Genel

VAMPİR NEDİR NEREDEN ESİNLENİLMİŞTİR.

Halk inanışına göre geceleyin mezardan çıkarak insanların kanını emen hortlak.

HAYVANBİLİM (ZOOLOJİ) TERİMİ
yarasalardan, Güney Amerika’da yaşayan, memelilerin kanını emerek beslenen büyük bir yarasa.

Üzerine düzinelerce kitap yazılan, defalarca filmlere konu olan bir konu: Vampirlik. Peki gerçekten var mı vampirler? Bilim bu konuda ne diyor? Geçmişte bu konuda hangi deneyler yapıldı, ne sonuçlar alındı?

Kahvenizi alın, gelin. Bu mistik (!) konuyu hep beraber inceleyelim.



RUHU AKTARMAYA ÇALIŞAN SİMYACI : CONRAD DİPPEL

Vampir hikayelerinin kökeni Simyacı Conrad Dippel’e kadar uzanır. 1673 yılında, Almanya’da bulunan Frankenstein Kalesi’nde doğan simyager Conrad Dippel, zamanının büyük çoğunluğunu anatomi ve simya alanlarında çalışarak geçiriyormuş. Kulesinde birçok kadavra bulunduran, hayal gücü hayli yüksek olan bu bilim adamı, söylentilere göre, bir huni, hortum ve yağlama maddesi kullanarak, ölü bir bedenin ruhunu başka bir bedene aktarmaya çalışıyormuş. Geceleri mezarları kazarak ölü bedenleri çaldığı söylentisi yayılınca Dippel, kasabadan kaçmak zorunda kalmıştır. Fakat yaptığı deneyler ve çalışmalar kulaktan kulağa yayılmış ve birçok eserin, hatta deneyin esin kaynağı olmuştur.



OLAYLARIN MERKEZİNDEKİ ADAM : DR. HENRY FRANKENSTEİN

Asıl adı Henry Frankenstein olan, Romanya’nın Transilvanya bölgesinde 19. yy’da yaşamış, yaşadığı bölgede derin bilimsel çalışmalar yapmış birisi olan doktor, Transilvanya’nın doğusunda Bildrick tepesinde gösterişsiz fakat esrarengiz şatosuyla bölgede hep merak konusu olmuştur. Dr. Henry Frankenstein halk arasına pek çıkmaz, araştırmaları için gerekli olan malzemeleri yardımcısı Mary Clakson’a aldırırdı. Yarasalar üzerinde çeşitli deneyler ve araştırmalar yapan bir bilim adamı olan Frankenstein, Transilvanya bölgesinde bulaşıcı bir hastalık boy gösterdiğinde ise bütün araştırmalarını bu hastalık üzerinde yoğunlaştırdı, çözüm yolları aradı.

HASTALIĞA ÇARE DOKTOR OLDU AVARE

Dr. Frankenstein ve yardımcısı bu illetten ne kadar sakınmaya çalışsalar da yaptıkları bir çalışma sırasında yarasa ısırması sonucu bu hastalığa yakalanırlar Hastalıktan kurtulmak için çalışmalarına hız veren Dr. Frankenstein, bu hastalığa panzehir bulmak amacıyla gece gündüz çalışırlar.

Hastalığın kuluçka süresi bittiğinde Dr.Frankenstein’ ın vücutu kana ihtiyaç duyuyordu. Doktorun ilk kurbanı yardımcısı Mary Clakson’un kendisi gibi yetim oğlu Robert Clakson oldu. Artık şatoda yaşayan herkes birer “Porfirya” hastasıydı ve kana ihtiyaçları vardı.

İNSAN MEZBAHASINDA ŞATO

Hastalık sebebiyle lanetlenerek asılıp kesilen binlerce insan yüzünden kısa süre içerisinde Transilvanya nüfusu 3’te bir oranında azaldı. Bölge halkı, panzehir üretmesi için tüm umudunu Dr. Frankenstein’a bağlasa da, artık doktor da onlar gibi bir hastaydı ve kana ihtiyaç duyuyordu. Artık doktor ve şatosundakiler, bu ihtiyaçlarını giderebilmek için halk arasından kurbanlar seçmeye başladılar ve bir süre sonra Bildrick şatosu, panzehir üretilen bir yerden ziyade insan mezbahasına dönüştü.



VAMPİRLERİN BABASI : HENRY FRANKENSTEİN

Fakat çalışmalarına devam eden Dr. Henry Frankenstein, panzehir üretme konusunda çözüme ulaştı, panzehiri üretti. Fakat bu çözüm, ona çok pahalıya mal oldu ve çarpıcı bir gerçekle karşılaştı.

Porfirya hastalığı, yarasalar üzerinde yaptığı deneyler sırasında yanlışlıkla yarattığı bir mikroptu. Böylece hastalığın yaratıcısı olarak tarihe geçen Dr. Henry Frankenstein, günümüzde de vampirlerin babası olarak bilinir.

PORFİRYA HASTALIĞI

Günümüzde “Vampirlik” olarak tabir edilen bu durum aslında, “Porfirya” hastalığı olarak 20. yy ın başlarında adını alacaktı. Porfirya hastalığı, bulaşıcı bir hastalıktır ve bulaştığı kişilerde insan kanına susama, diş etlerinde çekilme, güneşe karşı aşırı duyarlılık ve kana ihtiyaç gibi semptomlara yol açar. Bölgede hastalık yaygınlaştığında bölge halkı bir anda ‘’vampirlere’’ ve kurbanlara dönüştü.

Hastalık, Vampir Efsanesinin Doğma Sebebi

Vampir efsanesinin, tarihte bu hastalıktan muzdarip olanlardan ötürü oluştuğu söylenir. Bakıldığı zaman, bütün vampir tiplemeleri, sivri dişli, beyaz tenli, gece yaşayan ve saldırgan tiplerdir.

Porfiria ve vampirlik arasındaki bağlantıyı ilk ortaya atan ise biyokimyacı David Dolphin. Dolphin’e göre: “Porfiria hastaları gün ışığına maruz kaldıklarında vücutlarında belirgin değişimler meydana geliyor. Yüz derisinde çatlamalar, burun veya parmakların düşmesi, dudakların aşırı gerginleşmesi sonucu dişlerin sivri görünmesi gibi. Ağır porfiria hastaları bu nedenle gün ışığına çıkamıyorlar. Porfiria hastalarında görülen hemoglobin eksikliği nedeniyle oluşan kansızlık yüzyıllar önce hastaların kan içmelerine sebep oluyordu. Sarımsak, porfiria semptomlarının ağırlaşmasına sebep olduğundan bu hastalar sarımsaktan sakınıyorlardı.”

”Vampirler Geceye Aitler, Gizemi Seviyorlar”

Guiley bu konudaki deneyimlerini şöyle paylaşıyor:

”Tanıdığım vampirler kesin ve dürüst inançlılar; bilinç düzeyinde veya altında vampir olduklarından eminler. Onlar geceye aitler, gizemi seviyorlar; gün ışığına karşı duyarlılar ve en önemlisi bireysel yaşamı seviyorlar, buna karşın sıradan insanlarla yaşam paylaşmaktan hoşlanmıyorlar. Ancak, kendilerine benzeyenlerle zaman zaman kan içmek için bir arada oluyorlar, Yaşamlarındaki değişimin kontrol dışı olduğu inancındalar. Vampire dönüşmenin onları insanlardan ve hatta kötülüklerden koruduğu düşüncesindeler. Vampir Realitesi’nde yaşayanların bazıları, ruhsal çalışmalarla meşguller, bu gruba Ruhsal Vampirler diyebiliriz, susuzluklarını kanla değil başkalarının yaşam enerjisini boşaltmakla veya emmekle gideriyorlar, Ruhsal Vampirler daha dışa dönükler çünkü çevrelerinde insanlara ihtiyaçları var, kurbanlarını bu yoldan bulabiliyorlar. Onları tanımak daha kolay, gece tipi olmaları ve musallat oldukları insanların birkaç saat içinde tüm enerjilerini yitirmeleri dikkat edilmesi gereken olaylar.”

 


Hesabında paylaş


Bir Cevap Yazın

error: Content is protected !!