Genel Kitapların Psikanalizi Psikoloji

Dostoyevski’nin Budala Romanının Psikanalizi

Budala, 19. yüzyıl Rus yazarlarından Dostoyevski’nin 1868 yılında yazdığı bir romandır. Dostoyevski bu eserinde, sara hastası bir genç adamın merkezine yerleştirdiği bir dünyada dürüst ve açık bir insan olarak yaşamanın zorluklarına değinmekte ve toplumun ne kadar da iki yüzlü bir sistem üzerine dayanarak ayakta durduğunu gözler önüne sermektedir. Böyle bir dünyada dürüst olmak “budala” olmaktır. Roman bir Dostoyevski klasiği olarak son derece akıcı ve derindir. Gerilmeler ve boşalmalarla yüklü psikolojik ögelerin ağırlıklı olduğu bir eserdir. Dostoyevski burada ideal erkek tipini çizmek istemiştir.

Kitap Özeti

19. yüzyıl ortalarında geçen romanın kahramanı Prens Lev Nikolayeviç Mişkin, saralıdır. Tedavi gördüğü İsviçre’den döndüğünde elindeki giysi çıkınından başka hiçbir şeyi yoktur. Petersburg’da kendisiyle uzaktan akraba olan Lizaveta Prokovyevna’yı ve General olan eşini görmek üzere Yepançin’lere gider. Burada generalin üç kızı, Aglaya, Adelaida ve Aleksandra ile de tanışır. Prens, ilginç kişiliği ile aileyi ve Petersburg’da tanıştığı diğer insanları etkiler.

Dostoyevski bu kitabında, özellikle üçüncü bölümden sonra hissedilmeye başlanan, toplum hakkındaki düşüncelerine ve eleştirilerine de yer verir. Rusların aslında bir vatan anlayışının bulunmadığını, bu yüzden her şeye sonuna kadar inanabildiğini ileri sürer. Bu da akıllara Rusların inançsızlığa bile sonuna kadar inanabilecek garip insanlar olduğu kanısını getirir. Kitap her ne kadar aşk romanı olarak anılsa da aynı zamanda Rus toplumu hakkında yerinde eleştiriler içerir.

Budala’da aynı zamanda hemen hissedilir bir hiyerarşik düzen anlatılmıştır. Rusya’yı üç gruba ayıran yazar bunları kaymak tabakası, bu tabakaya yükselmeye çalışan ve kaymak tabakadan birçok tanıdığı olan orta tabaka ve bu iki tabakanında hor görüp beğenmediği bir tabaka olan en alt tabaka olarak adlandırır. Romandan örnek vermek gerekirse, Yepançinler’in bir nevi bakıcılığını üstlenmiş olan Moskovalı Belonskayalar en üst tabakayı, Yepançinler orta tabakayı ve İppolit, Lebedev gibileri de en alt tabakayı oluşturur.

İsa ahlakının parodisi olarak da görülebilecek bir ahlak anlayışına sahip peygamberimsi bir kahraman olan Prens Mişkin’in yaşamı kendi iç dünyasını seyre dalmakla geçmektedir. İnsanlarla her türlü alışverişten arınmıştır. Budalalık derecesinde iyi olan Prens Mişkin, tam bir saflık ve masumiyet içerisinde olup aynı zamanda Dostoyevski’nin ifadesiyle hastalık derecesinde dünya nimetlerinden ve hırslarından kopmuş bir budalalık içerisinde yaşamaktadır.

Sevmekten başka bir şey gelmez elinden. Müthiş bir zekâ sahibidir. Çevresindekiler, onu her zaman yadırgarlar, ama onsuz da edemezler. Kendisi de saralı olan Dostoyevski, romanının kahramanına kendi kişiliğinden pek çok şey koymuştur. Prens Mişkin’in anıları, aslında Dostoyevski’nin anılarıdır. Prens Mişkin’in romanının bir yerinde anlattığı, siyasal görüşlerinden dolayı kurşuna dizilme cezası alan bir adamın öyküsü, aslında Dostoyevski’nin başından geçmiş bir olaydır.

Budala, Dostoyevski’nin dört büyük romanından biridir. Dostoyevski’nin en unutulmaz kadın kahramanı olarak kabul edilen Nastasya Filopovna, ünlü Rus romancının, Prens Mişkin’in kişiliğinde vermek istediği güçlü aşkın yöneldiği kişilerden biridir. Nastasya Filippovna güzelliğin, baştan çıkarıcılığın, olgun kadınlığın, hafifmeşrepliğin simgesidir. Filippovna bütün bu yönlerinin bilincinde olan ve zaman zaman hırçınlıkla kendini dışa vuran gizli bir utancı taşıyan bir karakter olarak Dostoyevski’nin diğer kadın karakterlerinden ayrılır. Romanın bir diğer ilginç kadın kahramanı Aglaya İvanovna da gençliğin, duyarlılığın ve zekânın sembolüdür.

Eğer Dostoyevski’nin Budala romanını okumadıysanız, aşağıda romanın kısa bir özetini bulabilirsiniz. Romanın temel karakteri Prens (Mışkin) ile Rogojin arasında hızlı ve güçlü bir şekilde, sıra dışı bir yakınlık oluşur. İlişkileri bir ağabey-kardeş veya baba-oğul ilişkisine benzer. Nastasya bu iki adamın kaderini birbirine yaklaştıran veya birbirinden uzaklaştıran önemli bir karakter olacaktır.

Dostoyevski’nin çoğu romanında Mışkin’e benzeyen bir temel karakter vardır. Örneğin Karmazov Kardeşler’deki Alyoşa ile Mışkin karakteri pek çok bakımdan birbirine benzemektedir. Bu karakterlerin ortak özelliği içgüdüsel yönlerini kontrol altına almalarıdır. Rogojin ve Dimitri (Karamazov Kardeşler), Alyoşa’nın Babası, Mışkin’in Babası gibi karakterler ise içgüdüsel karakterlerdir.

İçgüdüsel olmayan Mışkin veya Alyoşa karakterlerinin cinsel arzusu (libidosu), hırsı, saldırganlığı (agresyonu) yok gibi gözükür. Bu karakterler çoğu kez insani zaaflar olarak ortaya çıkan içgüdülere karşı sanki zafer kazanmış gibidirler. Özverili tutumları ve içtenlikleriyle, insanın üzerinde ruhani, olumlu bir etki yaratırlar. Dostoyevski insanlığın acılarına ve mutsuzluğuna bir çözüm şekli olarak bu karakterleri yaratmıştır sanki.

Bu karakterler bütün köyün alay ettiği sakat bir kıza sahip çıkar, kimsenin beş paralık kıymet vermediği bir sarhoşa, bir fahişeye, bir yalancıya sahip çıkar. İnsanlığın kanayan yaralarına bir çare olunabileceğini, bu çarenin kişisel içtenlik, masumiyet ve sevgi yoluyla olabileceğini bize anlatırlar.

Dostoyevski ve Baba Katilliği

Freud, “Dostoyevski ve Baba Katilliği” üzerine yazdığı yazısında Oedipus Kompleksinin oluşumunu yeniden ele alır. Oedipus Kompleksi normal insan gelişiminin bir parçası olarak düşünülür. Erkek çocuk annesini elde etmek için sınır tanımayan bir arzu ve çaba içinde olacaktır. Ama annesinin “gerçekte” babasının olduğunu anlaması gerekir. Bu anlama sürecinde çocuk, babasından kendisine yönelen korkunç bir eylem olabileceğini-olacağını “fark eder ”.

Gerçekte günlük dil içinde babası çocuğa zarar verici bir şey yapmayacaktır tabii, ama çocuğun düşünme biçimi (düşsel dünyası) bilinç dışının diline çok yakındır ve bu dünyanın içinde çocuk babası ile rakip ve düşman iki birey olarak karşı karşıya gelmiştir. Eğer annesi hakkındaki iddiaları devam ederse babası tarafından iğdiş edilecektir. Bu tehdit karşısında çocuk yatırımını anneden (veya babadan) çeker diğer sevgi nesnelerine, (insest olmayan ) dış dünyadaki kızlara (veya kız çocuklar, erkeklere) yöneltir.

Çevrenizde, üç-beş yaşında “ben annemle evleneceğim veya ben babamla evleneceğim ” diyen çocukların olduğunu gözlemişsinizdir belki. Demek ki daha ilk yaşlarda giriştiğimiz bu “çapkınca ” eylemler korkutucu bir sonla değişim geçiriyorlar. Ama bu insan gelişiminin “sağlıklı” yolu olarak gözüküyor (en azından bu günkü bilgilerimizle). Bazen de erkek “çocuk ruhu”, baba karşısında kendisini “anne” gibi bir role sokabilir. Bu durumda çocuğun psikolojik konumlanışı biraz daha karmaşık bir hal alır.

“Bir çocukta, iki cinslilik (biseksüalite) dediğimiz temel faktör gerektiğinden daha güçlü bir biçimde gelişmişse, başka bir düzensizlik ortaya çıkar. O zaman, iğdiş edilme tehlikesi karşısında çocuğun eğiliminin kadınlık yönüne doğru saptığı, kendisini anasının yerine koyarak, babasının sevgisinin nesnesi (konusu) olması bakımından ananın oynadığı rolü kendisine aktarmaya kalkıştığı görülür”

Rogojin ve Mışkin roman boyunca birbirlerinin karşısına rakip olarak çıkarlar. Ama pek çok durumda da Mışkin Rogojin’in karşısına rakip olarak çıkmadığını söyler. Rakiptirler çünkü ikisi de aynı kadınla, Nastasya ile evlenmek istemektedirler. Rakip değildirler çünkü zaman zaman birbirlerini içtenlikle severler ve güvenirler.

Hediyeler ve Dürtüler

Mışkin Rogojin’e güzel bir saati elde etmek için yakın arkadaşını öldüren bir köylünün hikâyesini anlatır. Üstelik bu köylü daha önce suç işlememiştir. Mışkin bu hikâye ile Rogojin’in kendisini öldürebileceğini ima eder. Ama Rogojin Mışkin’e ikisinin arasında böyle bir şey olamayacağını söyler. Yani öldürme düşüncesini inkâr eder. Kendi haçını Mışkin’e verir ve onun haçını alır.

“Haç kardeşi” olurlar. Ama buna rağmen Rogojin, Mışkin’i öldürme fikrinden vazgeçmez. Prens Rogojin’i Nastasya ile acıdığı için evlenmek istediğine ikna etmeye çalışır. Mışkin’in sevdiği kadına ulaşma yolu sıra dışı bir yoldur. Derviş gibi, hırstan yoksun, rakibine ve sevdiği kadına acıyan bir ruh hali içindedir.

İlişkilerinin başlangıcında Rogojin, Mışkin’e pelerin ve ayakkabı almak istediğini söyler. Battaniye, kazak, pelerin gibi sarıp sarmalayan nesnelerin birçok zaman anneyi sembolize ettiğini biliyoruz. Çocuklar bu nesneleri anneden diğer nesnelere “geçiş nesnesi” olarak kullanırlar. Ayakkabı ise pek çok durumda “kadınsı” bir eşyadır. Mışkin’in kötü bir ayakkabısı vardır.

Başka bir karşılaşmalarında Rogojin, Mışkin’e “hala bu kötü ayakkabıları değiştirmedin mi?” der. Belki daha da ilginç olanı, Mışkin’in subay olan babası hakkında anlatılan hikâyedir. Prensin (Mışkin) babası bir askeri ayakkabıları kötü olduğu için dövmüştür. Askeri öldürmek istemez, ama asker ölür. Bu yüzden Mışkin’in babası mahkemede yargılanır. Mışkin’in babası da sadist özelliklere sahiptir, burada sembolik şiddet kendi oğluna yöneliktir. Ama bilinçdışının dilinde bu asker üzerinden yer değiştirilerek anlatılır.

Bu şiddet oğluna yöneliktir çünkü ölen asker gibi Mışkin’in de ayakkabıları kötü durumdadır veya ayakkabılarına iyi bakmamışlardır. Mışkin’in babası askerin ayakkabılarına saçma (abartılı ) bir şekilde “takar”. Rogojin de Mışkin’in ayakkabılarına “takar”. Mışkin’in babası askeri ayakkabılarına iyi bakmadığı için cezalandırmıştır.

Romanda kötü baba sembolleri vardır (Bay T. ve Bay P.). Aslında Bay P. iyi baba sembolüdür. Ama onun hakkında olumsuz bir öykü anlatılır. O yüzden aynı zamanda kötü baba sembolüdür. Bay P. iğfal ettiği iddia edilen kadına yardım etmiştir. Yani ona iyi bakmıştır. Bay T. Nastasya’ya yardım eder. Yani ona iyi bakmıştır.

Kadınları Koruma Arzusu

General kızları için iyi bir gelecek ister. Yani babayı sembolize eden bütün karakterlerin kadınları “korumak” şeklinde bir arzusu vardır. Mışkin kadınları koruma arzusunu devralmıştır. Ama baba sembolünden farklı olarak kadınlara “zarar vermeden” onları korur. Ayakkabıların eskiliği veya bakımsızlığı bir başka boyutta annesiz olmayı da sembolize eder. Babanın karşısında annesiz olarak var olmak sanki bir suç gibidir. Belki de oğul, anne sembolünü öldürerek babayı eşsiz bırakmıştır. Baba da bunun cezasını ona verecektir.

Aslında çok basit ve masum bir yaşantının masal dünyası içinde veya bilinçdışının dili içinde bu hale dönüşmesidir. Yani önce anne ölür. Sonra çocuk sıkıntılı bir dönem yaşar. Baba sert ve acımasızdır. Çocuk yaşadığı sertlikleri bir cezalandırılma olarak algılar. Belki de annesini kendisi öldürmüştür. Babası bu yüzden ona kötü davranır. Çocuk babanın kadınları (anneyi) koruma arzusuna karşı çıkmıştır, bilinçdışında “anneyi öldürerek” suç işlemiştir.

Kötü Anne Sembolü

Raskolnikov (Suç ve Ceza) tefeci kadını vahşice öldürür. Tefeci kadın negatif anne sembolü olarak düşünülebilir. Dolayısıyla babanın bilinçdışı suçlaması gerçekleşir. Raskolnikov anne sembolünü öldürerek, babanın eşini yok eder. Bu düşüncenin bir başka şekli (versiyonu) de baba sembolünün anne sembolünü öldürmesidir. Rogojin’in Nastasya’yı öldürmesi gibi. Burada çocuk sembolü olarak Mışkin baba sembolüne yardım eden, destek olan bir psikolojik pozisyonda durur. Çocuk annenin “kendisi yüzünden” öldürüldüğünü bildiği için, yoğun bir suçluluk duygusu yaşar ve cezalandırılmayı arzular.

Daha ilk bölümde Prens’e karşı bir acıma duygusu oluşturulmuştur. Bir “annesizlik” durumu vardır. Bu noktada Rogojin bir ikame (yerine koyma) mekanizması geliştirir ve Prens’e, pelerin ve ayakkabı almak ister. Belirli bir an için, belirli bir durum (moment) için Prens’in annesizliğini tanır ve annesizlik olma durumunu ortadan kaldırmak ister.

Benzer bir ikame mekanizması daha sonra Rogojin için Mışkin tarafından ortaya konacaktır. Örneğin, Mışkin rakip olduğu için değil, Rogojin’in kendi iyiliği için Nastasya ile evlenmemesini ister. Çünkü evlenirlerse hem Rogojin hem Nastasya mutsuz olacaktır. Mışkin insanları sevdiği için onların iyiliğini ister. Bu iyiliğini isteme kendisinin zararına olsa bile bu tutumunu değiştirmez. Bu yüzden diğer karakterler ona “budala” derler. Bu koşulsuz iyilik yapma isteği kısmen anacıl bir sevgiye benzemektedir.

Isırarak Cezalandırma

Prensin “iyiliği”, acıma duygusu ve hoşgörülülüğü, yoğun bir suçluluk duygusu ve kendini cezalandırma arzusunun sonucu ortaya çıkar. Rogojin Nastasya’ya ceviz büyüklüğünde bir çift küpe alır. Ceviz bir meyvedir. “Yumurta gibi” iki tane değerli taş yani. Dostoyevski Nastasya karakterini entegre bir devre, önemli bir kavşak noktası olarak kullanır. Baba bu ceviz büyüklüğündeki iki taşı Nastasya’dan geri alır. Baba oğlu ile çatışarak Nastasya ile bir ilişkiye girmiştir. Rogojin’in baba ile çatışması köpek sembolü ile de anlatılır. Küpe olayının olduğu akşam Rogojin köpeklerin saldırısına uğramıştır. Köpek birçok zaman saldırgan erkeği sembolize eder. Burada Rogojin’i direkt babası değil, babasını sembolize eden köpek ısırarak cezalandırır.

Romanda ısırarak cezalandırmaya benzeyen bir başka psikolojik durum daha anlatılır. Bir adamın yamyamlığından bahsedilir. Adam keşişleri ve çocukları yemektedir. Adamın yediği keşiş sayısı 60 yediği çocuk sayısı 6 dır. Ayrıca bir başka yerde de İsa’ya 6 saat işkence edildiği yazar. 6 şeytanın rakamıdır. Yiyerek (oral agresyon) veya eziyet ederek cezalandıran şeytani baba sembolüdür. Keşişleri yiyen adam onları yutarak sadece bedenlerini ortadan kaldırmaz, ruhani varlıklarını da yok eder. Yutulma korkumuz bizim en ilkel korkularımızdan biridir.

Baba Metaforuyla Çatışma ve Ensest

Dostoyevski’nin roman dünyasında acı çeken çocuk tipi (prototipi) hep vardır. Bu acı şeytanımsı baba imajı tarafından çektirilen bir acıdır. Rogojin karakterinin özelliklerinden biri de katil ruhlu ve sinsi bir tutuma sahip olmasıdır. Nastasya, Mışkin ve zavallı çocuk İpolit onun “katil ruhu” tarafından tehdit edilir.

Prensin evinde kaldığı Ganya da, Rogojin gibi babasıyla çatışmalı bir ilişki içindedir. Babasını neredeyse evden atacaktır. Patronu da generaldir, babası da generaldir. Romancı burada baba karakterlerine güçlü bir iktidarda olma havası verir. Ganya için iki otorite de birbirine yakın durmaktadır. Ama babası ile çatışması daha açık ve belirginken, patronuna daha boyun eğici davranır.

Patronu olan Generalin onun Nastasya ile evlenmesini istemesinin bir sebebi daha vardır. Eğer Nastasya ile Ganya evlenirse, General Ganya üzerindeki etkinliğini, Nastasya ile birlikte olmak için de kullanacaktır. Yani Nastasya Generalin metresi olacaktır. Generalin arzuladığı bu durumu zaten Bay T gerçekleştirmiştir. Bay T. o dönemin Rusya’sı için Nastasya ile sıra dışı bir birliktelik yaşamıştır.

İkisi de “kızı yaşındaki” bir insanla, üstelik bir evlilik düşünmeden “iyi zaman geçirmek için” birlikte olmuşlar veya olmak istemektedirler. Burada taciz kar ve iğdiş edici baba imajını görürüz. Ganya daha pasif bir pozisyona itilmek istenir. Ganya patronuna boyun eğdiği ölçüde günaha ve hırsa daha yakın bir psikolojik pozisyonda durur. Ganya pasif bir pozisyonda kalarak, Bay T ve Generalin Nastasya için duydukları günahkâr arzuyu kabullenir. General, Bay T. ile kızının evlenmesini ister ve aynı zamanda Bay T. den kızı yaşındaki Nastasya’yı arzu nesnesi olarak devralmaya çalışır. Bu pek çok kişi arasında iç içe geçirilmiş “günah” romandaki genel büyük suçluluk duygusunu oluşturur.

Bilinçdışı Nesnelerin Anlamları

General Nastasya’ya kolye alır. Bay T. onunla birlikte yaşamıştır. Rogojin’in babası bu kuralın dışında gibi görünüyor. Ama o da “ikna gücünü kullanarak”, ağlayarak ve diz çökerek Nastasya’dan değerli bir şeyi (sembolik anlamda bir meyveyi) almayı başarır. Aslında bu “baba” sembolü karakterler Nastasya’yı iğdiş edici, kısırlaştırıcı bir rol oynar. Rogojin’in babası ondaki ceviz büyüklüğünde (meyveyi veya yumurtayı sembolize eden) mücevheri alarak onu meyvesiz bırakır. Bay T. Nastasya ile birlikte yaşayarak saygın bir evlilik yapma şansını azaltır. Dolayısıyla çocuk doğurma şansı azalır.

General, Ganya ile evlenirse Nastasya’ya göz koymuştur. General, Nastasya ile Ganya’nın normal bir evliliği yürütmesini engelleyecek bir pozisyondadır. Normal bir evliliğin olmaması da yine Nastasya açısından kısır bir sürecin habercisidir. Histerik özellikleri baskın kadın karakter Dostoyevski’nin romanlarında sıkça karşımıza çıkar. Nastasya bir yandan babalar grubuna yakın olur. Ama bir yandan da onlar tarafından “kastre” edilir-kısır bırakılır.

Belki Mışkin’in Nastasya’ya acımasının altında yatan önemli neden de budur. Çünkü zalim baba imajının karşısında ezilenleri savunur. Ama zalim babaya karşı direkt bir çatışma içine de girmez. Karamazov Kardeşler’deki Dimitri de, Budala’daki Rogojin de, parayı sevdikleri kadına ulaşabilmek için çılgın bir şekilde harcadıkları bir araç olarak kullanırlar. Ganya daha sonra kız kardeşi ile evlenecek tefeci P. gibi tefeci olmak istemektedir. Para bir erkeğin erkekliğini ortaya koymasını kolaylaştırıcı bir araçtır. Rogojin böbürlenerek Ganya’ya seni … kadar para ile satın alabilirim der.

Para bir suç nedeni olarak görünür.  Rogojin babasının parasını izinsiz alır- suç işler. Mışkin’e kalan miras sanki şaibelidir. Sanki bu mirasta bir suçluluk durumu vardır. Mışkin’in birilerine bu paraları dağıtması sanki onu rahatlatır.

Sonuç olarak babaya başkaldırı ve çatışma ile paraları elde etme, para sahibi olma ve sevilen kadını elde etme arasında birçok bağlantı vardır. Budala’da Rogojin Nastasya için 100 bin ruble bulur. Bu yüz bin ruble Bay T. nin Nastasya ile evlenecek herhangi bir adama vereceği paradır. Bay T. Nastasya ile “bir fahişe gibi” ilişkiye girmiş, şimdi onun evleneceği adama bunun bedelini ödemek istemektedir. Rogojin de bu parayı bulup Nastasya’ya getirerek bir karşı hamle yapar. Bu erkeklerin tutumları bir zamanlar köle pazarından cariye almaya çalışan köle sahiplerinin tutumlarına benzer. Aslında Bay T nin Nastasya ile yaşaması bir çeşit iğfal gibi algılanırsa, Bay T. günahının bedeli olan 100 bin rubleyi ödemektedir. Rogojin 100 bin rubleyi kendi getirerek bu otoriter erkeğe (yaş olarak da daha büyüktür- baba simgesidir -) meydan okur. Nastasya’yı kendisi için “satın alır.”

Ayrıca rakibi olan Ganya’ya da meydan okur. Çünkü Ganya’nın Bay T. nin vereceği 100 bin ruble için Nastasya ile evleneceğini düşünebiliriz. Rogojin’in kendisi böyle bir parayı kabul etmez, ayrıca bu parayı kendisinin Nastasya’ya bulabileceğini gösterir. Bundan sonrası histerik bir gösteriye döner. Nastasya Rogojin’in getirdiği paraları ateşe atar ve Ganya’nın maşa kullanmadan parmakları ile bu parayı almasını ister.

Eller-kumar ve para üzerine Freud’un (Dostoyevski ve Baba Katilliği) yaptığı mastürbasyon yorumu buraya uymaktadır. Parmaklar penisi sembolize eder. Ateşe atılan parayı Ganya ancak parmaklarını yakarak kurtarabilecektir. Kendi kendine doyuma karşı verilen bir ceza gibidir bu. Bir başka boyutta ise Ganya’nın kötü (sadist) baba imajı (Bay T.) ile işbirliği yapmasına karşı verilen bir cezadır.

Kadın Figürüyle Çatışma

Nastasya doğum gününü “hesaplaşma günü” olarak yaşar. Ayartıcı ve sınır geçici otoriter-güçlü erkeklere (baba imajı) onlardan aldığı ne varsa geri verir. Ama Nastasya neden Prens gibi son derece iyi yürekli bir karakteri değil de Rogojin gibi bir haydudu tercih eder. Çünkü Mışkin’in kendisini affetmeyeceğini düşünür.

Prens gibi iyilik dolu bir adam nasıl olur da affedici olamaz? Bu soru Dostoyevski’nin roman dünyası açısından önemli bir sorudur. Mışkin Nastasya’ya acır. Ama kendi içindeki Nastasya imajına (sanal Nastasya’ya) acımaz. İçindeki Nastasya suçludur. Dış-reel dünyadaki Nastasya ise eziyet görmüş, acınması gereken bir kadındır. İçindeki Nastasya imajına acımadığı için, Rogojin’in Nastasya’yı öldürmesine şiddet dolu, protesto eden bir tepki vermez.

Babalar tarafından eziyet gören-felç edilen anneler, (Rogojin’in annesi yatalaktı) oğullarını, babanın kendisinden ve babayı temsil eden dış dünyadan yeteri kadar koruyamazlar. Bu oğulların kendileri annelerini korumak zorundadır (Ganya’nın annesi). Sadistik baba tarafından kendilerine doğru itilen anneler, bu oğullar üzerinde etkisizleştiremedikleri bir libidinal gerilim yaratır. Nastasya da sadistik Rogojin’den kaçarken, Mışkin üzerinde böyle bir gerilim oluşturmaktadır. Mışkin Nastasya’yı korumaya çalışırken kendisi sadist babanın hışmına uğrayacaktır. Fiziksel dünyada, dış dünyada Mışkin buna gerçekten direnebilir. Ama iç dünyasında, Mışkin, babasına ihanet ettiği için kendini ve Nastasya’yı suçlu bulacaktır.

Ganya ile Suç ve Ceza Romanının ana karakteri Raskolnikov arasında bazı benzerlikler vardır. Ganya annesini ve kız kardeşini yalnız bırakmayacağı konusunda annesine güvence verir. Raskolnikov anne ve kız kardeşini ardında bırakıp okumaya gitmiştir. Prensin Nastasya’yı koruma duygusuna benzer bir duygu Ganya ve Raskolnikov için de geçerlidir. Onlar annelerini ve kız kardeşlerini korumak isterler (veya istemezler).

Bu nedenlerden dolayı bu koruma davranışı bu karakterlerde suçluluk duygusuna yol açar. O yüzden “koruma” konusunda birbirine zıt iki görünüm sergilerler. Onların koruma isteği net değildir. Annelerin “korunmaya” ihtiyacı olduğu net olarak ifade edilir. İki karakter de tefecilik üzerinden para elde etmek isterler. Ganya tefeci Bay P. gibi olup para kazanmak istemektedir. Raskolnikov tefeci bir kadını öldürüp para kazanmıştır.

İki karekterde de kadınlarla çatışma vardır. Raskolnikov’un tefeci kadını neden öldürdüğü bir sis perdesi arkasındadır. Ama kesin olan bir şey vardır, paraya ve yaşaması için gereken güce tefeci kadını öldürerek ulaşacaktır. Ganya’nın amacı da net değildir. Ama onun da Nastasya’ya olan sevgisi para ve iyi bir pozisyon kazanmak için olabilir. İki karakterin de sadist bir yönü vardır.

Raskolnikov tefeci kadını öldürür. Ganya Nastasya’yı kendisine sunan Bay T. ve General karşısında pasif bir tutum takınır, Ganya Nastasya aracılığı ile Nastasya’yı kullanarak güçlenmeyi düşünür. İkisi de bir kadın aracılığı ile veya bir kadını kullanarak, zalim dış dünyaya veya zalim babaya karşı koymak için, ya o kadını öldürür, ya da “kandırır”.

Rogojin Ganya’ların evine girdiğinde, Ganya’ya Yahuda diye seslenir. Yahuda Hz İsa’ya ihanet eden havarisidir. Hz İsa’ya para karşılığı ihanet etmiştir. Ganya, Nastasya ile para karşılığı birlikte olmak isteyerek Nastasya’ya ihanet eder. Nastasya’ya ile birlikte olmaya çalışarak Rogojin’e ihanet eder.

Mazoşizm ve Ahlaki Çarpıklık

Aglaya’yı sevdiği halde Nastasya ile evlenmeye çalışarak Aglaya’ya ihanet eder. Ganya’ların evinde bütün kötü şeyler Prens Mışkin’in başına gelir. Nastasya kapıdan girdiğinde onu uşak zanneder ve kötü muamele yapar. Ganya kız kardeşine vurmasını engellediği için Prense tokat atar Rogojin kapıdan girer girmez onun ayakkabılarının hala kötü olduğunu söyler.

Prens mazoşist bir karakterdir. Bütün bu saldırıları tevekkülle karşılar. Prens bir türlü kendi parasına sahip çıkamaz. Mirası ondan yalan yanlış para isteyen herkese dağıtır. Çünkü para kadınları elde etmeye giden yoldur. Rogojin veya Dimitri güçlü libidoları ile parayı ölçüsüz bir şekilde harcayarak kadınlara ulaşır. Prens ise parayı ölçüsüz bir şekilde harcayarak diğer insanlara yardım etmeye çalışır. Hırslı, tutkulu ve içgüdüsel karakterlerin karşısında, ölçülü, sevecen ve kendini düşünmeyen bir karakterdir.

Prensin mirası ile ilgili bir tecavüz öyküsü ortaya atılır. Bu öykünün sonradan doğru olmadığı anlaşılır. Ama biz bu öyküyü doğru imiş gibi ele alalım. Bay P. yanında çalışan kadına tecavüz etmiştir. Bu Bay P. aynı zamanda Prens’in koruyucusudur. Bay P.nin gayrı meşru çocuğu babası sağ olsa bu parayı babasından (Bay P.) den alacaktır. Ama o sağ olmadığı için parayı Prens’ten ister. Bay P.nin günahının karşılığını, çocuk Prens’ten ister.

Hatırlarsanız, Rogojin de Ganya’ya alçaltıcı bir şekilde sunulan parayı getirmişti. Bu para da Bay T. Nin günahının karşılığıdır. Prens gibi derviş karakterli birinin böyle bir tecavüz suçu için bedel ödemesi istenmesi ilginçtir. Prensin egosunun içindeki bir parça, idealize eden ego bölümü, Prensin “babası veya baba sembolü” gibi sadist olmaması için yoğun bir çaba harcamaktadır. Ama armut dibine düşer. Prens (ve Dostoyevski) derin felsefi bir çaba, Hıristiyanlığa karşı yoğun bir sempati (ama yine bir şüphesi de vardır) , genel olarak büyük bir vazgeçiş (pek çok felsefi-dini akım bunu erdem olarak görür) ile kendi sadist kaderinden kaçmaya çalışır.

Ganya ve Mışkin’in psikolojik pozisyonları birbirine paralel durur. İkisi de hem Aglaya, hem de Nastasya ile evlenmek ister. Yalnız Mışkin daha samimi bir insanken, Ganya içten pazarlıklıdır. Rogojin’in ise Ganya ve Mışkin’den farklı olarak, Nastasya konusunda kararlıdır. Aglaya’ya karşı bir ilgisi yoktur. Nastasya, Rogojin’le birlikte Mışkin’in olduğu şehirden başka bir şehre gider. Nastasya’nın bu şekilde Prensten uzaklaşması, Prens ve Aglaya arasında bir yakınlaşma-evlenme olasılığını ortaya çıkarır. Aglaya’ların evinde bir toplantı yapılacaktır. Bu toplantı General ve eşi Prenses’in sosyal çevresi ile Prens’in tanıştırılma toplantısıdır. Bu toplantıda Mışkin diğer insanlarla iyi ilişki kurarsa Aglaya ile evlenme yolunda önemli bir adım atmış olacaktır.

Vazo ve Anne Rahmi

Toplantıdan önce Mışkin, Aglaya’nın annesinin (prenses) değerli vazosunu kırmaması için uyarılır. Ama çok ilginç bir şekilde tam da toplantı esnasında Prens vazoyu kırar. Vazoyu kırdıktan sonra bir sevinç ve coşku duygusu olur. Aynı zamanda bu sevinç ve coşku duygusu Prens nöbet geçirmeden önce de olan bir duygudur. Freud, nöbet öncesi kendini iyi hissetme (sevinç ve coşku duyma) duygusunu, şöyle açıklar:

Nöbet sırasında bilinçdışı babayı öldürme arzusu gerçekleşir. Dostoyevski (bu örnekte Mışkin) nöbet geçirirken(düşüp bayılır), kendisini babasının yerine koyar (bilinçdışında yani). Bu baygınlık ölümü sembolize eder. Yani düşüp “ölen” babasıdır. Ardından böyle bir eylemi “yaptığı” için cezalandırılacakmış duygusu gelir ve kendini kötü hisseder.

Yani Mışkin’i meddah (tek kişilik gösteri) gibi düşünün. Önce babasını canlandırıyor, sonra canlandırdığı babasını öldürüyor. Babasına karşı öfke duyduğu için, ona güzel bir duygu yaşatıyor bu eylem. Ama sonra, yaptığı bu günahkâr-kural tanımayan eylemden dolayı suçluluk duygusuna kapılıyor. Sonuç olarak ikinci duygu daha ağır basıyor. İşin ilginci, kişi bütün bu süreci yaşarken bütün bu duyguları yaşar ama düşüncelerin farkına varamaz. “Bilinçsizce” yani bilinçdışından yaşanan bir süreçtir bu.

Vazo rahmi sembolize ediyor. Vazo kırılacak mı kırılmayacak mı gerginliği, Aglaya ile evlenip evlenmeme durumu ile bağlantılı. Vazoyu yanlışlıkla kırmasının mesajı nettir. Aglaya ile evlenmeyecektir. Mışkin, vazoyu kırdıktan hemen sonra nöbet geçirir. Prenses’in en değerli eşyası vazodur. Vazo başka bir düzeyde Aglaya’yı da sembolize eder. Prenses vazoya ve kızına çok değer verir. Prens ise Aglaya’yı annesinden alıp götürecektir (evlenecektir). Sosyal ortamda saygıdeğer yaşlı kadının karşısında hata yapmadan durmayı başarırsa Aglaya ile evlenecektir. Sosyal ortamın Prensi onaylaması bu yaşlı kadın aracılığı ile olacaktır sanki.

Buradaki yaşlı kadının, Suç ve Ceza’daki yaşlı kadın gibi negatif anne imajı olduğunu düşünüyorum. Raskolnikov’da Mışkin’de bu negatif anne imajının karşısında suç işlemeden duramaz.

Oedipal Olgunlaşma

Prens aynı zamanda Aglaya’yı babasından da alıp “uzaklara”götürecektir. General Ganya’yı Nastasya ile evlendirmeyi planlayarak, Ganya’yı Aglaya’dan uzaklaştırmış olur. Paralel durum şimdi Mışkin’in başına gelir. Mışkin’de Aglaya’dan uzaklaştırılır. Aglaya, Mışkin’i, Nastasya’nın yanına getirir.Prens Nastasya’ya açık, aşk dolu (libidinal) bir ilgi duymaz. Buna rağmen Nastasya için Aglaya’dan vazgeçer. Burada Nastasya’ya karşı çözümlenmemiş, (Oedipal) aşırı bir yatırım görürüz. Nastasya’ya karşı cinsellikten farklı bir duygu hisseder. Aglaya Nastasya ile Prensi yalnız bırakır. Nastasya ve Mışkin’in arasındaki duygusal havaya bakar ve Mışkin’den vazgeçer. Ganya’nın yanına gider. Ganya’nın Aglaya’ya evlenme teklifi de olumsuz sonuçlanır. Aglaya ne Ganya ne de Mışkin’le evlenemez.

Burada anlatılan, pek çok kere karşılaştığımız bir durumdur. Çocuk anne ve baba dünyasını terk edip evlenmek istemez. Ailesine yatırımı yüksek (patolojik de diyebiliriz) olduğu için, dış dünyadan bir nesneye enerjisini yönlendiremez. Bu nevrotik saplantı, yoğun suçluluk duyguları ile de birliktedir. Ama kişi ilk çocukluk dönemindeki kadar da artık ailesine yakın olamayacaktır. Kişi ne dış dünyada, ne de aile içinde huzurlu olamaz artık. Dolayısıyla iki kutup arasında gidip gelen sıkıntılı bir tutum sergiler. Bu anlamda Nastasya,Mışkin,Ganya ve Aglaya’nın kaderleri aynıdır.

Rogojin Nastasya’yı öldürür. Nastasya Oedipal çekim merkezine o kadar bağlıdır ki bir türlü Bay T. veya Rogojin dışında kendine başka bir çekim merkezi yaratamaz. Bu iki adam da onun çözülmemiş Oedipalitesini sembolize eder. Aslında onlara bağlılığı bir patolojidir. Nastasya o “bağlılığı” aşamaz. Mışkin ve Rogojin, Nastasya’nın cesedinin başında vakit geçirirler. Aslında Rogojin’in bu suçuna “masum” Mışkin de ortaktır.

Aglaya ise bir Polanyalı ile evlenir. O yıllardaki Rusya’da, Polonyalılar sevilmez. Dostoyevski de Polonyalılardan sevimsiz bir şekilde bahseder. Yani Aglaya Oedipal karmaşasını ancak “düşman kamptan” birini severek aşmıştır. Bu bizim kültürümüzde de defalarca sanat yapıtlarına konu olan, düşman aileden veya düşman memleketten birini sevmeye benzer. Kişi ailesine ve kendi Oedipalitesine o kadar sıkı sıkıya bağlıdır ki, geriye dönüşü imkânsız kılacak bir düşman kampın içinde var olarak, içindeki güçlü (patolojik) çekim gücünü yener. Bu şekilde patolojik bağlılığından kurtulur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.