Genel

Ekmek, Şarap Sen ve Ben…

Ekmek, şarap, sen ve ben…
Bir de sabahın dördü!
Dışarda kar,
odamız ılık,
gözlerin ılık ılık damlarken boş kadehe,
anlattın bana ağzı sarımsak kokan bir oğlanla yattığını,
aşkı tattığını, karım dediğini ve aldattığını.

Kıskandım Gogen’i Tahitilim,
Terlemiş vücudunu silerken,
cüzzam mikrobunu ve yaktığı kulübesini…
Saçların bağlamıştı ellerimi muz kokulum.
Güneşi doğurmuştu ölü cisim,
martı çığlıklarıyla bir sahil kayalığında…
Nefesin vücudumu yakıyordu yer yer
sam yelim, sahra-i kebirim…
Kahrettim her şeye o gün,
babanın şarap çanağına,
Gogen’e,
kadere,
sana,
bana,
bir de gittiğin arabanın tekerine…

Ne diyordum arkadaş….
Diyordum ki ben bu zıkkımı içmek için içerim!
Ama içerken düşünmem neden içiyorum diye.
Daha sonra yaparım hayatın felsefesini…

Sırayla olurum Fatih, Selim, Kanuni,
bazen kadın hamamında tellak,
bazen Christoph Colomb…
Napolyon’ken düşünürüm Elbe’de geçen günleri
Timur’ken Beyazıt’ı yenişimi….
Bir keresinde Aristo’nun hocası olmuştum,
ona verdiğim dersle gurur duymuştum
Bazen Jan Dark’ı kurtarmak için çalışan bir kahraman,
bazen odunun ateşleyen bir cellat olurum…

Eğer daha da içersem,
Shakespare halt etmiş derim karşımda.
Salyalı dudaklarımdan yayık sesimi dinlerim de
işte Mozart’ın aradığı melodi bu diye gülerim.
Enayiymiş be Platon…
Bir içsin de görsün….Ne felsefesi varmış bu hayatın,
anlasın geçmişi kınalı dünyanın kaç bucak olduğunu

Islak kaldırımlarda yürürken acırım
önde yalpa vuran sarhoşun zavallı haline.
Ukalalık işte derim neme lazım senin
kendine bak; sende bir serserisin bir sarhoş….
Ve yavaş yavaş kaybolur acı kahkalarım
şehrin izbe sokaklarında
yavaş yavaş kaybolur benliğim…

Kaynak: İhsan Yüce

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

error: İçerik korunuyor !!