Genel Hikaye Mitolojik Öyküler

Defne Ağacının Öyküsü

Antik Yunanlılar doğayı betimlemek için mitolojilerinden faydalanmışlar, doğayı mitolojileri ile açıklamaya çalışmışlardır. Yunan mitolojisinde bulunan birçok hikayeden biri de Apollon ile Daphne(Defne)‘nin hikayesidir. 

Apollon mitoloji de güneşin, ışığın, şiirin, müziğin, okun, kehanetin tanrısıdır. Zeus’un oğlu, Artemis’in kardeşi Apollon çok iyi bir okçudur.

Daphne ise nehir tanrısı Peneus’un kızıdır. Çok güzel olmasıyla ünlü olan bu su perisine aşık olan birçok erkek olmuştur. Ancak Defne hayatı boyunca evlenmemeye kararlıdır ve bu nedenle hiçbir evlenme talebini kabul etmemiştir.

Günlerden bir gün Apollon dört tanrısal atın çektiği arabasıyla gökyüzünü gezerken kendisi gibi bir okçu olan aşk tanrısı Eros ile karşılaşır. Eros o sırada insanları aşık etmek için kullandığı ok ve yayı ile ilgilenmekle meşguldür. Yakın zamanda bir ejderha öldürmüş ve zaferinden dolayı kibirlenmiş olan Apollon Eros’a seslenir:

Ey aşkın tanrısı! Bu savaş araçları senin eline hiç yakışmıyor. Onları bana verirsen, uygun olan yerde, yani savaş meydanlarında kullanırım. Bilirsin benim attığım ok yerini bulur, bu konuda benim üzerime yoktur.

Eros Apollon’un bu küçümseyici tavrına çok sinirlenmiş. Apollon’a demiş ki:

Ey Güneşin, müziğin, okun tanrısı güçlü ve akıllı Apollon. Söylediklerinde elbette ki doğruluk payı var. Senin okların her şeyi vurur mutlaka. Ama unuttuğun bir şey var ki o da benim oklarım seni bile vurabilir. Benim işimi neden böyle küçümsüyorsun.

Eros sözlerini bitirdikten sonra Apollon’un yanından hızla uzaklaşmış, ancak Apollon’a zamanı geldiğinde ders vermeye yemin etmiş.

Apollon günlerden bir gün yeşillikler içindeki ülkesinde oturmuş lirini çalarken, ormanda yalnız başında dolaşmakta olan güzeller güzeli su perisi Daphne’yi görmüş. Onu görür görmez bütün vücudunu bir titreme almış. Kendinden geçmiş bir halde tanrıçaları bile kıskandıran bir güzelliğe sahip olan bu su perisini izlemeye başlamış. Ancak onları izleyen birisi daha varmış: Aşk tanrısı Eros. Eros, Apollon’un kendisini küçümsemesinin intikamını almanın vaktinin geldiğini görünce sevinmiş ve biri altın, biri de kurşun olan iki ok hazırlamış. Altın oku Apollan’a fırlatıp, onu tam kalbinden vurarak Daphne’ye aşık olmasını sağlamış. Kurşun oku ise Daphne’ye fırlatıp onun da Apollan’dan ölesiye nefret etmesini sağlamış.

Apollon artık hergün bu güzeller güzeli su perisini görebilmek için gökyüzündeki krallığından inip Daphne’yi gizli gizli izliyormuş. Artık ne savaşlardaki başarısı, ne avdaki keskin nişancılığı, ne de ustaca çaldığı lirin tanrısal ezgileri tatmin etmiyormuş güneşin ve okun tanrısı Apollon’u. Hergün ormana gidip kalbini esir alan Daphne’nin tanrıları kıskandıran güzelliğini izliyormuş. Günler geçtikçe onu uzaktan uzağa izlemek yetmez olmuş. Kendi kendine demiş ki:

Ben ışığın ve müziğin tanrısı güçlü, yakışıklı, korkusuz Apollon’um. Niye çekiniyorum ki? Gidip şu ormanın güzel kızıyla konuşayım. Aşkından dalgalanıp, göğsümü delen şu kalbimin acısını bastırayım.

Kendi kendine böyle cesaret verdikten sonra güzeller güzeli Daphne’nin karşısına çıkmış Apollon. Daphne aniden karşısına çıkan Apollon’u görünce korkmuş ve ondan kaçmaya başlamış. Apollon da onun peşinden koşuyormuş. Bir yandan da Daphne’ye, O’na olan aşkını haykırıyormuş.

Dur, kaçma benden güzeller güzeli peri kızı. Ben Apollon’um, güneşin, müziğin ve ışığın tanrısı. Senin düşmanın değilim. Bütün bu yeryüzünde bana aşık olmayacak tek bir canlı bile yokken sen niye benden kaçıyorsun.

Daphne’nin durmaya hiç niyeti yokmuş. Tam aksine kalbindeki nefret okunun etkisiyle Apollon’un bu aşk sözlerinden daha da korkmuş ve ciğerlerini yırtarcasına kaçmaya devam etmiş. Apollon çaresizlik içinde Daphne’yi kovalamaya devam ediyormuş. Bir yandan da şöyle sesleniyormuş ona:

Kaçma benden ne olursun ey güzeller güzeli. Bak ben ışığın tanrısıyım ama senin aşkından gözlerim kör oldu, okun tanrısıyım ama kalbime saplanan bu aşk okunun dermanı yok bende. Dur ne olur kaçma benden, beni senin peşinden koşturan aşktır, düşmanlık değil!

Bu sırada Olympos’taki tahtında oturan tanrıların tanrısı Zeus bütün bu olan biteni izlemektedir. Oğlunun düştüğü bu içler acısı duruma üzülür ancak olaylara da müdahale etmek istemez. Daphne kaçmaya, Apollon da onu kovalamaya devam etmiş. Aralarındaki mesafe gittikçe kısalır ve bir an gelir ki Defne, Apollon’un nefesini saçlarının arasında duyar. Artık kurtuluş imkanı kalmadığını anlayan Defne, birden durur ve ayağı ile toprağı kazıyarak şöyle bağırır:

“Ey toprak ana, beni ört, beni sakla, beni koru.”

Daphne’nin içten yalvarışını duyan Gaia, kızına dönüşüm yeteneğini kullanarak yardım eder. Daphne’nin vücudu birden ağırlaşmaya başlar. Ayakları toprağın derinliklerine doğru kaymış, yeryüzündeki bütün kadınları kıskandıran bedeni kabuk bağlamış, kokusundan bütün canlıların başını döndüren saçları da yapraklara dönüşmüş. İnce, narin kolları uzamış ve dallara dönüşmüş ve güzel Daphne bir defne ağacına dönüşmüş.

Gördükleri karşısında şaşkınlıktan ne yapacağını şaşırmış genç ve güçlü Apollon. Üzüntüden bol bol gözyaşı dökmüş ve defne ağacına sarılmış. Güzelim yapraklarının kokusunu doyasıya içine çekmiş. Apollon Defne ağacına şöyle demiş:

Ey güzeller güzeli, ben seni çok sevdim. Sen beni istemedin ve benden kaçtın. Oysa ki ben sana ne kadar aşıktım ve şu yeryüzünde beni reddedecek başka bir canlı yoktu. Ben seni karım yapacaktım. Madem ki benim karım olamadın o zaman benim onur ağacım olacaksın. Bundan böyle ben ve tüm kahramanlar senin ağacının dallarıyla süsleyecekler kendilerini. Kokulu saçlarından olan bu ağacın yaprakları yaz ve kış yeşil kalacak ve ben onları taç yapacağım başıma.

Bu içten ve tatlı sözler üzerine, defne ağacına dönen Daphne saygıyla eğilmiş Apollon’un karşısında. İşte bu tanrısal aşk hikayesinin geçtiği yer bugünkü Antakya’nın Harbiye’sidir. Ve derler ki; Harbiye’nin şelaleleri de güzel Daphne’nin döktüğü gözyaşlarıdır !

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.