Genel

Parası Ödendiği Halde Alınamayan Gemilerimiz; Sultan Osman Ve Reşadiye

1900’lü yılların başında dünyanın en güçlü devletleri, donanması en güçlü devletlerdi. Bu yüzden denizciliğe büyük önem veren Sultan Abdülaziz, ağır borçlara katlanmayı göze alarak güçlü bir donanma oluşturdu. Zira Osmanlıya son zamanlarda en büyük darbeler denizden gelmeye başlamıştı.

Sultan Hamid’in tahttan indirilmesinden sonra Balkan savaşları çıktı. Yeni pâdişah Sultan Reşad’dı. Balkan Harbi mağlubiyeti Osmanlı’ya güçlü bir donanma ihtiyacını fazlasıyla hissettirdi. “Donanma Cemiyeti” bu sebeple kurulmuş ve halktan topladığı bağışlarla gemi satın alma faaliyetlerini yürütmüştü. Nihayet Bahriye Nezareti evvela Almanya’ya Turgut Reis ve Barbaros isimli 2 zırhlı gemi ile 4 muhrip ve birkaç nakliye gemisi siparişi verdi.

 

1911 yılında da İngiltere’deki Vickers Şirketi’ne “Reşadiye” zırhlısı siparişi verilmiş, gemi komutanlığına da Vasıf Bey tayin edilmişti. Reşadiye sınıfının tasarımı dikler arasında 160 m, toplamda 170,54 uzunluğundaydı. Sınıfın genişliği 27,91 m, tasarım deplasmanı ise 23.000 metrik ton idi. Hizmete girdiğinde HMS Erin’in deplasmanı normalde 22.780  ton, tam yükte ise 25.250 ton idi. HMS Erin tamamlandığında kumanda kulesi üzerinde tepesinde topların atışlarına yardımcı olmak üzere gözlem alanı bulunan tek bir üç ayaklı ana direğe sahipti. Geminin mürettebatı 1.070 subay ve denizciden oluşuyordu

Reşadiye sınıfı tasarlandığı gibi, on 340 mm, 45 kalibrelik toptan oluşan ana batarya, on altı 150 mm, 50 kalibre toptan oluşan ikincil batarya ve dört  530 mm, torpido tüpü ile donatılmıştır. 340 mm toplar, Armstrong Whitworth tarafından üretilen Mark VI tipindeydi ve hepsi merkez hattında beş ikiz tarete monte edilmişlerdi. İlk iki taret ikincisi biraz daha geride ve yukarıda olacak şekilde yerleştirilmiş ve aynı bölgeye ateş edebilir şekilde tasarlanmıştı. Üçüncü taret bacaların hemen ardında geminin ortasına doğru, son iki taret ise yine biri biraz daha yukarıda olmak üzere aynı bölgeye ateş edebilir şekilde arka kumanda kulesinin arkasındaydı. 150 mm toplar her biri kendi kazamatında olacak şekilde geminin iki yanında, üst güvertede yer alıyordu. Torpido tüpleri gemi gövdesinin içinde, su hattının altında geminin her yanında ikişer adet olacak şekilde konumlandırılmıştı. HMS Erin tamamlandığında bir grup küçük kalibreli silah da eklenmişti, bu silahlar arasında altı 57-milimetre top ve iki 76-milimetre Mk I uçaksavar topu yer alıyordu.

Gemiler orta kısımlarda 300 mm kalınlıkta, iki uca doğru ise kalınlığı 100 mm seviyesine dek azalan bir kemer zırhı ile korunuyordu. Zırhın iki ucundaki boylamasına gemi bölmeleri 200 mm kalınlıktaydı. Yatay düzlemde koruma, cephanelik ve makine daireleri üzerinde 76 mm kalınlıkta, diğer yerlerde ise 38 mm kalınlıkta zırhlı güverte ile sağlanıyordu. Ön kumanda kulesi 300 mm kalınlıkta duvarlara sahipti. Ana batarya top taretlerinin ön yüzleri 280 mm kalınlıkta zırhla kaplıydı, barbetler ise 250 mm zırhlıydı. Ana kemer zırhın aşağısında ve arkasında kalan kısımlarda ise zırh kalınlığı 76 mm seviyesindeydi.

1912 yılına gelinince İngiltere’ye verilen siparişe 2 zırhlı daha ilave edildi: Fatih ve Sultan Osman. Bunlardan başka 2 keşif gemisi, 4 torpido muhrip ve 2 denizaltı da yine İngilizlere verilen siparişler arasındaydı. 1913–1914 ve 1915 senelerinde ise Fransızlara birer zırhlı, 4 küçük kruvazör, 20 destroyer, 6 denizaltı ile çeşitli takviye gemileri sipariş edilmişti.

Bu sıralarda, daha önceden Brezilya tarafından da İngiltere’deki New Castel’da bulunan Armstrong şirketine bir savaş gemisi ısmarlanmıştı. Brezilya, Rio De Janerio isimli bu savaş gemisinin parasını ödemeyip almaktan vazgeçince bu gemiye Osmanlı Hükümeti talip oldu ve adını Sultan Osman koydu. Osmanlının savaş gemileri yaptırmaya başladığını duyan Rusya, parası dahi ödenmiş olan bu gemilerin en azından tesliminin geciktirilmesi için var gücüyle çalışmaya başladı. Kendi tersanelerinde yapılan gemileri hızlandırıyor, İngiliz makamlarıyla da Osmanlı gemilerinin geciktirilmesi için görüşmelerde bulunuyordu.

1911 ve 1912 yıllarında ısmarlanan Reşadiye ve Sultan Osman zırhlılarının 1914 yılında tamamlanarak teslim edilmesi için anlaşma yapılmıştı. Osmanlı Devleti Londra Büyükelçisi Tevfik Paşa vasıtasıyla İngiliz askeri mühendislerden gemiler için rapor istedi. Bu esnada Sultan Osman’ın gemi komutanlığına getirilen Rauf Orbay ve seyir subayı Fahri Ergin de deneme seyirleri yapmak ve gemileri teslim almak üzere İngiltere’ye gönderilmişti. Fakat Londra Sefîri Tevfik Paşa’nın gemilerin sağlamlığının İngiliz askeri mühendisleri tarafından teftişinin 4 hafta süreceğinin bildirilmesi üzerine Rauf Bey ve Fahri Bey Paris’e geldi ve o esnada Tulon’da deniz tatbikatını takip eden Bahriye Nazırı Cemal Paşa ile görüştü. Rauf Bey bu görüşmede “İngilizlerin, Sultan Osman gemisini bitirmemek için her geçen gün yeni bir bahane ürettiklerini” söylemişti Cemal Paşa’ya.

Cemal Paşa’nın Rauf Bey’i tekrar Londra’ya göndermesi üzerine 1200 kişilik mürettebatını da yanına alarak Reşit Paşa vapuruyla Londra’ya giden Rauf Bey, bu defâ daha büyük bir engelle karşılaştı. 28 Haziran 1914 günü Saraybosna’da bulunan Avusturya-Macaristan veliahdı, bir Sırp anarşisti tarafından öldürüldü. Bu hâdise 1. Cihan harbinin başlamasına yol açtı. Artık Osmanlıyı zor günler bekliyordu.

1 Ağustos 1914 yılında Londra büyükelçisi Tevfik Paşa’ya, halktan binbir güçlükle toplanan gemilerin son taksiti de gönderilmiş ve “Ancak Sultan Osman zırhlısına Türk bayrağı çekildikten sonra İngiliz şirketine paranın ödenmesi” emredilmişti. Fakat Armstrong şirketiyle yapılan antlaşma gereği son taksit yatırıldığı gün gemi teslim edilecek ve Türk bayrağı da çekilecekti. Bu yüzden son taksiti de İngiltere bankasına yatıran Tevfik Paşa’nın gemiye bayrak çekilmesi için Rauf Bey’e telgraf gönderdiği esnâda, Rauf Bey’den gelen cevap “İngiliz amiralliğinin gemiye el koyduğunu” bildiriyordu.

Aldığı cevap karşısında neye uğradığını şaşıran Tevfik Paşa, o saatlerde bankalar kapanmış olduğu için, parayı geri istemek maksadıyla derhal telgraf çekti Armstrong şirketine. Gemilere el konulmasının hesabını sormak için de İngiltere hariciye müsteşarıyla görüştü. Müsteşar Tevfik Paşa’ya, bu kararın tedbir amacıyla alındığını ve yalnız Osmanlı’ya değil, tüm yabancı gemilere uygulandığını söyledi. Bir protesto da Armstrong şirketine çekmişti Tevfik Paşa, gemileri zamanında teslim etmeyerek İngiliz hükümetinin el koymasına sebebiyet verdikleri için.

Winston Churchill’in emriyle gemilere 1 Ağustos 1914 te el konulmuştu fakat o tarihte seferberlik dahi ilan edilmemişti. Sadece 2 gemi değil, aynı zamanda anlaşmaya varılan ve henüz satın alınmayan 2 torpido destroyerine de yine İngiliz hükümetince el konulmuştu. İşin hazin tarafı Reşadiye ve Sultan Osman’ın yüzdürülebilmesi için kömürüne kadar ihtiyacı olan her şeyin parası eksiksiz ödenmişti. O dönemde İngiltere deniz kuvvetlerinin başında olan Winston Churchill, gemilere el konulmasını şöyle anlatır:

İngiliz donanması harp nizamında denize açılmıştı. 28 Temmuz’da Türk dretnotlarının her ikisini de Kraliyet Donanması için istedim. Tyne Nehri’nde demirlemiş bir Türk nakliye gemisi, 500 gemici ile birinci dretnotu almak üzere bekliyordu. Türk kaptan geminin teslimini istiyor ve gemiye binip Türk bayrağını çekeceğini söyleyerek gözdağı veriyordu. Bu müthiş günlerde (31 Temmuz) kendi sorumluluğum altında buna engel olunmasını ve Türkler tarafından gemiye el konulma teşebbüsünün gerekirse silah kullanılarak önlenmesini emrettim. Bu yola sadece İngiliz bahriyesinin çıkarları için başvurdum.”

Churchill gerilen ilişkileri düzeltme umuduyla Osmanlı İmparatorluğu’nun savaşta tarafsız kalması şartıyla savaş sonunda iki dretnotun tamir edilmiş halde teslim edilmesi veya değerlerinin geri ödenmesi, bu esnada gemilerin kullanımı karşılığı her gün için 1,000 sterlin ödenmesi teklifinde bulundu ancak bu teklif kabul görmedi.

İngilizlerin, el koyduğu bu 2 gemiden başka 8 gemi daha vardı zapt edilen. Fransızlar tarafından Mersin’de 2 istimbot, İngilizler tarafından Çanakkale’de Haliç vapuru, Ruslar tarafından İttihat, Gürcistan ve Kozlu gemileri ile bir motor, İngilizler tarafından Bombay’da Karadeniz gemisi de el konulan gemilerimizdi. Bu gemilerin akıbetleri meçhul. Savaş gemisi bile olmadığı halde bu gemilere savaş bahane edilerek el konulmuştu. 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan antlaşmasıyla Türkiye, Osmanlı devleti zamanında ödenen bu gemi bedellerinden tümüyle feragat etti. Donanma cemiyetinin binbir zorlukla topladığı paralarla satın alınan bu gemiler, Türk halkının öz malıydı. Zira bu paraların büyük bir kısmı halktan toplanmıştı.

Peki bu 2 Osmanlı gemisine ne oldu? Sultan Osman gemisi derhal İngilizleştirildi ve ismi “Agincourt” olarak değiştirildi. Reşadiye ise “Erin” ismini aldı. Fakat kaderleri oldukça hazin oldu. 22 Ağustos’ta seyre hazır olan Sultan Osman’ın denenmesinde silahlarının iyi çalışmadığı görüldü. Muharebe sırasında ana bataryasını ateşlemeyen tek İngiliz büyük savaş gemisi olan Erin, ikincil bataryalarından sadece 6 mermi ateşledi. 1917’de atış kontrol direktörleri eklendi. HMS Erin, savaşın bitiminin ardından Nore yedeklerine atanarak amiral gemisi görevini alsa da savaş sonrası kariyeri kısa sürdü.

26 Ağustos 1914’te onarım için tersâneye çekildi. Fakat tâmir edilse de çürük bir gemi damgasını yediği için bir daha kimseye satılamadı. Kendi yaptıkları gemiyi kendileri dahi kullanamadığından 1922 yılında gemi sökücüler tarafından parçalanarak hurdalığa atıldı. Reşadiye ise, Sultan Osman kadar kötü çıkmasa da çok iyi bir gemi de değildi. Ne de olsa İngilizler bu gemileri Osmanlılar için yapıyorlardı. Kendi donanmalarındaki kadar kaliteli gemiler yapmaları beklenemezdi. Fakat İngilizler bu gemiyi 1. Dünya Savaşı’nda bize karşı da kullanmışlardı. Nitekim başarısız bir gemi olması hasebiyle savaştan sonra onun da âkıbeti Sultan Osman gibi oldu. 1921’de hurdacıya satılıp, parçalandı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.