Genel

Otomobil Sanayisinin Muscle Car Olarak Adlandirilan Efsanesi; Ford Mustang

Sosyal Medya Hesabında Paylaş

Amerikan otomobil tarihinin en önemli modeli herhalde Ford Mustang’dir. Gerek tarihi, gerek yepyeni bir konsept yaratması, gerekse kitleleri peşinden koşturması, gerekse 52 yıldır hiç durmadan üretilmesi bunun en önemli unsurlarından kuşkusuz. 17 Nisan 1964’te ilk olarak halk gösterimiyle gerçek dünyayla tanışan Mustang’in 52’inci yaşında tarihi detaylara iniyoruz.

Küçük ve ucuz bir otomobil üretme fikri 1961’de, dönemin Ford Genel Müdürü ve Başkan Yardımcısı Lee Iacocca’nın aklına gelmişti. Iacocca’nın dudaklarından şunlar dökülmüştü konuyla ilişkili olarak:

“Dört kişinin oturabileceği, yerden vitesli, ayrı koltuklara sahip, 1100 kg’dan daha ağır olmayan ve 2500 dolardan daha ucuza satabileceğimiz bir otomobil üretmek istiyoruz.”

Iacocca’nın bu fikri üzerine Ford’da çalışmalar büyük bir hızla başladı ve ilk konseptler 1962’de ortaya çıkmıştı bile. Ford’un bünyesinde Fairlane Group (Lee Iacocca- Genel Müdür, Don Frey- Proje Planlama Müdürü, Harold (Hal) Sperlich- Özel Projeler Müdürü, Frank “Zimmie” Zimmerman- Pazarlama Uzmanı, Walter Murphy- Ford Halka İlişkiler Müdürü, Sid Olson- Reklam Firması Yetkilisi, J. Walter Thompson- Mustang Reklam Yazarı, Robert Eggert- Ford Pazar Araştırma Müdürü, Chase Morsey- Ford Otomobil Pazarlama Müdürü, Jacque Passino- Ford Yarış Direktörü, John Bowers: Ford Reklam Müdürü) adı verilen bir komisyon kuruldu ve bu grup 64’te Mustang olarak piyasaya çıkacak otomobilin üretim kararlarını, motor, şasi gibi hayati kararların alındığı karar merciiydi.

1962’nin yaz aylarında Mustang’in ilk (Mustang I) prototipi geliştirilmişti. Araç 3919 mm’lik uzunluğu, 2286 mm’lik aks aralığıyla oldukça kompakt ölçülere sahipti ve Ford’un ‘Experimental’ adındaki platformu üzerine geliştirilmişti. Motor olaraksa Ford Cardinal modelindeki 1.5 lt’lik V4 güç ünitesi ve 4 ileri manuel şanzıman tercih edilmişti. Motor ortada konumlandırılmıştı ve prototipin hafif oldukça dinamik bir sürüş karakteri sunuyordu. Testler aşamasında Formula 1 pilotu Dan Gurney Watking Glen pistindeki denemelerde F1 otomobillerinden sadece birkaç saniye yavaş olmasıyla potansiyelini göstermişti. Ancak bu seri üretim ve ortaya atılan fikir konsepti için fazla ekstremdi ve prototipin üretim hayali rafa kaldırıldı.

Ama Mustang’in piyasaya çıkma hayali tüm hızıyla devam ediyordu ve 1963’ün yaz aylarında Ford bir prototip daha üretti. Bu araç Mustang I ile üretim versiyonu arasındaki geçişi temsil ediyordu. 63 Falcon Sprint şasisi geliştirildi ve seri üretimden sadece 6 ay önce Mustang II adındaki bu prototip, yine Watkins Glen, New York’ta tanıtıldı. Mustang II prototipi tasarım olarak seri üretim Mustang’e büyük benzerlikler gösteriyordu ve otomobilin temelini oluşturuyordu. Izgara kaplı farları, arka lastiklerin önündeki hava girişleri gibi detayları dikkat çekiciydi ve ızgarada koşan at logosu yer alıyordu. Bir diğer dikkat çekici noktaysa otomobilin convertible olarak tasarlanmış olmasıydı. Arka farların yanyana üç parçalı tasarımı 64 Mustang’de aynen kullanıldı. Prototipin kabin tasarımı da çok değiştirilmeden seri üretime geçmişti.

9 Mart 1964’te ilk Mustang üretim bantlarından inmişti, bu 18 ay gibi kısa bir sürede otomobilin sıfırdan üretime aşamasına geçmesi anlamına geliyordu. Ancak otomobilin satışına henüz başlanmamıştı ve Ford gösterişli bir tanıtım planlıyordu.

Maliyetleri olabildiğince az tutabilme adına Ford eldeki malzemeleri bu yeni otomobilinde kullandı. Falcon modelinin birçok parçası, özellikle de yürüyen aksamı Mustang’in temelini oluşturuyordu. Ancak Falcon’dan farklı olarak gövde renkleri, motor seçenekleri (daha güçlü), kabin içi gibi seçeneklere sahipti. Hızlı, ekonomik ve ulaşılabilir konseptiyle pazarlanan Mustang için Ford ‘Sizin tarafınızdan tasarlanmak için tasarlandı’ sloganıyla yola çıkmıştı. Otomobilin kabinindeki neredeyse sınırsız opsiyon kullanıcıların kendi zevklerine göre tasarlamaları için son derece uygundu ve geniş opsiyonel donanım listesi sayesinde satılan hiçbir Mustang birbirinin aynısı değildi.

Birinci jenerasyon (1964- 1973)

1964’ün Nisan ayında piyasaya çıktığı için 64½ olarak adlandırılan ilk sene üretimi Mustang’ler Pony Car sınıfının da yaratıcı olmuştu. Otomobil ilk olarak 170 cid. (2.8 lt) sıralı 6 silindirlinin yanında 260 cid. (4.3 lt) 200 bg’lik V8 motorla satılıyordu. 65 model yılı için tasarım ve donanımda küçük değişikliklere gidilirken 6 silindirli motorun hacmi 200 cid. (3.3 lt), V8’in hacmiyse 289 cid. (4.7 lt) yükseltilmişti. Ayrıca 289’un 271 bg gücündeki HiPo versiyonu da eklendi. Bunun yanında convertible ve hardtop’ın yanında fastback gövde seçeneği de sunulmaya başlandı ve performans meraklıları için 289 HiPo motorun 305 bg gücündeki Shelby GT350 versiyonu hazırlanmıştı.

’66 model yılı için tasarımda ızgara, yan logolar, jant kapakları ve depo kapağı gibi değişiklikler söz konusuydu. Motor seçenekleri aynıyken yeni renk ve döşeme seçenekleri gibi küçük detaylarda güncelleme yapıldı. Shelby yine GT350 olarak devam ederken Mustang Convertible, 72.119 adetle 1966’nın en çok satan üstü açık modeli olmuştu.

1971’de Mustang, Ford’un yeni tasarımcısı Semon Knudsen tarafından yeniden tasarlandı ve otomobil bir kez daha uzadı. Artık Mustang iyice Pony Car kavramından uzaklaşmış, tam anlamıyla bir Muscle Car olmuştu. Üç gövde seçeneğinin üretimi devam ediyordu.

İkinci jenerasyon (1974- 1978)

İlk jenerasyon Mustang’ler model yılları geliştikçe hep büyüdü ama artık küçülme zamanı gelmişti. Pony Car ve Muscle Car sınıfları 70’li yılların başlarında giderek daraldı ve satışlar düşmeye başladı. Krizle birlikte tüketicilerin beklentileri değişmiş, küçük, kompakt, ekonomik otomobiller popüler hale gelmişti.

Ford, kendi ürettiği kompakt modeli Maverick ile bu ihtiyaçları karşılamış, hayli iyi satışla elde etmişti. Ama Mustang gibi bir efsane de hayatına devam etmeliydi. Ford Motor Company başkanı olan Lee Iacocca 1974 yılı için daha küçük bir Mustang üretilmesi gerektiğini öngörmüş, gerekli çalışmaları başlatmıştı. Pinto platformu üzerine geliştirilip, motor olarak güçlü sayılacak Falcon üniteleriyle donatılan yeni Mustang, yine akıllıca bir tasarım stratejisiyle pazarlanmaya başlanmıştı. GM, Firebird ve Camaro gibi modellerinde tasarım değişikliği yapmazken, Ford petrol krizini yeni bir dönem olarak algılamış, yeni dönemde tamamen yeni bir Mustang tasarımıyla, dönem şartlarına ayak uydurduğu mesajını halka ileterek başarılı satışlar yakalamıştı.

Mustang II’nin boyutları küçüldüğü için artık rakipler Oldsmobile Starfire, Chevrolet Monza gibi Amerikan modellerinin yanında Toyota Celica ve Datsun 240Z gibi Japon modelleri de kapsıyordu.

Artan rakiplerine rağmen güçlü özellikleriyle Mustang II ilk yıl içerisinde, orijinal modelin 418.812 adetlik üretim rekoruna yaklaşarak 385.993 adet üretildi, satışsa 296.041’e ulaşmıştı. Beş yıl içindeyse Ford, 1 milyon adetlik satışla ne kadar doğru bir karar verdiğini kanıtladı. Iacocca’nın şu sözleri duruma göre nasıl ayak uydurulduğunu gösteriyor:

“Mustang II doğru zamanda piyasaya çıkan doğru otomobildi. 1 milyonluk satış adeti tesadüf değildi.”

Üçüncü jenerasyon (1978- 1993)

Yine kompakt boyutlarını koruyan Mustang üçüncü jenerasyonda Fox modelinin platformunu kullanıyordu. Model gamı oldukça geniş, seçenekleri ve donanımları son derece zengindi. 1987’ye kadar dört farlı bir ön tasarımla üretilmeye devam etti ama bu eleştirilere maruz kalıyor, model fanatikleri tarafından çok beğenilmiyordu. Coupe, hatchback ve convertible gövde seçenekleri her zamanki gibi devam ediyordu ve motor alternatifleri arasında 140 cid 4 silindirliden, 256 cid V8’e kadar uzanan, her ihtiyacı karşılayabilecek seçenekler yer alıyordu.

Üçüncü jenerasyon 1987’de ciddi bir makyaj gördü ve “no grille” olarak adlandırılan, daha aerodinamik bir yapıya sahip olan ön tasarım tanıtıldı. Bunun dışında 302 cid. V8 motor seçeneği de modele eklenmişti ve bu versiyon ileride Mustang 5.0 olarak anılmaya başlanacaktı. Bu motor alternatifi performans meraklılarının elinde modifiye işlemlerine çok iyi sonuçlar verdiği için oldukça popüler hale geldi.

Ford’un 1993’te kurduğu SVT (Special Vehicles Team) birimi SVT Cobra modeliyle gelecek için umut verici sinyaller veriyordu. 5.0 lt’lik V8 235 bg güç üretiyordu ve 400 metreyi 13 sn gibi kısa bir sürede geçebiliyordu.

Dördüncü jenerasyon (1994- 2004)

1994 model yılı için on beş yıldan beri ilk defa otomobil tamamen sıfırdan bir tasarım diliyle ele alındı. Geliştirilmiş bir Fox platformu üzerine yerleştirilen Mustang IV, tasarımcı Patrick Schiavone’un elinden çıkmıştı. Schiavone 74 yılından beri ilk defa otomobilde hatchback gövde seçeneğini kullanmamış, gerçek bir coupe formuna geri dönmüştü. Ayrıca eski modellerden ilham alan tasarım çizgileri de görülebiliyordu. Kabinde ilk jenerasyondaki gibi simetrik tasarım dikkat çekerken klima, hız sabitleme sistemi ve havayastığı gibi ekipmanlar standart donanımda sunuluyordu.

Baz model 232 cid. (3.8 lt ) OHV, 145 bg’lik motorla gelirken 5 ileri manuel ya da 4 ileri otomatik şanzıman seçenekleri söz konusuydu. 302 cid’lik emektar V8 artık göre hayatına son verirken (30 yıldır kullanılıyordu) yerine 281 cid (4.6 lt) V8 küçük blok kullanılmaya başlandı. GT olarak adlandırılan bu model önce 215 ardından 225 bg güç üretecek şekilde geliştirilmişti. Yüksek performanslı Cobra modeliyse 305 bg üretiyordu.

1999’da dördüncü jenerasyona makyaj uygulandı.. Ford’un global tasarım dili olan New Edge ile birlikte daha modern, akıcı hatlar Mustang’e entegre edildi. Motorlar elden geçirilip güçlendirildi (GT versiyonu 260 bg’e çıktı) ve 320 bg’lik Cobra satışa sunuldu.

Dördüncü jenerasyon gerek tasarımı gerekse motorlarıyla Mustang’in ilk jenerasyonunu andırıyordu. 6 silindirli motorlar çok rağbet görmezken daha çok GT ve Cobra versiyonları tercih ediliyordu. Böylece Mustang ikinci ve üçüncü jenerasyonun zayıf, 4 silindirli, küçük hatchback imajından kurtuldu, yine güçlü ve kaslı bir otomobil olarak algılanmaya başladı.

Beşinci jenerasyon (2005 -2014)

Tarih 2003’ü gösterdiğinde Mustang için bir dönüm noktası yaşanıyordu. Detroit Fuarı için hazırlanan konseptin tasarımı 1960’lı yılların modellerinin birebir aynısı gibiydi. Yeni DC2 platformu üzerine geliştirilen konseptin ürün yönlendirilmesi Baş Mühendis Hau Thai-Tang tarafından gerçekleştirilmişken, ‘Retro- fütürizm’ olarak adlandırılan tasarım dili Sid Ramnarace’in eseriydi.

Sonraki yıl elden geçirilen konsept yeniden Detroit’te gösterildi ve bu defa Ford üretim için ciddi olduğunun altını çizdi. Mustang tam anlamıyla eski günlerine geri dönmüştü ve retro tasarım anlayışı tam bir çılgınlıktı!

7 Eylül 2004’te beşinci jenerasyon üretim bantlarından inmeye başladı. Mustang bir kez daha piyasaya bomba gibi düşmüş, retro tasarımıyla bir çığır açmıştı. Bu tasarım anlayışı ileriki tarihlerde GM ve Chrysler’in de ilgisini çekti ve sırasıyla Camaro ile Challenger aynı yaklaşımla piyasaya çıktı. 60’lı yıllardaki gibi yine Mustang başı çekmiş, diğerleri onu izlemişti.

Standart model 4.0 lt’lk V6’sıyla 210 bg gücündeyken, GT bir kez daha 4.6 lt’lik V8, 300 bg’lik motorla sunuluyordu. Shelby 1970’den beri ilk defa beşinci jenerasyonda Ford ile yeniden çalışmaya başlamış, GT500 markası geri dönmüştü. 5.4 lt’lik 32 supaplı supercharger’lı V8 ile GT500, 500 bg güç ve 650 Nm tork üretiyordu. 2008’de tanıtılan GT500 KR (King of The Road) ismini 68 KR’den alıyordu ve GT500’ün supercharger’lı motorunun 540 bg’lik bir versiyonunu kullanıyordu.

Shelby’nin de Mustang programına dahil olmasıyla birlikte otomobil tam anlamıyla retro ve Muscle Car fanatikleri için çok uygun hale gelmişti.

Beşinci jenerasyon 2010’da makyaj operasyonundan geçirildi. Tasarımda güncellemeler yapılırken 3.7 lt’lik Duratec V6, 4.0 lt’lik ünitenin yerini aldı. 305 bg gücü ve 380 Nm’lik tork oldukça başarılı performans değerleri sunuyordu. 4.6 lt’lik V8’se yerini 5.0 lt’lik motora (412 bg) bırakmıştı.

2010’da efsanevi bir Mustang versiyonu daha piyasaya sunuldu: Boss 302. Boss’da 5.0 lt’lik V8’in 444 bg’lik bir türevi yer alıyordu. Otomobil 6 ileri manuel şanzımanla donatılmıştı ve 19 inçlik jantlara sahipti.

Beşinci jenerasyon oldukça başarılı satış rakamlarıyla dikkat çekti ve 9 yıllık hayatında, sadece ABD’de 847.154 adet kullanıcıya ulaşmayı başardı. Ford, 50’nci yılı şerefine Mustang’e tamamen yeni bir jenerasyonu uygun gördü ve altıncı nesilin tanıtımını bu önemli yıla denk getirdi.

Altıncı jenerasyon (2014- )

Ford’un yeni tasarım dilinin bir ürünü olan yeni Mustang kesinlikle yerini aldığı model gibi retro olmaya çalışmıyor. Tam tersine oldukça modern ve sofistike bir otomobil.

Tasarımı markanın 2011’de gösterdiği Evos konseptine benzerlikler gösteriyor ama bunu geçmişe mesaj gönderen, üç parçalı arka farlar gibi detaylarla harmanlıyor. Yeni Mustang’de kullanılan gelişmiş güvenlik teknolojileri otomobilin Premium hissini artırırken, ilk defa bağımsız arka süspansiyonun kullanılması gözlerden kaçmıyor.

Otomobilde 4, 6 ve 8 silindirli güç ünitelerine yer veriliyor: 2.3 lt Ecoboost, turbo 4 silindirli, 3.8 lt Cyclone V6 ve 5.0 lt’lik V8. Böylece Mustang bir kez daha değişen dünyaya ayak uydurabilen bir otomobil olduğunu kanıtladı ve tarihinde ilk kez Avrupa’da satılmaya başladığında, pazarın popüler özelliği olan turbo motora geçiş yapmış oldu. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.