Genel Psikoloji Psikolojik Deneyler

Leon Festinger’in Bilişsel Çelişki Kuramı Üzerine Bir Sosyal Deney

Sosyal Medya Hesabında Paylaş

Bilişsel Çelişki Kuramı ya da Bilişsel Uyumsuzluk Teorisi , Leon Festinger tarafından ortaya atılmış bir psikoloji bilimi kuramıdır. İnsanların edimlerini ve düşüncelerini geçmişteki tecrübe ve değerlerine göre -bu değerler futbol takımı taraftarlığı, bir dine dahil olma, siyasi bir partiyi destekleme gibi değerler olabilir- belirlediklerini savunur. Birtakım düşünce veya değerlere sahip olan insanlar zaman içinde bu düşünce ve değerlerine muhalif durumlarla karşılaşabilirler. Karşılaştıkları durumlar, kendi düşünceleriyle -ya da değerleriyle- çelişirse, bahsettiğimiz bu bilişsel çelişki durumu meydana gelir. Bu durumda “kişiler, kendi inançlarını -yani değerlerini- terk etmemek adına, sonradan ortaya çıkan uyumsuzlukları (karşı durumu) kabul etmeme ve görmezden gelme eylemini sergileyebilir.”

Gerçeklerle yüzleşmekten kaçar ya da gerçeklere karşı koyarak şedit eğilimine geçer. Karşı görüş hiç var olmamış gibi davranır ve görmezlikten gelir. Bu durumu daha yalın bir dille şöyle belirtebiliriz: Birey, karşısına çıkan (kendi düşünce ve değerlerine aykırı) uyumsuzluklarla yüzleşmekten kaçınır ve bilinçaltında kendini kandırmaya çalışır; fakat bireylerin bilinçaltında gerçekleşen bu durum (bireylerin) bilinçli olarak yaptığı – ya da farkında oldukları- bir kendini kandırma durumu değildir.

Bilinçaltımız bunu yaparken o kadar başarılı olur ki, bunun bir kandırma olduğunu asla fark etmeyiz. Ne olursa olsun değerlerimizi savunma yoluna gider, zamanla karşıt görüşü sadece çürütmekle kalmayıp onu yok etme arzusu da duyarız. Çünkü zihnimiz, durumu önceden öylesine içselleştirmiştir ki, zıtlıkları kendisine yapılmış bir saldırı olarak görür.

 

 

Sözgelimi; Sigara içen bireyin sigaranın sağlığa karşı zararlarının farkında olduğunu varsayalım; fakat buna rağmen sigara içen kişi, (zamanla) karşıt görüşe -yani sigaranın sağlığa zararlı olduğunu söyleyenlere karşı- muhalif düşünceler besleyebilir, bilimin yanıldığını, sigara içmenin zararının olmadığını iddia eder hale gelebilir. Daha önce sigaradan ölen hiçbir tanıdığının olmadığını, hatta sigara içmesine rağmen 90 yaşında hâlâ sağlam olan bir akrabasının olduğunu söyleyebilir.

Bir toplu taşıma aracını, hatta direkt olarak otobüsleri ele alalım. Sanıyoruz ki çoğu kişi, büyük şehirlerde otobüslerin tıklım tıklım olmasından şikâyetçidir. Bu kişilerden birinin, sabah işe giderken otobüsün koltuğunda oturduğunu hayal edelim. Bu kişi, zamanla kalabalıklaşan otobüste rahatsızlık duymaya başlayacaktır. İçerideki hava azalacak; kalabalık, oturmasına rağmen üzerine baskı uygulayacaktır.

Bu sırada bu kişi, otobüs bir durağa yanaşıp yeni yolcu almaya başladığında şiddetle tepki gösterecektir. Şoföre daha fazla yolcu almaması gerektiğini, bunun hem yolcu haklarına aykırı olduğunu ve bu konunun yasalarca yasaklanması gerektiğini söyleyecektir.

Mesela oturan yolculardan biri, bu kişinin otobüse binmesine engel olursa, kişi nasıl bir tepki gösterir dersiniz? Hemen söyleyelim, dün savunduğu tüm değerler bir anda yerle bir olur. İşe geç kaldığını ve toplu taşıma araçlarının herkese ait olduğunu savunur. Dün söylediği kavramlarda gerçekten haklı da olsa, şu an için onun gereksinimleri farklıdır. Söylenilen tüm karşı uyumsuzlukları yok sayar hatta onları çürütmek için saldırır. Dünkü haline bile savaş açar. Bu örnek, gereksinimlerimizin de tıpkı inançlarımız gibi önemli bir bilişsel etken olduğunu gösterir.

Deneyin amacı çelişen tutum, inanç ve davranışlar karşısında insanların dengeyi sağlamak için verdiği tepkileri incelemekti. Rahatsızlık ve çelişki yaratan durumda çelişkiyi en aza indirmek, ortadan kaldırmak ya da yeniden dengeyi kurmak için neler yapılabileceği görülmek istenmişti.

Öncelikle katılımcılar teker teker bir odaya alındı ve yaklaşık 1 saat sürecek oldukça sıkıcı görevleri tamamlamaları istendi. Tüm katılımcılar bu görevleri yaparken çok sıkılıştı. Çıkarken onlardan dışarıda bekleyen diğer katılımcıya, deneyin oldukça eğlenceli olduğunu söylemeleri istendi. Bunu yapmaları karşılığında bazı katılımcılara 1 dolar verilirken bazılarına 20 dolar verildi. Hepsi, çıktıktan sonra bekleyen kişiyi deneyin eğlenceli olduğuna inandırdı. Gitmeden önce 1 dolar ve 20 dolar verilen katılımcılara deneyin eğlenceli olup olmadığı soruldu. 20 dolar verenler sıkıcı olduğunu söylerken 1 dolar verenler deneyin eğlenceli olduğunu söylüyordu.

Deney sonucunda, sadece 1 dolar alan katılımcılar başka birini ikna etmek için 1 doların yeterli olmadığını düşündükleri için uyumsuzluk yaşadılar. 1 dolar karşılığında bunu yapmak mantıklı olmadığı için kendilerini deneyin eğlenceli olduğuna inandırdılar. 20 dolar alanlar ise aldıkları parayı yalan söylemeri için tatmin edici buldu ve aslında hiç eğlenmediklerini rahatça söyleyebildiler. Yani aslında bilişsel uyumsuzluk yaşadığımız durumlar karşısında davranışları değiştiremiyorsak tutumları değiştiriyoruz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.