Genel

Yaşadıkları Çağı Titreten Üç Deha; Nizamülmülk, Hassan Sabbah ve Ömer Hayyam

Ömer (Hayyam), Abdülkasım (Nizamülmülk) ve Hasan (Sabbah) 1050-1060’lı yıllarda Nişabur Medresesi’nin yedikleri içtikleri ayrı gitmeyen üç öğrencisiydi. Hangisi olduğu bilinmeyen birisi, bir çılgın eğlence gecesi sonrasında arkadaşlarına teklifte bulunur;

“Gelin birbirimize ömür boyu sadakat yemini edelim. Hangimiz önce şöhret ve paraya kavuşursa, ötekilere yardım etsin…”

Oturup birlikte and içerler…

İlk üne kavuşan Abdülkasım olur ve “Nizamülmülk” adıyla Sultan Alparslan’ın vezirliğine getirilir. Anlaşmayı unutmayan Abdülkasım, kendisini ziyarete gelen arkadaşlarına sarayda birer görev teklif eder. Hasan anında kabul ederken, Ömer “Bana yapabileceğin en büyük iyilik, öğrenmeye devam etmek için gerekli olanakları sağlamak olabilir” der.

Nizam, Ömer’e İsfahan’da bir gözlem evi kurarken, zeki ve kültürlü birisi olan Hasan, kısa sürede Sultan Alparslan’ın takdirini kazanır.

Aslında Hasan Sabbah’ı vezir Nizam’a öneren Ömer Hayyam’dır. Ya da Hasan Sabbah Ömer Hayyam’ın dostluğu sayesinde Selçuklu sarayına oldukça yakın olabilmiştir. Kum şehrinden gelen ve etrafınca Şii olarak tanınan Hasan bin Ali Sabbah ve Nizamın iyi anlaştığı ve vezirin en yakınlarından olduğu rivayet edilir. Hatta Sabbah’ın kısa sürede Sultan Melikşah’a yakın olduğu bilinen bir gerçektir.

Melikşah’ın Nizam’dan hazine harcamaları konusunda ayrıntılı bir rapor istediği iddia edilir. O zamanın devlet yönetme ve maliye sisteminde kısa sürede hazırlanacak bir bilgi değildi bu elbette. Fırsatı kaçırmak istemeyen Hasan Sabbah’ın araya girerek kendisinin bu göreve hazır olduğunu bildirerek kırk günde istenilen raporu sultana sunacağını iddia etmesiyle kendisini Selçuklu divanına girebilecek kadar öne çıkarır.

Melikşah’ın istediği maliye raporu hazırlanmıştır. Fakat bilinmeyen bir sebepten ötürü raporların bazı sayfaları yok edilmiştir. Melikşah önünde sunum yapıldığı sırada eksikliklerin ortaya çıkmasıyla günlerce hazırlanan raporun huzurunda bir fiyasko ile sonuçlanmasının ardından Hasan Sabbah’ı diğer tartışmalı sebepler yüzünden imparatorluk topraklarından sürdü. Uzak diyarlardan geri gelecek olan Hasan intikamını yerde bırakmayacaktı elbet.

Hasan, kalenin gözden uzak bir yerinde, buz gibi suların aktığı, bin bir renk çiçeklerin açtığı, kuşların cıvıldadığı gizli bir “cennet” kurar. Zamanın en gözü pek, en güçlü gençlerinden 20-30 kişilik grup oluşturan Hasan, onları aylar süren sıkı bir eğitimden geçirdikten sonra büyük bir ziyafet düzenler, gecenin ilerleyen saatlerinde bol bol da yüksek dozlu uyuşturucu içeren haşhaş bitkisinden verdirir. Derin uykuya dalan gençler, Hasan’ın gizli “zevk-ü sefa bahçesi”ne taşınır. Sabah uyandıklarında ise gözlerine inanamazlar. Her birinin yanında yüzlerini okşayan genç kızların da bulunduğu, hayallerine bile sığdıramayacakları kadar güzel bir yerdedirler ve burası cennettir. Gençler, o gün zevkin her türlüsünü doya doya yaşarken, akşama aynı ziyafet tekrarlanır, yanında da bol bol o tuhaf etkili bitkiden verilir. Gençler uyandıklarında yine o cennettedirler. Meyve bahçeleri, rengarenk kuşlar ve doyumsuz şaraplar… Tam bu sırada devreye giren Hasan, gördüklerinin asla hayal olmadığını, istedikleri anda bu cennete girebileceklerini militanlarına tatlı tatlı anlatır ve ekler; verilen görevler uğruna öldükten sonra kendinizi doğrudan o cennette bulacaksınız…

Bir sabah , Vezir Nizamülmülk, krallık ordugahının ortasında, çadırında bıçaklanmış bulunur. Eski gençlik arkadaşı Hasan Sabbah’ın gönderdiği Haşhaşi de hemen oracıkta öldürülür. Vezir’ in katili, cellat kafasını keserken bile, bir an önce “cennete” kavuşacağı umuduyla gülümsemektedir.

En kabul gören görüşe göre Nizamülmülk bir Haşhaşi tarafından hançerlenerek suikaste kurban gitti. Öldüren suikastçı Nizamülmülk’e haykırmıştı

“Al bakalım bu armağanı, ta Alamut’tan geliyor sana!”

Katil hemen yakalandı ve oracıkta öldürüldü. Nizamülmülk öldürülmesinden tam otuz beş gün sonra otuz yedi yaşındaki Melikşah 18 Kasım 1092 yılında Bağdat’da avda iken zehirlenerek öldürüldü. Şarkın ve Garbın meliki, İslam’ın ve Müslümanların temel direği dünya topraklarının yarısının sahibi Sultan Melikşah cenaze namazı kılınmadan, gizlice defnedildi.

Alamut hikayesini de daha sonra tüm dünyayı kasıp kavuracak olan Cengiz Han’ın başını çektiği Moğol istilaları sona erdirdi. İlk dalgada Buhara, Semerkant, Rey ve Horosan gibi yıldız şehirler alt üst edildi. Şehirler yakılıp yıkıldı. İkinci dalga ise Bağdat, Şam, Polonya ve Çin’in bazı bölgelerinin yanında Alamut’u yok etti.

Hasan ’ın hayran olduğu tek insan, çocuk luk arkadaşı, kendisini ölümden kurtaran Ömer Hayyam’dır. Onun Alamut Kalesi ’ne gelmesi için çok ısrarcı olur. Teklifi ne cazibe katmak için, zamanın tüm eserlerini içeren eşsiz bir kütüphane kurarsada, Hayyam kabul etmez .

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

error: İçerik korunuyor !!