Genel Psikoloji Psikoterapi Öyküleri

Psikanaliz Kuramının Sıradışı Yanılgısı; Anna O. Vakası

Anna O. Viyanalı zengin bir Yahudi ailenin kızıydı. Breuer’in vakasını okuyan her dikkatli Viyanalı bunu hemen fark etti ama kimse bunu açığa çıkarma gereği duymadı. Bunu yapan 1953 yılında, Freud’un en sadık biyografi yazarı Ernest Jones oldu.

Bertha Pappenheim da artık ünlü bir kadındı, 1954 yılında adına bir posta pulu bile çıkarıldı. Ama kesinlikle psikanalizin “manevi annesi” olduğu için değil, 1900’lerde Yahudi Kadın Birliği’ni kurduğu ve hayatını Yahudi kadın ve çocuklara adadığı için.

Breuer’in notlarına göre, Anna O. çok zeki, hayal gücü çok zengin, oldukça sosyal ama biraz kaprisliydi. Cinsel olarak henüz olgunlaşmamıştı. Ruhsal olarak güçlü değildi ve Breuer’e söylediğine göre, “özel tiyatrom” olarak adlandırdığı gündüz düşleri “üretiyordu”.

Anna O. ya da gerçek adıyla Bertha Pappenheim, psikanaliz tarihinin ilk kadın hastası. Viyanalı Bertha Pappenheim (1859-1936), Anna O. takma adıyla Sigmund Freud ve Josef Breuer ekseninde üne kavuştu. Anna O. babasının hayatını kaybetmesinden sonra ağır histeri rahatsızlıkları yaşadı. 1880 yılında Josef Breuer ile tanışarak hastalığı hakkında ona detaylı bilgiler sundu, hastalık belirtileri dışında düşlem ve varsayımlarını da onunla paylaştı.

Breuer ile konuşmaları ağırlıklı olarak hipnoz tekniği ile gerçekleşiyordu. Bu konuşmalar zamanla “gerçek bir klinik stratejisinde” özgün bir tedavi şeklini aldı. Anna O. bunu “konuşarak tedavi” olarak yorumluyordu. Sonraları bu yöntem psikanaliz tekniğinin habercisi olarak görülmeye başlandı ve Breuer ve Freud tarafından “katarsis yöntemi” adıyla yaygınlaştırıldı. Bertha Pappenheim yaşamının sonraki yıllarındaki mücadelesiyle Feminizm tarihinde kült kişilerden biri oldu.

Sigmund Freud, insan zihninin gizemleri tarafından büyülenen bir doktordu. Psikanalizin kurucusu, akıl ve delilik hakkında bildiğimiz her şeyi tamamen değiştirdi.

Freud’un üzerinde çalıştığı en önemli vakalardan biri Anna O. olarak bilinen bir kadındı.

Freud, o sırada hiçbir açıklaması olmayan tıbbi vakalarla özellikle ilgiliydi. Paris’teki ünlü Pitié-Salpêtrière Hastanesinde, körlük ve felç gibi fiziksel engelleri olan, ancak görünür de, bu hastalıkların fiziksel bir nedeni bulunmayan birkaç hasta vardı.‌

“Psikanalize öncülük eden, histerinin katartik tedavisi, harika bir hastanın ve açık fikirli bir doktorun ortak keşfiydi.”– Sandor Ferenczi

Freud da dahil olmak üzere, birçok doktor, bu vakaları, öğrendikleri hipnoz yöntemleri ile tedavi etmeye çalıştı. Ancak, hastalarının iyileşmesine rağmen, daha sonraki aşamalarda, belirtilerin tekrar ortaya çıktığını ya da farklı belirtiler görüldüğünü fark etti Freud.

Freud ve hocası Josef Breuer, Anna O. vakasıyla karşılaşıncaya kadar bir çıkmaza girmişlerdi.

Anna O., Breuer ve Freud

Josef Breuer, histeri konusunda uzman bir hekimdi. Aynı zamanda klinik hipnoz alanında ünlü bir figürdü. Freud ondan çok şey öğrendi ve hocasının zekasına hayran kaldı. Birlikte, psikanalizin başlangıç tarihi olacak ilk satırlarını yazdılar. Ve Anna O., insan zihnini anlamaları için belirleyici bir unsur olarak karşılarına çıktı.

O zamanlar histeri, bir kadın hastalığı olarak görülüyordu. İnsanlar, kadınların dikkat çekmek için bazı fiziksel problemler yaşadıklarına inanıyordu. Ancak Breuer, kadınların yalan söylemedikleri konusunda ikna olmuştu ve Freud da aynı şeyi düşünüyordu.

Zamanla histerik olgularda cinsellikle ilgili reddedilen ve bastırılan şeyler olduğu saptandı. Reddedilenler, dönüşerek (konversiyon) belirtiyi oluşturuyordu. Kaygı yaratan düşünce ve deneyimlerin savunma mekanizmaları ile bilinçdışında tutulduğu bulundu. Hastaların aktarım yaparak doktoru yaşamlarındaki önemli kişilerin yerine koyduğu gözlemlendi. Freud önce bunu bir sorun olarak görse de sonraları aktarımın yorumlanması psikanalitik tedavinin ana aracı oldu. Hastaların, bilinçli olarak iyileşmek ya da değişmek isteseler dahi dirençleri olduğu fark edildi.

Anna O. zengin bir aileden gelen, 21 yaşında bir Avusturyalı kadındı. Çok zeki ve iyi eğitimliydi. Ancak Anna, çok tuhaf semptomlar göstermeye başladı. Bir “bulut” olarak adlandırdığı, bir çeşit transa girer, hayalinden yılanlar ve kafatasları gibi imgeler görürdü.

1880 yılında babası ağır bir hastalığa yakalandı. Büyük ihtimalle verem olmuştu. Babasının hastalığı Bertha’nın sorunsuz ve tekdüze hayatına da son verdi. Annesiyle birlikte kendilerini babasının bakımına adadılar. Annesi gündüzleri, kendisi geceleri babasının başından ayrılmıyordu.

Bu hastalık süreci Bertha’ya fazla geldi. Birkaç hafta içinde zayıf düştü ve kendisi tıbbi yardıma ihtiyaç duyar hale geldiği için hasta babasının bakımına devam edemedi. Ama hiçbir doktor kendisinde organik bir hastalık teşhis edemedi. Aile Aralık 1880 tarihinde Josef Breuer’e başvurdu. Başvuru şikayeti şiddetli öksürüktü. Aynı zamanda görme bozuklukları, bedeninin birçok yerinde ağrılar, felç benzeri bulgular ve sağ kolunda duyu kaybı vardı. Breuer ruhsal bir hastalıktan şüpheleniyordu. Bertha, Breuer’e birinden ötekine çok hızlı gidip geldiği iki ayrı bilinç düzeyi tarif ediyordu. Görece olarak normal olup olumsuz duygulara daha meyilli olduğu bir ruh halinden, sanrılar içinde agresif bir tutum gösterdiği bir bilinç durumu arasında gidip geliyordu. Öğleden önceleri birinci bilinç düzeyindeyken, öğleden sonraları “uykuya benzer” olarak tanımladığı ikinci bilinç düzeyine geçiyor, akşama doğru “uyanıyordu”.

Peki bu karmaşık tabloya nasıl gelindi? Babasının ameliyatlarından bir tanesinden önce babasının yatağı başında yarı uykulu halde otururken, babasına onu öldürmek için yaklaşmakta olan siyah yılanlar görmüştü. O yılanları ellerini kollarını kullanarak kovmak istemiş ama sağ kolu tutmamıştı. Dua etmek istiyordu ama ya edemiyor ya da yalnızca İngilizce yapabiliyordu bunu. Almanca tek kelime söyleyemiyordu; iki hafta boyunca sustu. Sonunda yalnızca yabancı dilde bir şeyler söyleyebilir hale geldi. Öncelikle İngilizce ama bazen Fransızca ve İtalyanca da. Sonuç olarak Bertha histerik bir izlenim bırakıyordu.

Psikoterapi İçin Danışmanlık Becerileri

Ve daha sonradan, işler daha da kötüleşti: Anna konuşamaz, felçli bir halde, su bile içemeyen bir hastaya dönüşmüş, ana dili Almanca’yı zaman zaman unutup, sadece İngilizce veya Fransızca konuşabilmişti.

Breuer, Anna, sürekli tekrar eden ve yorucu bir öksürük nöbetine girdiği zaman onu tedavi etmeye başladı. Ayrıca yüzünde, kolunda ve bacağında felç vardı. Babası ise, tüberküloz bir apseden mustaripti ve hastalığı sırasında ona bakan kişi oydu. Ama şimdi hastalanan Anna’nın kendisiydi.

Anna O.,  kelimelerin şifa gücü ve psikanalizin doğuşu

Breuer, Anne üzerinde hipnoz tedavisi uyguladı, ancak Anna sadece saçma sapan hikayeler anlattı. Onu ikinci kez hipnotize ettiğinde is, Breuer, ona bir şeylerin kendisini rahatsız edip etmediğini sordu. Anna, şu cümle ile cevap verdi:

ajamáis acht nobody bella mió please lieboehn nuit.”

Beş farklı dilden oluşan saçma sapan bir cümleydi bu. Breuer, Anna O.’yi bu noktadan sonra hipnoz ile tedavi etmemeye karar verdi. Daha sonra tedaviyi, dinlemenin ana araç olacağı bir hale getirdi. Anna’ya cesaret verip, sadece aklına gelen bir şey söylemesini istedi. Semptomlar düzelmeye başladı ve bu, serbest çağrışım olarak bilinen kuramın temelini attı.

Anna, bu süreci “bacayı temizlemek” ya da “konuşma kürü” olarak adlandırmaya başladı. Psikanaliz alanı, bu ikinci terimi daha sonra kendi kuramlarına dahil edecekti. Breuer’ın kendisi ise bu süreci “katartik yöntem” olarak adlandırdı.‌

Anna O. ile tedavi süreci oldukça inişili çıkışlı oldu. En sonunda, Anna, Breuer’e aşık oldu ve ona karşı bir tür bağımlı olma durumu geliştirdi. Doktor da aynı hisleri paylaşmasına rağmen, evli olduğundan tedaviyi sonlandırmaya karar verdi. Bir süre sonra, Freud bu olaylardaki “aktarım” olgusunu ve histerinin ardındaki cinsel isteği keşfetti.

Anna O. iki kez hastaneye yatırıldı ve durumu birkaç kez nüksetti. Ancak, tüm semptomlarını kontrol altına alabildiği bir noktaya ulaşabildi. Kadın ve çocuk hakları için bir aktivist ve nispeten önemli bir yazar ve çevirmen oldu. Hayatı, “normal” bir yaşam olarak görülebilen şeyleri takip etmeye başladı.

On bir yıl sonra, Breuer ve Freud, farklı bir yaklaşım olarak psikanalizi içeren Histeri Çalışmaları (Studies on Hysteria) adlı bir kitap yayınladılar.

Anna O. vakası, metinde en açık bir şekilde dile getirilmiş olanıdır. Pek çok okur, sembolik bir şekilde, histeri ve Anna O.’nin psikanalizin gerçek kurucuları olduğunu söyler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.