Genel Halk Hikayeleri Hikaye

İki Kardeşin Hikayesi: Halil İbrahim Bereketi

Sosyal Medya Hesabında Paylaş

Bu hikaye misafirperverliği, paylaşmanın önemini ve kardeşliği anlatır. Ekmeği bölüşmek, lokmanın bereketini arttırır, sofraya oturan herkesi doyurmaya yeter.. İşte bu hikayede paylaşmanın ve bölüşmenin hikayesi anlatılır;

Vaktiyle birbirini çok seven ve her fırsatta birbirlerini iyilik etmeyi düşünen iki kardeş varmış. Büyüğünün adı Halil. Küçüğünün adı ise İbrahim. Halil; evli ve çocuk babası, İbrahim ise henüz bekarmış. Ortak bir tarlaları varmış iki kardeşin… Birlikte ekip biçer, emek verir, hasat mevsiminde de ne mahsul çıkarsa, ikiye pay ederlermiş. Bununla da bir sonraki senenin hasat vaktine kadar ele güne muhtaç olmadan geçinip giderlermiş. Bir sene, yine harman yapmışlar buğdayı… İkiye ayırmışlar. İş kalmış taşımaya ama çuvallar ortada yok…

Halil, bir teklif yapmış:

İbrahim! Kardeşim, ben gidip çuvalları getireyim. be çuvalları alıp gelene kadar seen burada buğdayı bekle.”

Peki abi “demiş İbrahim. “Sen git getir çuvalları ben bekliyorum harmanın başında….”

Ve Halil kalkmış gitmiş evden çuval getirmeye. O gidince, kendi kendine düşünmeye başlamış İbrahim:

” Abim evli, ve iki çocuğu var. Dört boğaza bakıyor, ben tek boğazım. Daha çok buğday lazım onun evine. “

Böyle demiş ve kalkmış gönlü razı olana kadar kendi payından kürek kürek buğday atmış abisinin payına… Az sonra Halil çıkagelmiş.

“Haydi İbrahim, önce sen kendi payını çuvallara doldur da taşı kendi evinin ambarına” demiş.

” Peki abi..!” diye cevap vermiş kardeşi.

İbrahim, kendi payından bir çuval doldurup vurmuş sırtına ve düşmüş yola…  O gidince, bu sefer Halil başlamış düşünmeye. Kendi içinden demiş ki:

“Çok şükür, ben evliyim, çoluğum çocuğum var, kurulu bir düzenim de var. Ama kardeşim halen bekar. O daha çalışıp, para biriktirecek. Ev kurup evlenecek.”

Böyle düşünerek kapmış küreği, eline aldığı gibi kendi payından atmış onunkine birkaç kürek… Saymamış, tartmamış, düşünmemiş ne kadar attım diye. Ta ki içi rahat olana kadar.

Velhasıl, biri gittiğinde, öbürü, kendi payından atmış diğerine. Öteki gittiğinde beriki almış küreği eline, kendi payından kardeşinin yüküne, atmış… Atmış… Atmış…

Bu, böyle sürüp gitmiş…

Ama ikisi de birbirlerinden habersizlermiş. Elin yaptığını göz görmez imiş. Nihayet akşam olmuş. Karanlık çökmeye başlamış. İki kardeş bakmışlar ki taşımakla bitmiyor buğdaylar. Hatta bitmek şöyle dursun azalmıyor bile azalmıyor bile…

Hak Teala iki kardeşin büründükleri bu hali çok beğenmiş. Buğdaylarına bir bereket vermiş, bir bereket vermiş ki… Günlerce taşımış iki kardeş, bitirememişler.

İkisi de şaşmışlar bu işe… Aksine çoğalmış buğdayları, ambarları taşıya taşıya ağzına kadar dolmuş. Hal böyle olunca iki kardeş, etraflarında ne kadar tanıdıkları, komşuları ve akrabaları varsa hepsine dağıtmışlar harmanlarından…  O yöreden geçen herkes iki kardeşin sofrasına misafir olup nasibini alırlarmış. sofraları o kadar bereketli imiş ki herkesi doyurur lakin sonu gelmezmiş.

Bugün “Bereket” denilince, bu kardeşler akla gelir.Bu bereketin adı: Halil İbrahim bereketidir…

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.