Genel Hikaye İbret Öyküleri

Oduncu İle Yılanın Dostluk Öyküsü

Zamanın birinde, uzak bir diyarda yoksul bir oduncu varmış. Hergün gidip ormandan taşıyabildiği kadar odun keser, sonra o odunu yük edip sırtında taşıyarak kasabaya iner, getirdiği odunları pazarda satarak kıt kanaat ailesini geçindirmeye çalışıyormuş.

Günlerden bir gün  oduncu ormanda odun keserken çalı arasında bir yılana rastlamış. Büyük bir korkuya kapılmış. Elindeki baltayı kaldırıp yılanın başını vurmak üzereyken bir an için hayvancağızla göz göze gelmiş. Yaradana olan aşkı – yılan bile olsa – yaratılana yansımış ve yılana vurmaya kıyamamış. Merhamet ederek yılanın canını bağışlamış. Yılan da oduncunun bu davranışından dolayı duygulanmış ve dile gelmiş:

– Ey insanoğlu, sen bana kıyamadın, bende sana iyilik edeceğim

demiş.

 

Oduncu demiş ki:

Sen bana ne iyilik edebilirsin ki…

Yılan bunu duyunca oyuncuya dönüp “bekle biraz” diyerek bir kör kuyuya dalmış ve kaybolmuş. Biraz zaman geçtikten sonra ağzında bir altın lira ile dönmüş ve:

– Bundan böyle ömür boyu sana her gün bir altın lira vereceğim!

demiş.

 




 

Oduncu altını bozdurmuş ve evinde o gün şenlik olmuş. Ailesi dâhil hiç kimseye olanı biteni anlatmamış. Herkes sadece oduncunun çok çalıştığı için durumunun düzeldiğini zannetmiş. Oduncu yıllar boyu her gün o kör kuyunun başına gitmiş, yılan ile buluşmuş ve altınını almış. Bir gün oduncu ağır hastalanmış. Kuyunun başına gidemez olmuş. Birkaç gün geçince bolluğa alışmış evinde darlık başlamış. Oduncu oğlunu yanına çağırmış ve yılanın sırrını anlatmış.

– Kör kuyunun başına git ve başında bekle! Kuyudan bir yılan çıkacak, o yılan benim dostumdur. Kim olduğunu sorarsa, ona oğlum olduğunu söyle; yılan sana bir altın verecek!

demiş.

Oğlu inanmamış ama gitmiş. Yılan önce saklanmış, sonra ortaya çıkmış. Onun oduncunun oğlu olduğuna iyice kanaat getirince de kuyuya inip bir altın getirmiş. Oğlan önce inanmadığı hikayenin gerçek olduğunu görünce hırsa kapılmış,

– Kim bilir daha ne kadar altın var kuyunun içinde! Eğer o yılanı öldürül kuyuya inebilirsem bütün hazineyi alıp zengin olabilirim.

diye düşünmüş. Hırsla yılanı öldürmek için bir hamle yapmış, ıskalamış ama yılanın kuyruğunu koparmış. Yılan da can havliyle dönüp oğlanı sokmuş ve öldürmüş.

 




 

Akşam yaklaşıp da oğlu gelmeyince oduncu iyice endişelenmiş. Hasta yatağından sürünerek bile olsa kalkmış. Kuyunun başına gitmiş ki oğlu cansız yatıyor. Yılanda o anda görünmüş; kuyruğu yok ve kanlar içinde. Oduncu durumu anlamış ve çok üzülmüş. Canının parçası oğlu yerde cansız, yıllardır velinimeti olan yılanda yaralı…

– Hatalı olan oğlum olmalı! Yılan benim dostumdu bana ihanet etmez…

diye düşünmüş ve yılana dönüp demiş ki:

– Gel sen beni affet bende seni affederim. İkimizde bu olanları unutalım ve geçmişe sünger çekip tekrar dost olalım!

demiş.

Yılan ise “ademoğlu bana ihanet etti ve dostluğumuzun sırrını ifşa etti.” Oduncuya bakarak acı acı gülümsemiş:

– Ey insanoğlu! Seninle dost kalmayı çok isterdim ama sende bu evlat acısı, bende de bu kuyruk acısı varken biz artık dost olamayız!

demiş.

 

Sonuç olarak, Siz bilerek veya bilmeyerek zararınız dokunan birinin dostluğuna karşı her zaman şüpheyle yaklaşın, onarılamaz yaralar açtığınız kişiler size dost görünüp, zayıf anınızı kollayarak, hiç ummulmadık bir anınızda kuyruk acılarının intikamını almak isteyebilirler. Çünkü karşılıklı olarak yapılan büyük hataların içimizde yaratacağı hesaplaşma arzusu yüreğimizin bir köşesinde sinsice uyandırılmayı bekler.

 




Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.