Genel

Evrim Hakkında Doğru Bilinen Yanlışlar

İngiliz doğa tarihçisi Charles Darwin tarafından 24 Kasım 1859’da yayımlanan Türlerin Kökeni, bilim tarihinin en önemli çalışmalarından biri sayılıyor. Bilim ve kültür tarihini değiştiren kitapların başında gelen Türlerin Kökeni, Darwin’in 20 yıllık araştırması sonucu ortaya çıktı. Yayımlanmasının ardından geçen 161 yıla rağmen ses getiren çalışma,kendinden sonraki pek çok bilimsel araştırmaya da ilham kaynağı oldu. Evrim teorisi hakkında hemen herkesin bir fikri bulunuyor. İnsanoğlunun tarihine ışık tutan bu araştırma hakkında bazı bilgiler aslında sanıldığının aksine doğru değil. İşte, evrim teorisi hakkında doğru bilinen 5 yanlış.

“Evrim gözlenebilmiş ve kanıtlanabilmiş değildir.”

Evrim teorisi hakkında doğru bilinen yanlışlardan biri de evrimin kanıtlanamadığıdır. Oysa evrim teorisi için bilim dünyasında en güçlü teorilerden biri diyebiliriz. Evrim teorisinin gerçekliği Lenski deneyi ve Darwin ispinozları ile defalarca kanıtlanmıştır. Evrim teorisi, bilimsel gücünü sürekliliğinden alır. Son yüzyılda evrimi destekleyen 200.000’den fazla makale milyonlarca kanıt barındırıyor.

“Evrim, bir tesadüf sonucu oluşur.”

 

Canlıların evriminde şans ve tesadüfün rol oynadığı doğrudur; fakat oluşumda etkisi olan birçok faktör buluyor. Canlıların değişen ortama daha iyi uyum sağlayarak hayatta kalabilmesi kesinlikle bir şans değildir. Yaygın kanının aksine doğada kazanan şanslı olan değil uyum sağlayabilendir. Dolayısıyla canlının yaşayacağına karar veren doğal seçilim kanunudur.

“Evrim teorisini ilk ortaya atan Darwin’dir.”

Evrim görüşünün temelleri M.Ö 6. yüzyıla dayanıyor. Evrime bilimsel bir konu niteliği kazandıran Fransız doğa bilimci Jean Baptiste Lamarck’tır. Charles Lyell, Georges Cuvier, Richard Owen, Erasmus Darwin (Darwin’in dedesi) gibi biyologlar, evrim teorisini besleyen güçlü kaynaklar olmuşlardır. Evrim sözcüğünü katan ilk isim Robert Jameson’dır.

“Evrim için milyonlarca yıl gerekir.”

Evrimi gözlemlemek için birden fazla nesli gözlemlemek gerektiği doğru; fakat milyonlarca yıl gerekli değildir. Peki, bu nasıl mümkün olabilir? Kısa ömürlü canlılar üzerinde gözlem yapmak evrimi gözlemeye olanak tanır. Bazı bakteri çeşitlerinin bir neslinin yalnızca 20 dakika sürmesi bu duruma açıklık getiriyor.

“İnsanlar Maymundan Geldiyse, Neden Maymunların Soyu Tükenmedi?”

İnsanın değişimi tüm canlılarda olduğu gibi devam etmektedir. Bundan milyonlarca yıl sonra nasıl bir canlıya dönüşebileceğimizi, ne tür bir değişime uğrayacağımızı kestiremeyiz. Ancak doğanın kanunları değişmediği müddetçe evrimin bizi değiştireceği aşikardır.

Aynı şekilde maymunlar ve diğer canlılar da dönüşmektedir, değişmektedir. Ancak biz bunu göremeyiz. Canlıların fiziksel değişimleri makroevrim ile incelenirken, genetik değişimleri mikroevrim ile incelenir. Evrim genlerle yani mikroevrim ile başlar ve süreç fiziksel değişimlerle yani makroevrim ile devam eder.

Makroevrimi göremiyor olma sebebimiz, ömrümüzün evrimsel değişimleri algılamaya yetmeyecek kadar kısa olmasıdır. Nasıl ki kıtaların hareketini veya iklimlerin değişimini anlık olarak algılayamıyorsak; ancak jeolojik ve meteorolojik verilerden bu yavaş değişimlerin varlığını anlayabiliyorsak, evrimsel sürecin yavaş etkisini de çok uzun zaman aralıklarında bize kayıtlar sunan fosiller ve laboratuvar deneylerinden anlayabiliriz.

“Darwin Güçlüden Yanadır.”

Kesinlikle yanlıştır. Darwin’e göre doğada, şanslı olan ya da güçlü olan değil; daha iyi uyum sağlayan kazanır. Doğa, kimseye torpil geçmez. Ve değişim uyumu gerektirir.

“İnsanda Evrimleşmeye dair bir iz yoktur”

Genler, yaşamın kodlarıdır ve genler yalan söylemez. Genlerin ve DNA’nın incelenmesiyle pek çok kez evrimin kanıtlandığı söylemiştim. Peki kendi vücudumuza bakarak evrimi görmek istersek? Bunu körelen organlarımızdan pekâlâ görebiliriz. Körelen organlar üçe ayrılır;

1. Tamamen yok olanlar.

2. Vücutta ilk haliyle bulunanlar(ancak işleyişine devam etmez.)

3. Yeni işlev kazananlar.

Apandis: Eskiden ot ve meyve temelli bir diyete sahipken bitkisel selülozu sindirmemizi sağlayan apandisimiz, artık o kadar yoğun olarak ot tüketmediğimiz için körelmiştir. Ancak yapılan son araştırmalar bu organın sindirim kanalının savunma sistemine katkı sağlayacak şekilde bir işleve dönüştüğünü ortaya çıkarmıştır.

20 yaş dişleri: Ot temelli diyetten, et ağırlıklı diyete geçmemiz ve beynimizin evrimi sırasında küçülen çene yapımızdan dolayı körelen organlar arasında yer alır. Bazı insanlarda 20 yaş dişleri hiç oluşmaz, bazılarında oluşur ama çıkmaz. 

Kuyruk sokumu kemikleri: Bu kemikler, kuyrukları olan maymun atalarımızda ve kuyruklu maymun kuzenlerimizde, kuyruğu destekleyen ve vücuda bağlayan yapılardır. Ancak 22 milyon yıl kadar önce insana gelecek soy hattında kuyruklar işlevsizleşmiş ve yitirilmeye başlanmıştır. Kuyruğumuzun içerisindeki tüm kemikler de, kuyruğumuzla birlikte yok olmuştur. Ancak bu bağlantı noktasındaki kemikler, günümüze kadar körelerek ulaşabilmiştir. 1884’ten bu yana 23 kuyruklu bebek doğumu vakası bildirilmiştir.

Darwin Yumrusu: Bazı insanların kulaklarında bulunan ve eskiden yüksek frekanslı sesleri toplamak için kullanıldığı düşünülen çıkıntı.

Üçüncü Göz Kapağı: Gözlerimizde bulunan ve sürüngen atalarımızda su altında görebilmeyi sağlayan, bizde ise hiçbir işe yaramadan bulunan kapak.

Plantaris kası: Ayaklarını da elleri gibi kullanabilen atalarımızdan kalan ve halen ayaklarımızda büyük oranda işlevsiz bir biçimde bulunan kas. İnsanların %9’unda bu kas hiç bulunmaz.

Auriculares kasları: Kulaklarını geniş açılarda hareket ettirebilen atalarımızdan kalma kas.

Sahte genler: Tüm canlıların genomlarında değişen miktarlarda bulunan işlevsiz genler.

Kılların ürpermesi: Kıllı atalarımızdan kalma bir uyarı davranışı.

“Tüm mutasyonlar zararlıdır”

Evrimde oldukça özel bir yeri olan mutasyonlar için bir
uydurmadır gider. Mutasyonların çok büyük bir kısmı(%70-%90) etkisiz(nötr) mutasyonlardır. Geriye kalan kısım(%10-%30) zararlıdır. Zararlı mutasyon miktarı türden türe değişir.

Nötr yada Nötr’e yakın faydalı mutasyonlar uzun sürede, kademeli etki göstererek türe fayda sağlayabilir. Geriye kalan ve ani değişimler yaratabilen daha az sayıdaki mutasyonların büyük bir kısmı zararlıdır.

Nötr mutasyonlar çevrenin değişimi ve başka mutasyonların etkisiyle olumlu veya olumsuz bir etki yaratabilir. Bu mutasyonlar için bir süreç yaratır ve etkisini sürece yayar. Bu durumda da sıçramalı bir değişim yerine, kademeli ve canlının adapte olabileceği bir süreçte değişim gözlenir. Bu da mutasyonların zararlı etkilerini hiçe ya da çok aza indirgemektedir.

“Evrimleşme Termodinamiğin yasalarına aykırıdır”

Termodinamiğin İkinci Yasası: Isı asla daha soğuk ve düşük enerjili bir bölgeden, daha sıcak yani yüksek enerjili bir bölgeye akamaz. Yani enerji, dışarıdan bir etki olmaksızın, her zaman yüksek enerjiden düşük enerjiye doğru akar. Evrim Teorisiyle Termodinamiğin ikinci yasasının çeliştiğini ifade edenler var. Genel ifade şu; ‘yapılar, her zaman düzenli bir halden, düzensiz bir hale doğru ilerler. İşte bu noktada devreye bu yasaların geçerli olduğu veya genellenmesinden önce anlaşılması gereken 2 sistem türü girmektedir: Kapalı sistemler ve açık
sistemler.

Kapalı Sistemler en basit tanımıyla dışarısı ile kütle alışverişi yapmayan; ancak iş ve enerji yapabilen sistemlerdir. Örneğin, ağzı mühürlenmiş bir kabın için kapalı bir sistemi teşkil eder. Bu kabın içerisine, ağzı mühürlü olduğu için kütle giremez ve dışarıya kütle çıkamaz. Ancak bu sisteme ısı enerjisi girebilir.(Termodinamiğin ikinci yasasında ifade edilenler bu sistem içerisinde geçerlidir.

Açık Sistemler ise, dışarıdan iş, enerji ve kütle girişi ve sistem dışarısına iş, enerji ve kütle kaybı olur. Bu noktada, ilginç bir örnek olarak Dünya ele alınabilir. Aslında birçok basit analiz için Dünya bir kapalı sistem olarak ele alınır.

Gezegenimize sıklıkla çeşitli büyüklüklerde meteorlar düşer, hatta yüz milyonlarca yıllık zaman dilimleri ele alınacak olursa, çok ciddi bir kütle girişi olduğu görülecektir. Üstelik gezegenimizden uzaya, atmosferin dış katmanlarından sürekli bir gaz kaçışı da söz konusudur.

Gezegenimizin ve canlılık ile ilgili şu söylenebilir: canlılık, açık bir sistem içerisinde var olmaktadır. Üstelik canlıların kendileri veya koaservat gibi başlangıç yapılarını kapalı sistem olarak kabul etmemiz imkânsızdır. Bu canlılar, bariz bir şekilde etraflarıyla kütle, ısı ve enerji alışverişi yapmaktadırlar. Dolayısıyla canlılığın başlangıcı her açıdan bir açık sistem olarak ele alınmalıdır.

Termodinamiğin ikinci kanunu kapalı sistemler için geçerli olduğundan, açık sistemde var olan evrim termodinamiği ihlal etmemektedir.

“Ara Geçiş Formları Yoktur”

Kısaca ara geçiş formu, değişen türlerin değişme aşamalarının örneğidir. Evrim karşıtlarının ağızlarına pelesenk olan söylemdir; ara geçiş formları yoktur, bu formlar olmadığından evrim dayanaksızdır.  Bu tip düşüncede olan arkadaşların bilmesi gereken bazı hususlar var. Burada sözü Richard Dawkins’e bırakalım;

“Bu insanların ara-form olmadığını düşünmesinin nedeni ara-formun neye benzeyeceği ile ilgili çok garip bir fikre sahip olmalarından kaynaklanıyor. Bebek bir timsah ile yer sincabını gösterip: “Timsahlarla sincaplar arasında bir ara geçiş formu yoktur.” diyorlar. İyi de niye sincapla timsah arasında ara-form olsun ki? Sanıyorlar ki modern bir hayvanı ve diğer bir modern hayvanı alacaksınız ve bir çeşit ikisinin ortasını bulacaksınız. (…) Aslında ara geçiş formu diye bir şey yoktur, çünkü bulacağınız her fosil bir şeyle başka bir şey arasındaki bir “şey” olacaktır zaten.”

Yani her canlı zaten geçiş formu olmaya mahkûmdur. Örneğin ileride insanlar başlı başına farklı bir tür haline gelince, günümüz insanı (homo sapiens sapiens) ile ilerdeki olacak olan insan arasındaki geçiş formu bu bahsi geçen iki ana tür arası dönemde yaşayan canlılar olacaklardır. Yani yaşayan ve yaşamış her canlı bir geçiş formdur. Ara geçiş form fosillerinin sayılarının az olması oldukça normal bir durumdur. Zira yaşamış ve yaşamakta olan milyonlarca canlı türünden geriye nispeten çok az sayıda fosil kalmıştır. Geriye kalan bu fosillerin ancak çok az bir kısmı iki tür arasındaki geçişi kanıtlayan üçüncü bir türün fosilidir.

Bu fosillerden örnekler verelim:

Archaeopteryx: Dinozorlardan kuşlara geçiş formlarından biridir.

Odontochelys semitestacea: Balıktan kaplumbağa geçiş formlarından biridir.

Tiktaalik Rosae: Balıklarla kara canlıları arasındaki geçiş formlarından biridir. Karaya çıkıp yürüyebilen bilinen ilk deniz canlısıdır.

Panderichthys: Balıklarla kara canlıları arasındaki geçiş formlarından bir diğeri.

Ambulocetus: Yürüyen balina olarak da bilinen balina evrimine dair geçiş formlarından biridir.

“Evrim düz bir çizgi halinde ilerler”

Kesinlikle hayır. Evrim bir türden bir türe doğrudan doğruya ilerlemez. Bir türden bir başka türe geçiş esnasında pek çok farklı tür evrilmiş olur. Evrim bir ağaçtır. Tek bir türden başlayan ve her yeni türleşmeyle beraber daha karmaşık ve gelişmiş yapılara evrilen tıpkı dallanıp budaklanmış ağacı andıran bir döngüdür.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.