Genel Halk Hikayeleri Hikaye

Ferhat İle Şirin Hikayesi

Ferhat, nakkaşlık yapan, Şirin’e sevdalı yiğit bir delikanlıdır. Saraylar süsler, fırçasından dökülen zarafetin Şirin’e olan duygularının ifadesi olduğu söylenir.

Hora­san’da bir şehrin hükümdarı olan Meh­mene Bânû on beş yaşlarındaki karde­şi Şîrin’e güzel bir köşk yaptırır ve bu köşkün süslenmesi işini de nakkaş Beh-zat’la oğlu Ferhad’a verir. Bir gün köş­kü gezmeye gelen Şîrin Ferhad’ı görün­ce ona âşık olur. Aynı şekilde Ferhad da Şîrin’e âşık olunca aralarında uzun sü­re devam edecek bir gönül macerası baş­lar. Köşk bitirildiğinde Şîrin Mehmene Bânû’ya köşkünün önünden bir derenin akmasını istediğini söyler. Mehmene Bâ­nû da tellâllar bağırtarak bu işi başara­cak olanın her muradını yerine getire­ceğini bildirir.

Bir süre sonra Meh­mene Bânû Ferhad ile Şîrin arasındaki aşkı öğrenir. Amasya Sultanı Mehmene Banu’ya, kız kardeşi Şirin için, dünürcü gönderir Ferhat. Sultan; Şirin’i vermek istemediği için olmayacak bir iş ister delikanlıdan. “ Şehir’e suyu getir, Şirin’i vereyim” der, demesine de su, Şahinkayası denen uzak mı uzak bir yerdedir.

Ferhad Mehmene Bânû’­ya, yakında bulunan Bîsütun dağını de­lerek dağın ötesindeki pınarın suyunu kırk gün içinde köşkün önünden akıtabileceğini söyler. Ferhat’ın gönlündeki Şirin aşkı bu zorluğu dinler mi? Alır külüngü eline, vurur kayaların böğrüne böğrüne. Kayalar yarılır, yol verir suya. Zaman geçtikçe açılan kayalardan gelen suyun sesi işitilir sanki şehirde. Ve Fethad otuz dokuz günde suyu getirmeyi başarır. Bu başarısından dolayı Ferhad’a sarayda bir oda verilerek her isteği yerine getirilir.

Meh­mene Bânû Ferhad’ı Demir Kale’de {Kal’a-i Âhenîn) zincire vurdurur. Ancak rüyasında gördüğü nur yüzlü bir pîr ken­disini tehdit edince Ferhad’a 1000 altın ihsanda bulunarak onu serbest bırakır. Ferhad altınları fakirlere dağıtıp sahralara düşer, dağlarda dolaşır, canavar­larla arkadaşlık eder, yılanlar ve kaplan­lar Ferhad’ın karşısında divan durur. Oturduğu mağaraya Şîrin’in resimlerini yaparak bunlarla teselli bulmaya çalışır. Ferhad’ın bu durumunu öğrenen Amas­ya Hükümdarı Hürmüz Şah Mehmene Bânû’ya savaş açarak onu yener.

Ferhad da Şîrin’i alarak karargâha götürür. Bu sırada Şîrin’i gören Hürmüz Şah’ın oğlu Hüsrev ona âşık olur. Babasının bütün ısrarlarına rağmen bu sevdadan vazgeç­mez. Çok zor durumda kalan Hürmüz Şah dadıdan bu işe bir çare bulmasını ister. Kocakarı kılığına gi­ren dadı beraberinde götürdüğü lokma­ları ağlayarak Ferhad’a gösterir ve Şî­rin’in öldüğünü söyler.  Su kanallarını takip edip, külüngün sesini dinleyerek Ferhat’a ulaşır. Ferhat’ın dağları delen külüngünün sesi cadıyı korkutur korkutmasına da, acı acı güler sonra da.

Ne vurursan kayalara böyle hırsla, Şirin’in öldü. Bak sana helvasını getirdim” der. Ferhat bu sözlerle beyninden vurulmuşa döner.

“Şirin yoksa dünyada yaşamak bana haramdır” der.

Elindeki külüngü fırlatır havaya, külüng gelir başının üzerine bütün ağırlığıyla oturur. Ferhat’ın başı döner, dünyası yıkılmıştır zaten “ŞİRİN !” seslenişleri yankılanır kayalarda.

Ferhat’ın öldüğünü duyan Şirin, koşar kayalıklara bakar ki Ferhat cansız yatıyor. Atar kendini kayalıklardan aşağıya. Cansız vücudu uzanır Ferhat’ın yanına.

Su gelmiştir, akar bütün coşkusuyla, ama iki seven genç yoktur artık bu dünyada. İkisini de gömerler yan yana. Her mevsim iki mezarda da birer gül bitermiş, sevenlerin anısına, ama iki mezar arasında bir de kara çalı çıkarmış. iki sevgiliyi, iki gülü ayırmak için.

Doğuda Ferhat dağı, batıda Kırklar dağı; ikisinin arasından Yeşilırmak, yeşil yeşil süzülür, gider. Yamaçlarda Amasya’nın birbirinden güzel evleri.

Buradaki dağa adını veren Ferhat, hepinizin bildiği “Ferhat – Şirin” hikayesinin kahramanıdır. Ferhat’ın da bir yüreği vardır. Bu yürek alev alev Şirin için yanmaktadır. Amasya beyinin güzel kızı Şirin, onun yüreğini ateşlemiş, bu ateş bir yangın olmuş. Gel gör ki beyin bir şartı var, kimseler yerine getiremez. 

Bir de efsane anlatırlar bu sular üstüne. Amasya’nın Güllübağlarına akan ırmağın kaynağına azılı bir ejder oturmuş, suyu kesmiş bir zamanlar. Bağlar kurumuş, şehir susuzluktan kırılmağa başlamış. Amasyalılar, bakmışlar olacak gibi değil, ejderle de başa çıkmak her babayiğidin işi değil, düşünüp taşınmışlar, bir çare bulmuşlar. Ejderi çatlatıp öldürmek.

Ertesi gün semizce bir katıra, iki çuval tuz yüklemişler, sürmüşler ejdere. Azılı ejder, bir nefeste katırı, sırtındaki çuvallarla birlikte yutuvermiş. Birkaç saat sonra tuzun verdiği hararetle başlamış ırmağın suyunu çekmeğe. Çektikçe şişmiş, dağ gibi olmuş. Az sonra da çatlayıp ölmüş. Amasya da bu felaketten böylece kurtulmuş.

Amasya adına gelince, Milattan önce Birinci Yüzyılda Amasya’da doğan tanınmış tarih- coğrafya bilgini Stırabon’a göre, şehri ilk kuranlar Amazonlar’dır. Amazon kraliçesi Amasis, Karadeniz kıyılarından aşağı inmiş, Amasya’nın bulunduğu yeri beğenerek bir şehir kurmuş, adına ” Amasis şehri” demek olan “Amaseia” demişler. Bir söylentiye göre de, bir zamanlar buradaki dağlarda elmas madeni işletilirmiş, bundan dolayı şehre “Elmasiye” denmiş, bu ad zamanla Amasya olmuş. Şehrin adının Amasya’yı fetheden Danişmend Ahmed Gazi’nin karısı “Ümmü Asiye” den geldiğini, Ümmü Asiye’nin Amasya’da oturduğunu söyleyenler var. Fakat, Amasya, Danişmend Gazi’nin burayı fethinden önce de “Amasea” adıyla tanınan, bilinen bir şehirdir.

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.