Genel

Grandiyöz Narsizmden Seri Katile Dönüşümün Hikayesi: Ted Bundy

Ted Bundy 1970’lerde seri katil, tecavüzcü ve nekrofiliaktı. 1989 yılında Florida’nın elektrikli sandalyesinde idam edildi. Davası o zamandan beri seri katiller hakkında birçok roman ve filme ilham verdi.

Bundy 24 Kasım 1946’da Vermont Burlington’da doğdu. Yasadışı doğası derin dindar ebeveynlerini aşağıladığı için Bundy, annesinin gizli utancı olarak yaşama başladı. Louise, Ted’i Vermont’ta evlenmemiş anneler için bir eve teslim etti ve daha sonra oğlunu Philadelphia’daki ebeveynlerine getirdi.

 

Elenor doğumdan sonra Ted’i alıp Philidelphia’ya döndü. Bu, hazin öykünün başlangıcıydı… Pek çok uzman, Bundy’nin cinayet tutkusunun tohumlarının çocukluğunda ekildiğine inanıyor. Çünkü Ted, anneannesi ve dedesinin, annesi ve babası olduğunu sanarak büyüdü. Gerçek annesini ise ablası sanıyordu. Ancak bir taraftan, koca bir yalanın içinde yaşadığını da hissediyordu. Sadece bu da değil; evde bir sürü başka sorun vardı. Anneannesinde klinik depresyon vardı, panik ataklardan muzdaripti, hatta elektroşok tedavisi görmüştü. Babası sandığı dedesi ise korkutucu, öfkeli ve sert bir adamdı. Pornografik yayınlar okur, kızına iş yaptırır, geç kaldığında tokatlardı. 

Büyüyüp genç bir adam olduğunda Ted’in annesiyle ilişkisi iyice karıştı. Gerçi 3 yaşından beri garip bir çocuk olduğuna dair işaretler vardı… Mesela bir gün annesi kanepede uyuyakalmıştı. Uyandığında, oğlunun mutfaktaki bütün bıçakları yanına getirdiğini gördü. Bıçaklar sivri uçları kendine dönük şekilde etrafına dizilmişti. Annesi bu davranışıyla ilgilendi ve babasının denetiminden kaçmaya çabaladı. Ted’i de alıp amcası Jack ve ailesiyle birlikte yaşamak üzere Calma-Washington’a gitti. Sonraki yıllarda Ted, dedesinden ayrılmanın kendisini çok sarstığını söyledi. Çünkü babası olduğunu zannediyordu

Anne Elonor, yeni taşındığı yerde ikinci adı Louis’i kullandı ve sekreter olarak çalışmaya başladı. Burada tanıştığı John E. Bundy adında, aşçılık yapan biriyle evlendi. Böylece oğlu, hayatı boyunca taşıyacağı soyadına kavuşmuş oldu: Theodor Robert Bundy!.. Fakat Ted, üvey babasına asla yakın hissetmedi. Birçok konuda çatıştılar. Yüksek bir mevkisi olmadığı için onu beğenmiyordu. Bu yüzden soyadına rağmen kendini Cowel olarak görmeye devam etti. Kendisini en çok, Jack’e yakın hissediyordu. Jack kültürlü bir müzik profesörüydü ve Washington Üniversitesi’nde görevliydi. Ted onun gibi biri olmak istedi. Özel biri olmak, bir şekilde tanınmak onun için çok önemliydi

John ve Louis’in 3 erkek ve 3 kız çocukları daha oldu. Ancak Ted’in ne bu kardeşlerle ne de üvey babasıyla paylaşacak bir şeyi yoktu. Örneğin üvey baba kır gezintilerini severdi, Ted ona katılmazdı. Sanki üvey baba ile bağlantı kurmaktan kaçıyor gibiydi. Okulda ise evde kurduğundan da az bir bağlantı kurmuştu. Ortaokul ve lise arkadaşları Ted’i “Utangaç biri” olarak tarif ediyorlar. Kekemeydi ve hiç flört etmedi. Kendisine çıkma teklif eden kızlarla bile flört etmedi. Ancak yavaş yavaş ortaya çıkan gizli bir yönü de vardı. 15 yaşına geldiğinde usta bir hırsız oluvermişti. Bugün psikiyatri bu hastalığa, ‘grandiyöz narsizm’ diyor. Sürekli hoşnut hissetme yeteneği, otoriteye karşı gelme yeteneği, dükkan soyma yeteneği… Bütün bunlar onun kendisini özel hissetme ve nam salma gibi narsist kökenli örüntüler edinmesine katkıda bulundu. Bu arada kadınlarla ilişkisi de kötüye gitmeye başladı. Bir röntgenci haline geldi. Gecenin karanlığında kızların penceresinde ortaya çıkıyordu. 

Bazı otoriteler, Ted’in ilk cinayetini 15 yaşında işlediğini düşünüyor! Sabahları gazete dağıtıcılığı yaptığı bu 15 yaş döneminde, yolunun üzerinde Anne Marry adında 8 yaşında küçük bir kız oturuyordu. Ted bu kızı tanıyordu; amcası ona müzik dersleri veriyordu. 31 Ağustos 1961’de kız kayboldu, 800 askerin katıldığı bir arama yapıldı. Hiçkimse bir şey bulamadı. Bu arada Ted’den de şüphelenilmedi tabii. Çoğu kişiye göre o 8 yaşındaki kız, Ted’in ilk kurbanı olmuştu.

1960’ların ortalarında Ted Bundy lise öğrencisiydi. Zeki, yakışıklı ve arkadaş canlısı olmasına rağmen arkadaşlarının uzağındaydı. Özellikle de kızların. Hiçkimseyle doğru dürüst ilişki kuramıyordu. Üniversitedeyken de koca kampüste kendini yalnız ve kaybolmuş hissediyordu. Kendi içinde boşluktaydı. Ama yaşadığı zorlukları, bilgili ve eğitimli bir genç olarak atlatmayı başardı. Üniversitedeyken bir proje kapsamında Asya’ya gönderildi, orada Çince öğrendi. Ayrıca burada yeni bir kişilik üretmeye başladı: Eski Ted ne kadar utangaç ve çekingense, yeni Ted o kadar soğukkanlı, esprili ve kendinden emindi!

Ted Bundy, Puget Sound Üniversitesi, Temple Üniversitesi ve Washington Üniversitesi dahil olmak üzere lisans öğrencisi olarak çok sayıda okula devam etti. Pek çok farklı kampüs topluluğunun bir parçası olmak, ona en yaygın hedefleri arasında yer alan kadın kolejlilerin alışkanlıklarını ve güvenlik açıklarını incelemek için bolca fırsat verdi.

üniveritede Stephanie Brooks’a aşık oldu. Özellikle omuzlarına kadar inen, ortadan ikiye ayırdığı saçlarından çok etkilenmişti. Zengin, bilgin ve zevk düşkünüydü. Ted’in istediği her şeye sahipti. 1 yıl kadar birlikte oldular. Ted ilk cinsel ilişkisini Stephanie ile yaşadı. Ona aşıktı. Ancak kız, bu ilişkinin geleceği olmadığını gördü. Ted’in toy olduğunu, hayatta bir amacı olmadığını, hırslı olmadığını, plan yapamadığını, düzenli olmadığını düşünüyordu. Aşklarının bittiğini ve ayrılmak istediğini söyledi. Ted’in dünyasını başına yıkan bu sözlerden sonra, kıza karşı bir saplantı geliştirdi. Okulu bıraktı, Phildephia’ya döndü. Bu ziyaretinin bir amacı vardı…

Kafasını sürekli meşgul eden sorulara cevap arayan Ted Bundy, gerçek babasını, gerçek kimliğini arıyordu. Philidelphia’daki kayıtları gözden geçirdikten sonra  Vermont’a gitti. Burada her zaman şüphe duyduğu o gerçeği öğrendi: Gerçek annesinin aslında ablası olduğunu, babasının belli olmadığını… Tahmin edersiniz ki bu herkesin dünyasını sarsacak büyük bir olay. Haliyle kimlik algısında sarsıntı oldu. İhanete uğramış hissediyordu. Üstelik bunu yapan öz annesiydi! Zaten Stephanie de kendisini terk etmişti… Bütün bunlar, kadınlara karşı öfkesinin ortaya çıkmasına vesile olmuş mudur sizce de?

Ani bir karar vererek Washington Üniversitesi’ne döndü, psikoloji okumaya başladı. Derslerde çok başarılıydı. Kendine bir hedef belirlemek ona iyi gelmişti. Adeta gençleşmiş, canlanmıştı. İçindeki şeytanlar ne kadar kudurursa kudursun, Ted onlarla baş etmeyi başarıyordu. Yaşamı olumlu yönde değişiyordu. 1969’da genç bir dul olan Elizabeth Kloepfer ile sevgili oldu. Elizabeth zeki ama utangaç bir kadındı. Ted’i çok seviyordu. Ted de bu ilişkide mutluydu. Ama gerçekte intikam duygusunu besliyor ve öç alma planları yapıyordu. Listesindeki ilk kişinin adı eski sevgilisi Stephanie Brooks’tu. Halen gizlice Stephanie ile konuşuyor, onu kendisine aşık etmeye çalışıyordu. Tıpkı onun kendisini yaraladığı gibi, o da Stephanie’yi yaralamak istiyordu. 

İmajını geliştirmek için yerel politikada etkili biri haline geldi. Valinin ikinci kez seçilebilmesi için yapılan kampanyalarda çalıştı. 25 yaşına geldiğinde, boş zamanlarında intihar acil yardım hattında çalışıyordu. Telefonda nasıl konuşulması gerektiğini iyi biliyordu. Ne ironiktir ki, bu intihar hattında çalışırken insanların hayatını kurtardı…

Fakat bir yandan hala Stephanie’yi düşünüyordu. İş gezisi için San Francisco’ya gittiğinde onunla karşılaştı ve yeni Ted Bundy, Stephanie’nin aklını başından aldı. Kız tekrar aşık oldu! Ted’in evlenme teklifini kabul etti. Ancak 2 gün sonra, Ted 5 yıl süresince bütün ülkeyi dehşete düşürecek öldürme hücumuna başladı. 35 kurbanının çoğunun bir ortak noktası vardı: Onun için uygun kurban demek, ufak tefek, uzun saçlı, saçı ortadan ayrılmış kadınlardı. Hepsi Stephanie’ye benziyordu. 

Stephanie ile ilişkisini bitirdikten sadece günler sonra Ted Bundy, kendi terör saltanatını başlattı. 6 ay içinde üniversite kampüslerinde 6 kadın kayboldu. Günün 24 saati kurban arıyordu. İlk iki kurbanı Washington Üniversitesi’nde öğrenciydi. İnsanlar bunları yapan kişinin dışarıdan geldiğini düşünüyordu, aralarından biri olma olasılığı akıllarından bile geçmiyordu. Kız arkadaşı Elizabeth bile gerçek Ted’i tanımıyordu. Şubat ayından hazirana kadar Carol Valens Layla, Nancy Wilcox, Donna Manson, Susan Rancourt, Brenda Ball ve Roberta Parks ortadan kayboldular. 

Bu olaylar arasında hiçkimse bağlantı kuramadı. Örneğin Georgeann Hawkings sadece birkaç metre uzaklıktaki yurda giderken kayboluyordu, bu nasıl olabilirdi ki? 

Yıllar sonra Ted Bundy yakalandığında, kurbanlarına saldırmak ve onları yakalamak için kullandığı yöntemleri anlatacaktı. Onları tuzağa düşürmek için yaralı numarası yapıyordu. Koltuk değnekleri kullanarak topallayan, kitaplarını düşürmüş yalnız biri gibi davranarak yardım istiyordu. Seçtiği kızların hepsi de yardımsever kişilerdi. Georgeann Hawkings de böyle tuzağa düşmüştü. Kız kitapları taşımak için arabanın içine doğru eğildiğinde Bundy bir levye ile kızın başına vurdu ve onu içeri itti. Ellerini bağladı, görünmemesi için üzerine bir şeyler örttü.

Ted Bundy, kurbanlarını genellikle Seatle’ı kuşatan ormanın derinliklerine götürüyordu. Sopalı saldırısından kurtulan olursa, cinsel saldırıda bulunuyordu. Onun bakış açısına göre iyi bir cinsel ilişki için yapılması gerekenler, kelepçeleyebileceği çekici bir kadın bularak onu korkutmak ve ölene kadar kanını akıtmaktı. 

Kurbanlarının işini bitirdikten sonra cesetlerini ormanın derinliklerine bırakırdı. Ancak sonra defalarca suç mahaline geri dönüyordu. Sadece kanıtları yok etmek için değil, cesetler üzerinde bir şeyler yapmak için… Bazıları onun bütün vücudu taşıdığından şüpheleniyor. Çünkü mesela bir kurbanı, hiç giymediği giysilerle bulmuşlar. Bundy kurbanına makyaj yaparak onu daha çekici hale getiriyordu. Ancak görünüşe göre cesetleri parçalamak için döndüğünde, onlarla cinsel ilişkiye de giriyordu. Bir psikiyatri uzmanına göre, Bundy iki farklı seri katil arasında kaldığı için eşsiz bir özelliğe sahip: Hem cinsel sadist hem de ölüsevici bir seri katil. En önemli özellikleri cinsel sapkınlık, vicdan eksikliği ve kendi cinsel zevki uğruna birilerinin canına kıymaya isteklilik.

Annesi bile onu terk etmiş, ablası ona yalanlar söylemiş Bundy’ye göre kızlar erkekleri kullanır ve yalan söylerdi. Ted Bundy bu yüzden tüm kadınlardan intikam almak istiyordu. Kurbanlarının hepsi uzun düz siyah saçlı ve saçlarını ortadan ayıran, “kendisini terk eden sevgilisine benzeyen” kadınlardır. Hapisten kaçışı sonrası, gözü tamamen dönmüştür ve belirli bir tipe bağlı kalmadan rastgele öldürmeye başlar. Ölmeden önce kendisiyle yapılan bir röportajda tüm bu sapıklıklarının nedenini çocukken okuduğu, şiddet içeren porno dergilerinin onu çok etkilemesi olarak itiraf eder. Yakalanışı sonrası seri katiller üzerine 1989’a kadar FBI’la iş birliği yapmıştır. Şu yorumu ünlüdür:

Seri katillerin yakalanmasının sebebi alışkanlık. Bu işi ilk kez yaptığınızda çok dikkatli olursunuz. Her şeyin düzgün olmasını istersiniz. 20. kez yaparken ise o kadar da önemsemezsiniz.”

 

Bazı kurbanlarının cesetlerini evinde pişirdiği, etrafa korkunç kokular yayılmasına rağmen komşuların polislere; eğitimli, yakışıklı çok efendi bir çocuk diye ifade verecek kadar güvenmeleri nedeniyle ele geçirelemediği, ilk yakalanışında saldırdığı kızlardan birinin nasılsa aşık olduğu için polise bunu söylemeyip bile bile serbest kalmasını sağladığı “şehir efsaneleri” olarak söylenir durur. Ted Bundy; gayri meşru çocuk olduğu, hayvanlara işkence eden bir büyükbabanın yanında büyüdüğü ya da çok sevip de terk edildiği sevgilisi yüzünden seri katil olmadı. İstediği için kadınları öldürdü tezini savunanlar da vardır.

Kurbanlarının birinin kalçasındaki ısırık izi ile yakalanan ve idamına karar verilen Bundy’nin temyiz süreci yaklaşık 10 yıl sürdü. Hapishanede hayranlarından biri ile evlenip 1982’de bir kız çocuk sahibi oldu. 24 Ocak 1989 tarihinde elektirikli sandalyede idam edildi. İdamı hapishane dışında şampanya içilerek kutlandı! Öldürülmeden önce ki son sözleri “aileme ve arkadaşlarıma sevgilerimi iletmenizi istiyorum” olmuştur. En ünlü sözlerinden biri; “Biz seri katiller sizlerin oğulları, eşleriyiz. biz her yerdeyiz.”dir.

“Seri katil” tanımı onunla doğdu diyenler olsa da bu ifade yoruma açıktır… Tarihler 16 Ağustos 1975’i gösterirken, tamamen şans eseri olarak “polisten kaçmaya çalışan” bir sürücü olarak yakalandı. Yakışıklı, zeki ve eğitimli bir avukat olan Ted Bundy’nin bir katil olabileceği, hele ki mesleği avukatlık olan birinin bunları yapabileceği kimsenin aklına gelmiyordu. Kendi savunmasını üstlenen Ted Bundy’nin ünü, 7 haziran 1977’deki ‘tavanı delerek’ kaçışı sonrası daha da arttı. Ölen 20 ya da kimilerine göre 28 kadın Ted Bundy’nin ifadesi ile belirlenmiştir – gerçek sayının bunun çok çok üzerinde olduğu halen söylenir durur. Tecavüzlerini öldürdükten sonra gerçekleştiren Ted Bundy’nin ‘ölü sevici’ bir sapık olarak da ayrı bir ünü (!) vardır. Hapisteyken aldığı yüzlerce mektup ve evlilik teklifi, Amerikan halkının bu gibi sapık psikopatlara farklı bir bakışı olduğunu gösterir. İdamından önce sorulan, “36 kurbanin oldugu dogru mu” sorusuna “bir basamak daha ekleyin” cevabini vermesi inanılmaz bir ifade!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

error: İçerik korunuyor !!