Genel

Çömlekçiliğin Keşfi Ve Tarihçesi

Çömlekçilik, toprağın ya da asıl olarak killi toprağın çeşitli aşamalardan geçirildikten sonra şekillendirilip kullanılmak üzere çeşitli eşyalar üretilmesine verilen addır.

İnsanlığın çömleği nasıl keşfettiğini tam olarak bilinmemekle birlikte, genellikle kabul gören varsayım, toprağın ateşte pişip sertlik kazandığını tesadüfen bulunduğu yönündedir.

Bulunma şekli ne olursa olsun, çömlekçiliğin gelişmesi, göçebe kavimlerin yerleşikliğe geçmesiyle olmuştur. Anadolu’da ilk yapılan çömlekler ‘Neolitik’ döneme yani yaklaşık MÖ 7000’li yıllara dayanmaktadır.

Çömlekçiliğin tarihçesi

İlk yapılan çömlekler sargı-dolama usulü ile elde şekillendiriliyor ve pişirim ise genellikle açık ateşte yapılıyordu. MÖ 3000 yılında da çömlekçi çarkı bulunmasıyla çark üzerinde şekillendirmeler de başlamış oldu. Yine aynı dönemde toprağın pişirilmesi için ilkel fırınlar da kullanılmaya başlanmıştır.

Çömlekçiliğin yapılan kazılardan M.Ö. 5000-4000 yıllarına kadar dayanmakta olduğu anlaşılmıştır. Her medeniyette çömlekçilik sanatı kendine has hususiyet ve özellikleriyle kendini belli etmiştir.

Mısır’da kurulan medeniyetlerde M.Ö. 5000 yıllarında, İran’da ve Filistin’de kurulan medeniyetlerde M.Ö. 4000 yıllarına kadar çömlekçilik sanatının olduğu bilinmektedir. Anadolu medeniyetlerinde çömlekçilik tekniği M.Ö. 6000 yılına kadar giderek bir üstünlük göstermektedir. Mersin, Çatalhöyük ve Kızılkaya gibi merkezlerde koyu renkli cilalı seramik bulunmuştur. Hacılar’da krem renginde astarlı ve cilalı seramik bulunmuştur.

Truva, Yortan, Polatlı, Kusura, Beycesultan ile Güney Anadolu’daki yerleşim merkezlerinde M.Ö.2900-2600 yıllarına âit, elle yapılmış, koyu renkli desenli bir çömlek cinsine rastlanmıştır. M.Ö. 2600-2300 devrelerine ait zaman içinde çömlekçi çarkı kullanılmaya başlanmış, kırmızı astarlı ve cilalı seramikle kara renkli kablar ve kırmızı üzerine kahve rengi veya ak üzerine kırmızı renkte geometrik süsleme gösteren boyalı seramikler görülmüştür. M.Ö. 2300-1900 zamanında kullanılmış çömleklerin az önce izah edilen özelliklerin yanında kırmızı veya kırmızımsı bir astarla kaplandıktan sonra koyu renkte çizgili desenlerle süslenmiş olduğu, bazılarında da tek renkli ve cilalı özelliğinin yanında insan yüz tasvirlerinin bulunduğu görülmektedir.

M.Ö. 1900-1600 devresi Hititler zamanına rastlamaktadır. Geometrik desenler yanında stilize edilmiş hayvan figürlerine de rastlanmaktadır.

Orta Asya ve Türklerde çömlekçilik M.Ö. 3000 yıllarına kadar dayanmaktadır. Göktürkler zamânındaki kaplar umûmiyetle dar ağızlı testilerle geniş ağızlı çömleklerden ibârettir. Karlukların yayıldığı bölgelerde insan ve hayvan tasvirleriyle Çu Vâdisinde bulunanlarda hayvan figürlerine rastlanır. Bu çeşit süsleme İslâmiyetin yayılmasıyla yerini stilize edilmiş kuş ve geyik figürlerine bırakmıştır. Karahanlılarda insan ve hayvan figürleri kaybolmuş, bunun yerine stilize edilmiş bitki motifleri kullanılmıştır. İslâmiyetin kabûlünden sonra Türkler daha çok çini, porselen ve fayans üzerinde çalışmış ve bu alanlarda emsâlsiz eserler meydana getirmişlerdir.

Anadolu Selçukluları (M.S. 11-13. yüzyıllar) günlük işlerinde oldukça kaba yapılı ve Bizanslıların kullandığı kırmızı taban üzerine yeşil, sarı, kahverengi sırlı seramiğe benzer kaplar kullanmışlardır. Kubâdâbât ve Konya sarayında bu çömlek cinsinden parçalar bulunmuştur. Ankara Etnografya Müzesinde bulunan ağızlıklı bir testi insan figürleri, çiçek motifleri ve geometrik desenlerle süslenmiştir.

Yunan resim sanatı hakkında bilgiyi, günümüze ulaşan antik Yunanların günlük ihtiyaçları için yapmış oldukları vazolardan edinmekteyiz. Bu vazolar 3 grupta ele alınmaktadır. MÖ 7. yüzyıl sonları ve 6. yüzyılda siyah figür tekniği sonraki dönemlerde ise kırmızı figür tekniği kullanılmıştır. Daha gelişmiş ve tabiileşmiş olan geometrik ya da figürlü motiflerin yanında insan resimleri önemli yer almakta, ressamlar yalnız tek insan figürünü değil, oldukça büyük kompozisyonlar hatta çeşitli frizlerde birbiriyle ilgili kompozisyonlar meydana getirmesini bilmekte ve en çok mitolojik konulara başvurmaktadırlar.

Doğu Yunan ekolü renklerin berraklığı, çeşitliliği ve sahnelerin canlılığı ile göz çarpmakta, ressamlar ahenkli bir süratle tertiplemesini bildikleri hayvan frizlerinde başarılı olmakta, birçok hallerde büyük tablolardan aldıkları motiflerde mümkün olduğu kadar çok şey anlatmak istemektedirler. Korinth’te daha sonraki eserlerden ayırt edilmeleri için protokorinth vazoları olarak gösterilen, başlangıçları 9. yüzyıla dayanmakla beraber esas itibarıyla 7. yüzyıla ait olan vazolar doğudan getirilen kumaş ve halıları örnek alarak açık bir zemin üzerine parlak ve siyah, kırmızı veya beyaz boya ile özenle yapılmış, bir takım geometrik bezemeler ya da mitolojik sahneler göstermekte, her biri başlı başına bir sanat eseri olmak iddiasında bulunan bu vazoların Akdeniz piyasasında büyük rağbet gördüğü anlaşılmaktadır.

Osmanlı devrinde de su küpleri, kavanozlar, su testileri gibi kaba eşya sırlı ve sırsız pişmiş topraktan yapılmaya devam etmiştir. Çanakkale çömleğinin tarihi çok eski olup burada yapılan çoğu yeşil, sarı, koyu kahve rengi, sırlı seramik çok tanınmıştır. Ayrıca Anadolu Hisarında Göksu, Adapazarı, M.Kemalpaşa, İnegöl, Gönen, Menemen, Kütahya, Eskişehir, Ayaş, Konya, Avanos ve Diyarbakır gibi yurdumuzun birçok bölgelerinde çömlek yapım yerleri vardır. Günümüzde çömlekçiliğin eski önemi kalmamıştır. Anadolu’da bazı yörelerde hala çeşitli tipleri kullanılmaktadır.

Çömleğin Keşfi

Bir şeyler taşımak insanlar için her zaman önemli olmuştur ve bunun en kolay yolu ellerde veya kolun içinde taşımaktır. Fakat bu yolla taşımanın sınırlan vardır. İhtiyacımız olan şey, deyim yerindeyse doğal ellerimizden oldukça büyük olan, yapay ellerdir.

Nesneler hayvan derilerinin içinde de taşınabilir; fakat derilerin şekli uygunsuzdur ve ağırdırlar. Sukabağı işe yarayabilir; ancak kullanımı sınırlıdır. Bu nedenle sonunda insanlar dalları veya diğer lifleri örerek sepet yapmayı öğrendiler. Bunlar hafifti ve her şekilde yapılabiliyordu.

Ne yazık ki sepetler örgünün ağlarından daha büyük parçalardan oluşan katı, kuru nesneleri taşımada işe yarıyorlardı. Sepet, örneğin un, zeytinyağı ve en önemlisi su taşımak için kullanılamıyordu.

Sepetleri kururluktan sonra delikleri kapatacak ve sepeti katı bir hale getirecek balçıkla sıvamak doğal gelmiş olabilir. Ancak özellikle sepet sallanır veya çarpılırsa, kurumuş çamur düşer. Fakat sepet güneşin altına konulursa ve direkt güneş ışığında pişmesi sağlanırsa, çamur daha da kurur ve artık tozlarla sıvıları taşımak için uygun hale gelir. Peki o zaman neden sepeti kullanalım? Neden basitçe kille işe başlayıp ondan bir kap biçimlendirerek güneşte kurumaya bırakmayalım? O zaman kaba topraktan yapılmış bir kap elde edersiniz; bu türün örnekleri MÖ 9000 yılları na kadar uzanmaktadır. Ancak bu kaplar yumuşaktılar ve fazla dayanmıyorlardı.

Demek ki daha kuvvetli bir ısıya ihtiyaç vardı. Böylece topraktan yapılma bu kaplar ateşe sürülüp sert çömlekler oldular. Bu türden çömlekleri MÖ 7000 yıllarında görüyoruz. Bu, ateşin ışık, ısı ve pişirme dışında başka bir şey için ilk kullanılmasıdır.

Çömlekçilik yalnızca sıvıları taşımayı olanaklı kılmakla kalmadı, aynı zamanda yeni bir pişirme türünü de getirdi. O zamana dek yiyecekler ya direkt alevlere tutularak ya da kuru ısıda pişiriliyordu. Suyu tutabilen ve alevlerin ısısına dayanabilen çömlek ortaya çıktığında ise, yiyecekler su içinde ısıtılabildi, yani kaynatılabildi. Böylece güveç ortaya çıktı.

Bunu da okuyabilirsiniz Osmanlıda İstanbul Gözlemevinin Yıkılması
Ve tabii ki çömlek süslenebiliyor ve ona güzel bir şekil verilebiliyordu. Zekice süslenmiş örnekleri özellikle ilgi çekiyordu. Zanaatkarlar bunları ihtiyaç duydukları diğer maddelerle değiş tokuş edebiliyorlardı. Ve çömlek, iyi bakılırsa sonsuza dek dayandığından, sık sık el değiştiriyordu. Bu nedenle bir grup insan çömleği, başka bir grupla ticaret yapmak için kullandı.

Çömlekçiliğin ilk günlerinde kil sıkıştırılmış ve ona kap biçimi verilmişti; sonuç oldukça yumru yumru ve asimetrik, fakat yine de iş görür bir şeydi. Oysa kap döndürülebilse, elin yaptığı kısmen daha hafif bir basınç simetrik silindir şeklini ortaya çıkarır ve basınçta uygun artırmalarla veya aşağı doğru itmeyle, simetriyi koruyarak temel silindirin komplike değişimleri yaratılabilir. Burada kil yatay ve daire şeklinde bir tahta ya da taş dilimi (çömlekçi tekerleği) üzerine yerleştiriliyordu. Dilimin altında, bir çukur içinde dengelenen merkezi bir sivri uçlu sopa vardı ve hepsi birden hızla dönüyorlardı.

Çömlekçi tekerleği, tekerleğin kullanılışının ilk örneklerinden ve ekseni üzerinde dönen hareketin ilk kullanımlarından biriydi. tık olarak ne zaman kullanıldığını bilmiyoruz; fakat genelde tekerlek fikrini ve tekerlekli taşımayı akla getirmiş olabilir.

Günümüzde Çömlekçilik

Çömlek işçiliği ya da çömlekçinin sanatı. Çömlek yapımında kullanılan kilin yağlılık derecesini düşürmek ve daha kullanışlı bir duruma getirmek amacıyla içine, yanarak çömleğin hafiflemesini sağlayan maddeler (kıl, kül, saman, talaş) katılır. Kil daha sonra iyice yoğrularak dövülür. Biçim verme değişik türlerde olabilir. Bunlardan başlıcaları kalıplama, çevirme ve modelajdır. Modelaj, hamura elle ya da ilkel araçlarla biçim vererek yapılır. Ayrıca fitil biçiminde yapılan hamurları üst üste koyduktan sonra, üzerini kille sıvayıp çıkıntıları kapatarak da istenilen biçim elde edilebilir. Kalıplama yöntemiyle ancak basit eşyalar yapılabilir. Çevirme yöntemiyse çömlekçi çarkının yardımıyla gerçekleşir. Çarkın üzerine konulan hamura, çark dönerken parmaklarla istenilen biçim verilir. Kuruma birkaç aşamada olur. Çömleğin kulpları, hamur kurumaya yüz tuttuktan sonra takılır. Kuruduktan sonra zımparalanan çömlek boyanıp üzerine süs yapılır. Daha sonra reçine, vernik gibi su geçirmesini önleyecek bir maddeyle kaplanır. Son işlem olarak pişirilen çömlek kullanışa hazır duruma gelir.
Özlü çamurdan elle veya çömlekçi çarkından geçirilerek çeşitli ölçülerdeki kalıplara dökülerek biçimlendirilen ve fırında pişirilerek sırlanan veya sırlanmadan yapılan toprak çanak. Çömlek, testi, vazo, küp yapma sanatı. Beyaz topraktan yapılarak üstü sırlanan çiniler, çömlekçilik sanatına girmezler. Bunları yapmak sanatına çinicilik denir.
Eski tekniğe göre çömlekçi çamurunun hazırlanışı ve şekil verilmesi, akarsu yataklarından veya kil toprağının üstündeki özlü çamur süzülerek, içindeki çakıl taş parçaları alındıktan sonra taşla veya tahta tokmakla dövülerek yapılırdı. Kil toprağına sadece biraz su katılır, süzülmüş balçıklı toprak kalıplara dökülerek sıkıştırılır veya ortası oyularak çeşitli biçimlere sokulurdu.
Yeni usullere göre, kil bol su içinde ıslatılarak sıvılaştırılır, süzülür. Süzülen bu sulu çamur belirli bir kıvama gelinceye kadar kurutulduktan sonra elle işlenerek biçimlendirilir. Son zamanlarda ise balçık, kalıplara dökülerek kullanılmaktadır.
Pottery wheel
Testiler üzerine camsı olmayan sır sürülmezse, içindeki suyu dışına çok ince bir şekilde sızdırır. Buna testinin terlemesi de denir. Çok hafif sızan bu suyun hissedilmeyecek ölçüde buharlaşmasıyla testi içindeki su soğur.
Fırınlama: Eski usullere göre yapılan çömlekler güneşte kurutulurdu. Daha sonra ateşte pişirilmeye başlandı. On sekizinci yüzyılda çömlekçi fırınları yapılmaya, 19. yüzyılda ise tünel şeklinde fırınlar kullanılmaya başlandı. Çömlek taşıyan arabalar çömleklerin pişeceği ölçüde fırın içinden geçerek soğuma yerinde bir müddet bekletilir ve daha sonra işi bitip kavrulmuş olan çömlekler çıkarılır. Yapılan toprak kapların birisi balçığı sertleştiren, diğeri de sırı sabitleştiren iki ayrı fırınlama dan geçer. İlk fırınlama da balçık yavaş yavaş suyunu kaybeder. Çömleğin çatlamaması için ısının fazla olmaması lazımdır. Sıcaklık derecesi 600 derecenin üzerine çıkınca çömlek kırmızılaşır ve balçık suyunu tamamıyla kaybeder. Çömlek fırınlama esnasında hava alırsa karbonlu maddeler atılır. Şayet hava almaz ise çömlek koyulaşır.
Kaynak: Isaac Asimov – Bilim ve Buluşlar Tarihi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

error: İçerik korunuyor !!