Genel Hikaye İbret Öyküleri

Papazı Dövdürmemek

Sosyal Medya Hesabında Paylaş

Biri Ermeni, biri Kürt, diğeri Türk üç arkadaş yaya olarak yolculuk yapmak zorunda kalmışlar. 

Mevsim yaz, hava da epey sıcak. Yol uzadıkça uzuyor. Bizimkiler yorgunluktan tükenmiş bir halde, terden sırılsıklam, bir yandan acıkmış, bir yandan susamışlar. Ancak ne çıkınlarında azık ne de mataralarında su kalmamış.

O sırada gözlerine bir üzüm bağı ilişmiş. Tam da bağbozumu mevsimi… Salkım salkım üzümler dallarda asılı… İçlerinden biri;

“Girelim bahçeye, sahibi varsa parasını verir afiyetle yeriz. Yoksa da bir iki salkım üzümden ne çıkar” diye bir teklifte bulunmuş.

Ötekiler de bakmışlar açlığa ve susuzluğa bundan daha iyi bir çare yok, kabul etmişler. Bağa girmeden önce etraflarına biraz bakınmışlar. Belki mal sahibi oralardadır diye bir iki seslenmişler, ancak ortalarda kimseyi görememişler, bağa girip başlamışlar üzümleri tatlı tatlı yemeye.

Onlar üzümleri iştahla götürmeye dursun, bağın sahibi birdenbire başlarında bitivermiş. Bağına girilip onca emekle yetiştirdiği üzümlerinin yenmesine sinirlenmiş, ancak ilkin berikilerle baş edemeyeceğini düşünerek pek de ses edememiş. Kendisi tek, onlar üç kişi…

Ermeni’nin ermeninin üzerinde bir papaz kıyafeti ve boynunda bir haç varmış. Bağcı bu sebeple onun, farklı bir dinden olduğu anlamış ve dönerek diğer ikisine sormuş:

“Siz kimsiniz, nesiniz?”

Biri kendisinin Kürt, diğeri ise Türk olduğunu söyleyince, üçüyle birden başa çıkamayacağını bildiği için, basmış papaza dayağı:

“Bunlar benim din kardeşim. Üzümlerim onlara helali hoş olsun. Ya sana ne oluyor?”

Papaz, “Parasını ödeyecektik” dese de, bağcının sopası sırtına inip durmuş.

Kürt ve Türk, tepki vermeden bu dayağı seyretmiş, kendilerinin durumdan sıyrıldığını düşündükleri için derin bir oh çekmişler. Papaz artık yediği sopalardan takati kalmayıp yere yıkılınca, bağcı bu defa Kürt’e dönmüş:

Bu adam Türk, aynı kanı taşıyoruz. Üzümlerim O’na helali hoş olsun, peki sen nasıl benden izinsiz üzümlerimi yersin!” diyerek başlamış Kürt’ü dövmeye…

Bu kez de Türk’ten ses seda yok tabi… Sıranın kendisine geleceğini düşünmemiş. Bağcı Kürt’ü de iyice bir dövdükten sonra, Türk’e yönelmiş:

“Tamam anladık, Türk’sün, aynı kandanız, aynı dindeniz fakat, sahibi olmadan başkasının bağına girilir mi!” bu defa Türk’e vurmaya başlamış.

Bizim üç kafadar birazcık üzüm, bolca da dayak yedikten sonra tekrar düşmüşler yola… Yolda Kürt olan bir ara dönüp Türk arkadaşına sormuş:

“Biz üç kişiydik, bağcı ise tek kişi. Ama bizi eşek sudan gelinceye dek dövdü. Nasıl oldu bu iş, aklım almıyor…”

Türk içini çekerek cevap vermiş:

Biz daha en başta bu papazı dövdürmeyecektik…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.