı tarihlerde 13 esir subay, 350 er bitmek bilmeyen bu yolculukta artık tükenmiş durumdaydılar. Yürümekte zorluk çeken 95 Türk askeri kurşuna dizildi. Üstü açık olan dört duvar arasındaki bir yerde uyumak zorunda kalan askerlerden 8 tanesi donarak hayatını kaybetti. Aynı kafile ertesi gün 80 şehit daha verdi. Rus askerler keyfi olarak 80 askerimizi kurşuna dizdi. 15 gün süren Sarıkamış yolcuğunda Türk askerlerine yiyecek bir şey verilmedi. Frankfurt Çaytong Gazetesindeki habere göre; Şubat 1916’da Krasnobarsk’tan Primor’a sevk edilen 1000 Türk askerinden sadece 200’ü hayatta kalabilmişti.

Hayatta kalmayı başran Türk askerleri Kars, Gümrü, Batum, Gori, Tiflis ve Nargin Adası gibi 30’a yakın şehirde kurulan esir kamplarına gönderildi. Askerler kuru tahta üzerinde yattı, sebepsiz yere birçoğu şehit edildi. Birçoğunun elbiseleri alındı, yaralı askerlere hiçbir müdahale yapılmadı. Hepsi ölüme terkedildi. Görevliler gün içinde belirli aralıklarla esirlere şiddet uyguladı. Hiçbir temizliğin olmadığı kampta, birçok askerimiz lekeli humma yüzünden şehit düştü.

50’ler, Üstü Açık Hapishaneler…

Havanın -50’leri gördüğü yerdeki esir askerler, korunaksız barakalarda ölüme terkedildi. Türk doktorların bir kısmı bu kampa gönderildiğinde gördükleri manzara korkunçtu; askerler kucak kucağa yatıyor, üzerlerine örtücek hiçbir şeyleri olmadan ölümü bekliyorlardı. İlaç bulmak imkansızdı, Ruslar da dışardan ilaç getirmeye izin vermiyordu.

Kızıl Deniz’in Bakü tarafındaki Nargin Adası, üzerinde bitki yetişmeyen yılanlarıyla meşhur bir yerdi. Adada hiçbir su kaynağı yoktu, Nargin Adası, Rusların zaptedemedikleri katilleri gönderdiği bir cehennemdi. Adaya 1915 yılında eni 500 metre, uzunluğu 1500 metre olan bir esir merkezi inşa edildi. 2’şer katlı ve 40 tane yapı olan bu merkez 10.000 esir alacak kapasitedeydi. Bazen esirlere 6 gün boyunca su verilmediği bile oldu. Hastahane olarak inşa edilen bu merkez 400 hasta kapasiteliydi fakat 1200’den fazla hasta bu merkezde ölüme terkedildi. Türk askerlerinin bazılarının son durakları işte bu merkezdi.

Bolşevik İsyanı Kurtuluş Kapısını Araladı.

Ruslar ihtiyaçları kadar suyu aldıktan sonra eğer su kalırsa esirlere veriyorlardı. Esirler beton zemin üzerinde yatar, hergün 10’larcası ölürdü. Ölenler denize atılır hiçbir merasim yapılmazdı. -45 derecelik soğuk esirleri her geçen gün perişan ediyordu. Esirlere hergün sıcak su ile yapılmış yağsız ve etsiz çorba ve 100 gram siyah ekmek veriliyordu ama daha sonra bu rakam yarıya indirildi. Esirler Ermeni ve Rum muhafızlar tarafından sürekli şiddete uğradı.

Bu durum 1917’deki Bolşevik isyanına kadar devam etti. Bolşevik isyanından sonra çarlık rejimi yıkılınca bölgede yaşanan kaos hayatı durma noktasına getirdi. Esir kampları tamamen unutuldu, hiçbir yiyecek ve malzeme gönderilmedi. Askerlerimizin az bir kısmı yurda dönme fırsatı bulsa da hayattakilerin çoğu hala Rusya’da esirdi ve çaresizce ölümü bekliyordu.

İşte tam da o tarihlerde Meryem Atmaca isminde bir vatansever ortaya çıktı ve 1800 askerimizi tek başına bu cehennemden kurtardı. Meryem Atmaca’nın babasından kalma 10.000 altını vardı. Bu servetini bir kez bile tereddüt etmeden Türk askerlerini kurtarmak için Ruslara verdi. Meryem Atmaca Rusya’nın içinde bulunduğu bu karışık durumu bir fırsat olarak gördü ve esir olan Türk askerleri için pazarlığa girişti. Pazarlığın sonunda Ruslara teslim edilen 10.000 altın, 1800 Türk Askeri’nin canını kurtardı.

Meryem Atmaca 20 yıldan uzun bir süre fakir ve yoksul bir kadın olarak hayatını devam ettirdi. Bu bilinmeyen kahraman yıllar sonra gözlerini son kez kapattığında yoksulluktan birtap düşmüş bir haldeydi. Tam olarak ölüm tarihi bilinmese de yaklaşık olarak 1940’ın ortasında öldüğü tahmin ediliyor. Vatansever Meryem annenin hikayesi bugün çoğu insan tarafından malesef bilinmiyor. Türk askerini kurtarmak için tüm servetini harcayan Meryem Atmaca’nın hikayesini anlatmak da bize bir borç olarak kalıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.